World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Seçim haberleri : 2002 Türkiye seçimleri

Türkiye’de yapılan seçimlerde düzen partilerinin uğradıkları muazzam yenilgi

Justus Leicht ve Peter Schwarz
8 Kasım 2002

3 Kasım'da seçmenler geçen yirmi yıl boyunca Türkiye’nin siyasi yaşamına egemen olan partilerin tümüne sırt çevirdi. Hükümetteki koalisyon ortaklarının hiçbiri parlamentoya girmek için gerekli olan yüzde 10 oy oranının üzerine çıkamadı. Daha önce başbakanlık yapmış olan Tansu Çiller'in liderliğini yaptığı muhalefetteki Doğru Yol Partisi (DYP) de parlamentoya girmeyi başaramadı.

Seçimlerde en kötü sonucu alan parti başbakan Bülent Ecevit'in liderliğini yaptığı Demokratik Sol Parti (DSP) oldu. Bu parti üç yıl oyların yüzde 22’sini almıştı. Geçen Pazar günü yapılan seçimlerde bu oran yüzde bir gibi bir rakama düştü. Koalisyonda yer alan diğer iki parti de çok büyük oy kaybına uğradı. Devlet Bahçeli'nin liderliğini yaptığı faşist Milliyetçi Hareket Partisi (MHP Bozkurtlar) yüzde 18'den yüzde 8'e ve Mesut Yılmaz'ın Anavatan Partisi (ANAP) yüzde 13'den yüzde 5'e geriledi.

Seçim sonuçları ülkenin yozlaşmış politikacılarına karşı toplumun büyük bölümünün duyduğu hoşnutsuzluğun ve öfkenin bir ifadesi. Türkiye son 18 ayda gittikçe daha kötüleşen bir ekonomik kriz yaşadı. İki milyon işçi işini kaybetti ve Türk para birimi Lira Amerikan doları karşısında değerinin yarısını kaybetti. İşsizlik ve enflasyonun yükü herkesten fazla düşük ve orta gelirli işçilerin ve ailelerinin sırtına bindi.

Yaygın toplumsal hoşnutsuzluk İslamcı bir parti olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) 550 kişilik Türk parlamentosunda neredeyse üçte ikilik bir çoğunluk kazanmasıyla sonuçlandı. Bu parti oyların sadece yüzde 35'ini almasına karşın diğer partilerin yüzde 10 barajına takılmaları nedeniyle parlamentoda tek başına iktidar olacak.

AKP'ye parlamentoda eşlik edecek diğer tek parti ise yüzde 20 oranında oy alan, Deniz Baykal'ın önderi olduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP). Bir önceki parlamentoda hiç sandalyesi olmayan bu parti Ecevit'in DSP'si gibi Kemalizmin laik-milliyetçi geleneklerini savunuyor. Partinin en önde gelen ismi ise seçimlerden hemen önce CHP'ye geçen ve öncesinde ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı ve ondan önce de Dünya Bankası Başkan Yardımcılığı yapmış olan Kemal Derviş.

Derviş Türk ekonomisinin tamamen çökmesini engellemek için geçen yıl İMF'den 16 milyar dolarlık bir kredi temin etmişti. Onun kozları da Amerika Birleşik Devletleri, İMF ve Dünya Bankası ile olan yakın ilişkileri. CHP'nin destek aldığı kesimler şehirlerin kalbur üstü bölgeleri ile askeriye. Yakın geçmişte eski Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun bu partiye geçmeyi düşündüğü konusunda söylentiler mevcuttu. Söylentiler yalanlandı ancak yine de önemli bir mesaj verilmiş oldu.

AKP ve önderi Erdoğan AKP'ye destek daha çok büyük şehirlerdeki nüfusun yoksul kesimlerinden ve Anadolu'nun kırsal bölgelerinden geldi. Merkezi İstanbul'da olan Sabah gazetesi AKP'nin zaferini "yoksul bırakılan Anadolu'nun eski politikacılara karşı bir devrimi" şeklinde sundu. AKP seçim propagandasında yaygın yozlaşma ve sosyal karmaşayı ön plana çıkartmıştı.

Partinin 48 yaşındaki önderi Tayyip Erdoğan, İstanbul'un yoksul bir bölgesinde yetişmiş, aynı şehrin Belediye Başkanlığını yaptıktan sonra 1990'larda popüler olmayı başarmış birisi. Gençliğinde İslamcılığın militan bir taraftarı olan Erdoğan, son zamanlarda daha yumuşak bir üslup benimsiyor, laik Türk Anayasasının değiştirilmeyeceğini ve ABD ile ittifaka devam edileceğini ısrarla vurguluyor. Erdoğan ayrıca Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne girmesi için başlatılan çabaların sürdürüleceğinin altını çizdi.

AKP sadece bir kaç ay önce kurulmuş bir parti. İslamcı Fazilet Partisi'nin kapatılmasından sonra Erdoğan kıdemli İslami lider Necmettin Erbakan'dan ayrılarak daha ılımlı olan kendi partisini kurdu. Öte yandan yargı sistemi Erdoğan’ın başbakanlık yapmasını engellemek için gerekli önlemleri aldı. Dört yıl önce içinde "minareler süngümüz" mısraını içeren bir şiir okuduğu için, halkı isyana teşvik etmek suçuyla tutuklanmış ve bu nedenle milletvekili adayı olamamıştı. Buna ek olarak, seçimlerden hemen önce Anayasa Mahkemesi'nin başlattığı AKP'yi kapatma girişimi partinin tepesinde halen Demokles’in kılıcı gibi asılı duruyor.

AKP'nin iktidara bu kadar çabuk tırmanabilmesi büyük ölçüde Türkiye'deki gelenksel sol partilerin iflas etmesiyle mümkün oldu. İsmen sosyal demokrat olan DSP itibarının elinde kalan son parçasını neo-liberal ANAP ve faşist MHP ile koalisyon kurarak kaybetti. DSP'nin 77 yaşındaki önderi Ecevit yapabildiği sadece İMF’in dayattığı kemer sıkma önlemlerini -Kıbrıs konusunda olduğu gibi- gözü dönmüş bir şovenizm paketi içinde sunmak oldu.

Bu AKP'ye yoksulların ve ezilmişlerin kurtarıcısı olarak ortaya çıkma fırsatını verdi. AKP seçim kampanyası sırasında Türkiye'nin ödeyeceği borç taksitlerinin İMF ile tekrar pazarlığa oturarak yeni bir plana oturtulmasını talep etti. Böylelikle köydeki çiftçilere daha fazla yardım, çalışanlara daha iyi koşullar sağlanmasını ve bölgesel şirketlere özelleştirilecek kamu kuruluşlarına teklif verebilmeleri için daha geniş bir süre tanınmasını savundu. Yoksul bölgelerde İslamcılar tarafından kurulan bazı sosyal kurumlar partinin muhtaç durumda olanlara yardım eden bir kurum olarak tanınmasını sağladı.

Irak’a karşı savaş AKP Irak’la yapılacak bir savaşa karşı var olan yaygın muhalefetten de yararlandı. Nüfusun büyük çoğunluğu bu komşu ülkeyle yapılacak ABD güdümlü bir savaşa karşı. Erdoğan savaş karşıtı fikirlere kulak vererek seçim kampanyasında "kan akması, göz yaşı ve ölen insanlar istemiyoruz" şeklinde konuştu.

Bu sözlerin dışında AKP Türkiye'deki diğer bütün partilerin yaptığı gibi savaş konusunda kesin konuşmaktan geri durdu. Partilerin hiçbiri ülkenin kudretli Milli Güvenlik Konseyi'ne hakim olan askeriyeye karşı gelmeye niyetli değil. Irak konusunda alınacak kesin bir tutumun askeri ve ekonomik olarak bağımlı oldukları ABD ile ilişkileri bozacağının hepsi farkındalar.

Seçimlerden önce AKP'nin dış politika ve ekonomi konularında sözcülüğünü yapan Murat Mercan, Alman gazetesi taz'a yaptığı açıklamada şöyle demişti: "Bu kararlar bir süre önce Milli Güvenli Konseyi’nde alındı ve biz de bu kararların altına sadece imzalarımızı atmakla yetineceğiz". Erdoğan bizzat ABD'nin tek yanlı saldırısına karşı olduğunu belirtmiş, ancak buna karşılık Türkiye'nin Birleşmiş Milletler tarafından alınacak bir savaş tasarısına saygı göstereceğinin altını çizmişti.

AKP web sitesinde "ABD’nin başını çektiği terörizme karşı savaşa" destek verdiğini ilan ediyor. Web sitesinde "Partimiz terörizme karşı gerekli uluslararası alt yapıyı kurmaya ve bu mücadelede Türkiye'nin göstereceği işbirliğine öncelik verecektir. ABD ile uzun süredir mevcut olan savunma işbirliğine devam ederek bu ilişkileri ekonomi, yatırım ve teknoloji alanlarına yayacaktır" denmektedir.

Başbakanlık konusunda en şanslı görülen iki aday da ABD ile iyi ilişkilere sahip. Abdullah Gül Londra ve İstanbul'da ekonomi okumuş, akıcı İngilizcesi olan ve geçen Temmuz ayında Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz'e yemek veren iki düzine davetliden birisi. Diğer aday olan siyaset bilimcisi Vecdi Gönül ise mastır derecesini Kaliforniya Üniversitesi'nden almış birisi.

Seçimlerden hemen sonra, Erdoğan yerel ve yabancı ticaret çevrelerindeki Türkiye'nin batı yanlısı tutumundan vazgeçeceği ya da seçim propagandasında belirttiği gibi yoksul kesimin yaşam standardını arttırmaya girişeceği şeklindeki korkuları dağıtmaya çalıştı. Bir önceki hükümetin İMF ile anlaştığı istikrar paketini uygulamaya devam edeceğine, ülkeyi yabancı yatırımlara açacağına ve AB'ye giriş sürecinin devam edeceğine söz verdi. Bu açıklamanın ardından İstanbul borsası bir iki saat içersinde 7.2 puan yükseldi.

Erdoğan askeri çevreleri rahatlatmak için de halka yaptığı ilk konuşmasında modern Türkiye'nin kurucusu Atatürk'ten alıntılar yaptı. Necmettin Erbakan'ın liderliğini yaptığı İslamcı partinin yönetimden el çektirilmesine kadar giden olayların bu kez tekrarlanmayacağının sözünü verdi. 1996'da hükümete gelir gelmez Erbakan ilk ziyaretini İran ve Libya'ya yapmış ve bir yıl sonra askeriye tarafından görevden el çektirilmişti.

Avrupa Birliği AKP’nin zaferinin ardından Avrupa hükümetleri bekle-ve-gör politikası uygulamaya başladılar. AB 1999'da Türkiye’nin batı yanlısı yönelişini güçlendirmek için bu ülkeyi birliğe aday adaylığı ile ödüllendirmişti. Bu açıdan bakıldığında İslamcıların seçim başarısı bir gerileme olarak görülebilir ancak Erdoğan en azından Türkiye'nin AB'ye doğru yol almaya devam edeceğini açıkça belirtti.

Salı günü Erdoğan parlamentodaki tek muhalefet partisi CHP'nin başkanı Deniz Baykal ile AB'ye giriş için ortaklaşa kampanya yürütmek amacıyla basın mensupları önünde buluştu. Erdoğan ayrıca AB ile daha yakın ilişkiler kurulmasına engel olan Kıbrıs'ta anlaşmanın sağlanmasına yönelik sürpriz bir öneride bulundu. Erdoğan Belçika'daki çözüme benzer bir model öne sürdü ve Adanın değişik milliyetlerin aynı anda hakim olduğu merkezi bir yönetim ile Türk ve Yunan olarak ikiye bölünmesini önerdi.

Türk halkının büyük bir bölümü AB’ye girilmesini destekliyor. Anketlere göre halkın yüzde 70 AB’ye girilmesinden yana ancak bu destek büyük ölçüde hayali beklentilere dayanıyor. Çoğu daha iyi yaşam standardı, demokrasi ve özgürlük beklentisi içinde. AB tarafından üyelik için öngörülen katı iktisadi önlemlere hazırlıklı değiller.

Erdoğan ve AKP'nin seçim kampanyasında verdiği sözlerle, seçim sonrasında İMF, ABD ve AB'nin istekleri yönünde yapılan uyarlamaları karşılaştırınca bu seçim zaferinin Türkiye'nin devam eden politik ve ekonomik krizinde sadece geçici bir aşama olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye'nin yerleşik politik güçlerini süpürüp geçen öfke ve hoşnutsuzluğun AKP'yi de vuracağından kuşku duyulmamalıdır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır