World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Diğer haberler ve analizler

New York ve Washington'daki Terörist Saldırıların Politik Nedenleri

Editörler Kurulu
12 Eylül, 2001

World Socialist Web Site Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yapılan saldırıları kayıtsız şartsız kınar. Dört yolcu uçağını kaçırıp füze yerine kullananlar bir katliamdan sorumludur. Böylesine gözükör ve vahşi bir kıyımla hiçbir ilerici ve yapıcı toplumsal kazanç elde edilemez.

Bu nitelikteki cana kasıtlı terör eylemlerinin altında yatan, yozlaşmış ideolojik kötümserlik, dinci ve aşırı milliyetçi saptırım ve en çirkin politik fırsatçılıktan oluşan zehirli karışımdır. Terorist örgütler--Amerikan karşıtı söylemleri bir yana--taktiklerini, şiddet eylemleriyle ABD egemen kesimini politika değiştirmeye zorlama hayali üzerine kurar. Yani amaçları Washington'la pazarlıktır.

Gerekçesi ne olursa olsun, terörist taktik özünde yıkıcı ve gericidir. ABD emperyalist militarizmine sekte vurmak şöyle dursun, emperyalist çevrelerin ekmeğine bal sürer--jeopolitik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda savaşa gitmelerine fırsat tanır. Suçsuz sivilllerin katledilişi halkta kızgınlık ve nefrete yolaçar, kafaları bulandırır. İşçi sınıfının küresel bütünleşme mücadelesine darbe vurmakla birlikte, Amerikan Halkı'nın, Orta Doğu'nun tarihsel ve politik çerçevesini oluşturan gerçeklerle aydınlatılmasını aksi yönde etkiler.

Salı günkü terör patlamasını kınıyor olmamız, hiçbir şekilde ABD yönetimine ilkeli muhalefetimizin azaldığı anlamına gelmez. Dünkü olayların neden ve niçinini anlamak, ancak ABD'nin--özellikle son 30 yılda--Orta Doğu'daki rolünün tarihsel ve politik bilançosunu çıkarmakla mümkündür. Amerikan emperyalizminin bölgedeki petrol kaynaklarını kontrol etmek için verdiği amansız ve acımasız mücadele--ki bu mücadele Israil'in Filistin Halkı'nı ezmesine destek vermeyi de içermektedir – ABD'yi Arap Halkları'nın haklı ve sindirilmez demokratik, ulusal ve toplumsal emellerine engel kılmaktadır.

Salı günkü olaylar sonrası politikacılar ve basın yayın çevreleri defalarca Dünya Ticaret Merkezi'nin yıkımının savaş anlamına geldiği ve ABD'nin bu doğrultuda davranması gerektiğini savundu. Halbuki ABD yönetimi son 20 yılın büyük bir bölümünü şu veya bu şekilde Orta Doğuyla savaşarak geçirdi.

Israilin askeri operasyonlarına verdiği müthiş maddi destek bir yana, ABD 1983 yılından beri Orta Doğu ülkelerini neredeyse aralıksız bombalamıştır. ABD bomba uçakları veya savaş gemileri Lübnan, Libya, Irak, İran, Sudan ve Afganistan'a saldırılarda bulunmuştur. ABD, 11 yıldır ilan etmeksizin Irak'la savaş durumundadır. Amerikan basını günlük bombalamaları gözardı etmekle birlikte, can kaybının hesabını çıkarmaya yanaşmaz bir tutum içindedir.

Veriler böylesine kanlı olunca, ABD tarafindan hedef alınanların karşılık vermeye kalkışması şaşırtıcı mıdır?

Şimdilerde kelle isteyen medya, ABD çıkarlarına engel teşkil eden her ülke veya halka karşı şiddete destek vermiştir. New York Times köşe yazarı Thomas Friedman'ın sözlerini hatırlatmak isteriz. 1999 ABD bombardımanı sırasında Sırp Halkı'na hitaben şunları söylemişti: "Belgrad karanlığa gömülmelidir. Her elektrik hattı, her su tesisatı, her yol ve savaşla ilişkili her fabrika vurulmalıdır... Sizi un ufak ederek geriye doğru çağ atlatacağız. 1950'leri mi istiyorsunuz? Alın size 1950. Yoksa 1389'u mu? İşte 1389".

ABD dış politikası sinik ve sorumsuz kaba kuvvetten ibarettir. Dünya nüfusunun büyük bir bölümünde nefrete yolaçan bu tavır, terörist operasyonlara ortam sağlamakta, eleman kazandırmaktadır. Açık sözlülük olarak nitelendirebileceğimiz ender anlarda, dış politika uzmanları ABD'nin tavrının nefret ve intikama yolaçtığını kabul etmekteler. Balkan savaşı sırasında eski Dışişleri Bakanı Lawrence Eagleburger şöyle demişti: "Yaptıklarımızla dünyaya sunduğumuz portre, düğmeye basınca insanların öldüğü, füze masrafları hariç yaptıklarının hesabını vermeyen bir zorbadan ibarettir. Bu, önümüzdeki yıllarda dış dünyayla ilişkililerimizde peşimizi bırakmayacaktır."

Bu bilinç, aynı kişinin Dünya Ticaret Merkezi'nin imhasına, parmağı olan her ülkeye derhal bomba yağdırarak karşılık verilmesini savunmaktan alıkoymadı. George Bush'un Salı günkü ulusal söylevi, Amerikan egemen sınıfının küstahlık ve körlüğünün en açık örneğiydi. "Özgürlük ve firsatın en parlak meşalesi" olmaktan çok uzak, milyonlarca insan için ABD, demokratik ve insan haklarının en büyük düşmanı ve sömürünün ana kaynağıdır. Amerikan egemen sınıfı, tüm küstahlık ve sinikliğiyle, karşılık göreceği ortamı yaratmaksızın şiddet politikası gütme hakkına sahipmiş gibi davranmaktadır.

Salı günkü saldırının hemen ardından, gerek ABD yetkilileri gerekse medya suçlu olarak yine Osama Bin Ladin'i gostermektedir. Bu tabi ki mümkündür, fakat her zaman oldugu gibi suçlu, kanıt gösterme zahmetine katlanmaksızın ilan edilmiştir.

Fakat Bin Ladin'in suçlu oluşu beraberinde bir çok soru işaretini getirmektedir. Bin Ladin ABD tarafından en tehlikeli terörist ilan edilmişken ve her hareketi dünyanın en büyük, en teçhizatlı, ve en teknolojik istihbaratı tarafından izlenirken, böyle bir operasyonu yakalanmadan, hatta ipucu bile vermeden nasıl gerçekleştirebilmiştir?

Hem de hedef olan gökdelen daha önce de saldırıya uğramışken...

Terörist operasyonun başarısı, ABD hükümetinin yürüttüğü anti-terörism seferberliğinin, halkı gerçek anlamda terörizmden korumaktan çok, ABD küresel şiddet politikasına bahane propaganda olduğuna işarettir.

Dahası, gerek Ladin, gerekse Amerika'nın yataklıkla suçladığı Taliban mullaları, 1980'li yıllarda Sovyet yanlısı yönetime karşı Reagan-Bush yönetimince finanse edilmiş ve silahlandırılmıştı. Eğer Salı günkü operasyona gerçekten katılmışsalar, o zaman CIA ve Amerika egemen çevreleri Amerikan sivil halkına karşı düzenlenmiş en kanlı saldırıyı gerçekleştirenleri beslemekten suçludur.

Dış dünyaya ilişkin militarist yaklaşımdaki tırmanışla birlikte, içte demokratik haklara darbe vurulması kaçınılmazdır. Medya kışkırtması sayesinde, savaş havasının ilk kurbanları, hali hazırda ölüm tehditlerine ve tacizlere maruz kalan Arap kökenli Amerikalılar olmuştur.

Cumhuriyetçi ve Demokrat Partili politikaciların bir ağızdan savaş ilan etmesi, ABD dış politikasına şöyle veya böyle engel oluşturan güçlere karşı genel bir sindirme politikasina gidileceğine işarettir. 1991 Irak işgalininin başkomutanı general Norman Schwarzkopf, teröristlere karşı savaşın dışarda olduğu kadar içerde de sürdürülmesi gerektiğini ileri sürerek, yalnızca kendi kişisel görüşlerini değil gerek siyasi gerekse askeri üst tabakanın genel tavrını yansıttı.

Salı günkü kabusun temel nedeni, ABD egemen sınıfının stratejik ve finansal çıkarları doğrultusunda yürütülegelen dış politikadır. Bush yönetimi tarafından planlanmakta olan eylemler--Bush'un "teröristlerle, teroristlere destek verenler arasında hiç bir fark gözetilmeyeceği" tehdidi gözönüne alınırsa--daha da büyük facialara ortam yaratmaya yarayacaktır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır