World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Bildiriler

ABD'nin Irak'a savaş açmasına karşı çıkın! Emperyalizme karşı uluslararası bir direniş oluşmasına yardım edin!

World Socialist Web Site Bildirisi
9 Eylül 2002

World Socialist Web Site olarak ABD'nin Irak'a karşı başlattığı savaş girişimini kınıyor ve tüm çalışanları, gençleri ve Amerika ile birlikte dünyanın diğer köşelerinde yaşayan askeri çözüm karşıtlarını - Bush, Demokratlar ve ABD toplumun üst düzeyini temsil edenlere muhalefet olarak - bu emparyalist savaşa karşı direnişe çağrıyoruz.

Amerikan emperyalizminin küresel bir savaşa doğru yönelmesi gibi büyük bir tarihi olayın değerlendirmesini yapabilmek için, Beyaz Saray, Pentagon ve Amerikan Kongresinden yayılan ve Amerikan basını tarafından yüksek sesle tekrarlanan propaganda seline kapılmayarak, sakin kafayla olayları olduğu gibi görmek gerekir.

Bush'un önerip kongrenin onaylamaya hazırlandığı, dünyanın en güçlü devletinin en zayıf devletlerden birini yağmalama savaşıdır. Dünyadaki ikinci büyük petrol yataklarıyla Irak, ExxonMobil, ChevronTexaco ve diğer Amerikan şirketlerine güzel bir armağandır. Bush "rejim değişikliğinden" bahsederken söylemek istediği bağımsız Irak'ı Afganistan'daki Amerikan kuklası Hamid Karzai gibi ülkeyi Amerikan ve İngiliz çıkarları doğrultusunda yönetecek yarı-koloni bir rejim ile değiştirmektir.

Saddam Hüseyin isminin tekrar tekrar kulaklara çalınması Irak'ı ABD'ye karşı önemli bir stratejik tehdit haline getiremez. Bush, Başkan Yardımcısı Cheney ve yönetimdeki diğer sözcülerin Irak'ın ABD'ye kimyasal, biyolojik ve nükleer silahlarla saldırması an meselesi şeklindeki abartılı uyarıları ABD halkını dehşete düşürerek panikletmeye yönelik bir girişimdir. Bu iddialar yalandır, Bush ve Cheney yalan olduğunu bilmektedir, ancak yozlaşmış Amerikan basınının ya da Demokratik partinin kendilerine meydan okumayacağını bilmektedirler.

Irak savaşı arkası gelmeyen kanlı hesaplaşmalara ortam hazırlayacaktır, ki bu inanılmaz boyutlarda insan kaybı ve yıkımı beraberinde getirecektir. Geçenlerde Washington Post'ta yayınlanan yorumuna göre, eski ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski Irak'a tek taraflı bir saldırının uluslararası ilişkileri kökten sarsacak önemli etkiler yapacağı konusuna dikkat çekti. Düşmanlarının ABD'yi "küresel gangster" olarak göstereceği konusunda uyardı. Bu terim belkide istenilenden daha fazlasını açığa vuruyor: Bush yönetimi tüm dünyada suç olarak algılanan bir savaşı başlatmak için hazırlanıyor.

Nazileri andıran saldırganlık programı

ABD hükümeti Nazilerden bu yana görülmeyen boyutlarda bir askeri şiddet ve politik kışkırtma programına girişti. Bu karşılaştırma ne abartılıdır ne de laf cambazlığı yapmaktır. Tek yanlı bir saldırının yararlı olduğunu açıkça ilan ederek – diğer bir deyimle, kendini savunma durumu hemen hemen olmayan saldırı amaçlı bir savaş başlatarak – Bush ve takımı 2.Dünya Savaşı sonrası Almanya'nın Nazi liderleri ile Japonya'nın yayılımcı liderlerinin yargılanıp idama mahkum edildikleri suçları işlemeye hazırlanıyor.

Bush yönetimindeki yetkililerin Nuremberg örneği nedeniyle suçlu bulunabileceklerinin farkında olduklarına inanmak için yeterli derecede sebep var. Nuremberg'de Naziler tahrik unsuru olmadan Çekoslovakya, Polonya, Danimarka, Holanda ve diğer komşu ülkeleri işgal etmekten dolayı "saldırgan savaş başlatmaktan" suçlu bulunmuşlardı. Bu nedenle ABD'nin Amerikan askeri ve dış işleri personelini - BM destegiyle savaş suçlarına bakması için kurulan - Uluslararası Suçlar Mahkemesinden muaf tutmak için harcadığı çabalar var.

New York Times gazetesinde yayınlanan olağanüstü bir makalede "Yönetimdeki yetkililerin açıklamasına göre Bush yönetimi konuyu Amerikalıların Uluslararası Suçlar Mahkemesinde görülen suçlardan muaf tutulmasından kaydırarak, Avrupalı müttefiklerine asıl sebebin ülkenin üst düzey yöneticilerini mahkemeden mahkemeye sürüklenmekten korumak olduğunu söylemektedir." denmektedir.

ABD'li yetkililer önceki Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'e karşı Şili ve Amerikan mahkemelerinde açılan davaları örnek göstermektedirler. Henry Kissinger Şili'de 1973 yılında CIA destekli askeri darbe sonucu iktidara gelen diktatör General Augusto Pinochet'nin zamanında yapılan katliamlardan sorumlu gösterilerilmişti. Üst düzey bir yönetici Times gazetesine verdiği bir demeçte yönetimin endişeşinin herhangi bir katliamda görev almış Amerikan askerlerinden çok "Başkan Bush, yardımcıları Rumsfeld ve Powell gibi üst düzey yöneticilerin" olası savaş suçlarından dolayı yargılanması olduğunu belirtti.

Bush yönetimi Irak'ı ölümcül tehlike olarak sunmaya çalışırken Hitler'in tekniği "kutsal yalanı" gevelemektedir. Bu kampanya en temel gerçeklerin halk tarafından bilinmemesine dayanıyor. Irak daha on yıl önce Amerikan saldırısı ile harab edilerek fakirleştirilmiş bir ülke. Askeri gücü dünya yüzeyindeki herhangi bir ülkeyi gölgede bırakan ABD'ye herhangi bir şekilde tehlike unsuru değildir ve olamaz.

Irak nüfus olarak dünyada kırkdördüncü sırada. Yüzölçüm olarak ise elli altıncı. Her iki durumda da Afganistan'nın bile gerisinde. Irak ve ABD ekonomisi arasındaki fark ise inanılmaz boyutlarda. Irak 2000 yılında 57 milyar dolarlık üretim yaptı, ki bu tek bir Amerikalı Bill Gates'in servetinden daha az. 11 trilyon dolarlık ABD ekonomisi Irak ekonomisinin 200 katı, ki bu durumuyla Irak Burma ve Sri-Lanka'nın hemen altında, Guatemala ve Kenya'nın hemen üstünde yer alıyor.

Askeri güç açısından fark daha da büyük. 1991 Körfez Savaşında askere alınan onbinlerce Irak'lı teknolojik ABD bombardımanları sonucu yanıp kül olurken sadece bir kaçyüz Amerikalı asker yaşamını yitirdi. Takip eden on yılda, Irak ekonomik ambargoya tabii tutuldu ve defalarca bombalandı, sonuç olarak askeri gücü 1990 seviyesinin üçte birine düştü. Aynı zamanda Pentagon büyüye büyüye ABD askeri bütçesi onu takip eden 25 ülkenin askeri bütçe toplamına erişti.

Savaşın sınıf yapısı

Bir savaşın temel yapısını savaşan devletlerin tarihsel durumları ve sınıf doğaları belirler. Amerika Birleşik Devletleri dünyaya egemen olmanın yollarını arayan en güçlü emperyalist ülke. Irak'a yakında saldıracak olması yirmi yıldır artan pervasız ve saldırgan davranışının bir birikimidir. Bu süre içersinde Amerikan kuvvetleri Nikaragua, Panama, Grenada, Haiti, Somali, Sudan, Libya, Lübnan, Irak, İran, Afganistan ve eski Yugoslavya da dahil çeşitli devlet parçalarını içeren bir düzineden fazla ülkeyi ya bombaladı, ya saldırdı, ya işgal etti ya da silahlı ayaklanma organize etti.

Irak sömürge kökenli bir ülke. Bölgeyi dağılan Osmanlı İmparatorluğu'ndan alan İngiltere yıllarca kontrolü altında tuttu. İngiltere tarafından desteklenen monarşi 1950'lilerin sonlarında devrildikten bu yana, ülke asker destekli bir seri milliyetçi burjuva rejimleri tarafından yötetildi. Bu rejimler soğuk savaş boyunca Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyerler Birliği arasındaki dengeden yararlandılar.

1979'da İran'daki devrim ABD'nin petrol zengini körfezdeki anahtar müttefiki şahı devirince, Irak başkanı Saddam Hüseyin kendisini potansiyel aday olarak önerdi. 1980'de İran'ı işgal etmesi Bağdat'la yakın ilişkiler kuran Washington tarafından coşkuyla karşılanmış ve Irak'a silah satışına muhalefet etmeyi bırakarak Irak ordusuna İran kuvvetlerinin hareketlerini gösteren uydu fotoğrafları sunmuştu.

Bugün Bush yönetimi Irak'ın elindeki kimyasal silahlardan ABD'nin ulusal egemenliğine karşı tehlike olarak bahsederken, bu silahların kaynağını tartışmaya açmıyor. İran'ın galip gelmesini engellemek için, Reagan yönetimi Irak'ın toprak kazançlarını ve kimyasal silah kullanımını desteklemişti. Hatta ABD casusluk yaparak elde ettiği bilgileri Irak'a vererek binlerce İran'lı askerin hardal gazına hedef olmasına neden olmuştu.

Yönetimdeki görevliler Saddam Hüseyin'in suçlarından birisinin İran'la savaş çıkartarak bir milyon kişinin ölümüne neden olduğunu söylemektedirler. Kendileri de çok iyi biliyor ki ABD hükümeti bu suçun önemli bir kısmından sorumludur. Reagan'nın o zamanki özel ortadoğu elçisi şimdiki ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld gibi Hüseyin'i mümkün olduğunca fazla İran'lı genci katletmesi için teşvik eden şahıslar da bu görevlilerin arasındadır.

1990'da Kuveyt'in işgaline kadar Irak'lı liderin Amerika Birleşik Devletleri ile bir problemi yoktu. O andan sonra, Panama'nın Manuel Noriega'sının, Somali'nin Mohamed Aideed'sinin, Yugoslavya'nın Slobodan Milosevic'inin ve hatta Osama bin Laden'inin (dünün Sovyet karşıtı özgürlük savaşçısı, bugünün azılı teroristi) başına gelenler gibi, dünkü dostları bugünkü düşmana çevirmekte sıkça kullanılan Amerika basını ve hükümet elbirliği ile başlatılan bir karalama kampanyası ile durum çabucak değişti. Hüseyin'nin kendi payına Bağdat canavarı olarak sunulup, tüm Körfez'i ele geçirerek ABD'nin petrol kaynaklarını kontrol etmesini tehdit eden yeni bir Hitler olmak düştü.

Irak'ın askeri araç gereçlerinin çoğunluğunun on iki yıldır süren imhasından sonra, Beyaz Saray artık Saddam Hüseyin'in komşu ülkeleri kuvvet zoruyla fethetmek istediğini iddia edemez. Onun yerine, 11 Eylül saldırısının eşliğinde, Bush yönetimi Irak'la savaş için daha önce akla hayale gelmeyen yeni bir neden icat etti: Laik Irak yönetimi ile köktendinci El Kaide'nin, ki bu kuruluş Hüseyin'i düşürmek için defalarca çağrılarda bulundu, işbirliğinin mümkün olduğu.

Washington'un gerçek amacı nedir?

* İlk olarak, Irak'ın askeri olarak işgali ve petrol kaynaklarına el koymak

Bu ABD'nin yurt dışı politikası üzerinde inanılmaz boyutlarda etki yapan ve özellikle Bush yönetimini avcunun içinde tutan enerji tekellerine muhteşem bir kazanç sağlayacaktır. Petrol kaynaklarının kontrolü sadece ekonomik yararlar sağlamakla kalmayıp inanılmaz politik ve stratejik avantaj getirmektedir. Irak petrolünü cebine koyarak, ABD Rusya, Çin, ortadoğu ve kuzey Afrika ülkelerinin yanı sıra Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı olan Avrupa ve Asya'daki sözde müttefiklerinin yanında pozisyonunu büyük ölçüde güçlendirecektir. Afganistan savaşı ile politik ve askeri gücünü zaten Orta Asya'ya kadar yaymış olan ABD, Irak'ı da alırsa Amerikan toplumunu yönetenlere dünyanın petrol üreten en önemli iki bölgesinde rakipsiz hakimiyet imkanı sağlayacaktır.

* İkinci olarak, ABD askeri güçlerinin dünyaya yayılması

Irak'taki bir ABD kurtarılmış bölgesi o civarda yer alacak ilerideki savaşlar için bir üs görevi görecektir. İlk hedef Irak'ın petrol zengini komşusu İran olabilir. Politik çevrelerde ilerde Suudi Arabistan'a karşı bir askeri harekaat için süren kampanya var. Sudan, Yemen ve Suriye de potansiyel hedef olarak bahsedilenler arasında.

Amerikan kuvvetleri ve savaş uçakları Akdeniz'den eski Sovyetler Birliği, Orta Asya ve Çin arasındaki sınırı belirleyen Tien-Shan Dağlarına kadar neredeyse her ülkede konuşlanmış durumda. ABD'nin askeri ve politik çevrelerinde Irak savaşının nükleer bombaya sahip Rusya ve Çin ile savaş için ön hazırlık olarak görüldüğü süpheye yer bırakmıyor, ki böyle bir savaşın sonuçlarını hesap etmek bile mümkün değildir.

* Üçüncü olarak, yerel politik havayı kontrol altında tutmak

Büyüyen sosyal ve ekonomik eşitsizlik ve politik sisteme karşı duyulan güven kaybının bulunduğu bir ortamda, ülkeyi yönetenler toplumu karıştırıp dikkatini ve şikayetlerini "terörizm ile savaş"a yönlendirerek ideolojik ve politik kontrolü sağlamayı umuyor. Savaş yerel dengeyi korumak için önemli bir araç haline gelir. Ulusal güvenlik ve savaş için acil önlemler adına, hükümet amansız bir şekilde demokratik haklara saldırarak otoriter ve askeri bir devlet oluşturmanın temelini atıyor.

Sonuçta ortaya ne çıkacak? Hızlı bir Amerikan askeri zaferini kabul etsek bile, bunu başarabilmek için yönetimin sadece Amerikalıları feda etmek bir yana, sayısız Iraklıyı da öldürmeyi göze aldığı çok açıktır. Böyle bir harekatı gerçekleştiren bir hükümet Amerikan halkını inanılmaz boyutlardaki bir suça - modern tarihteki kıyımların en büyüklerinden birine - bulaştırmış olacaktır.

ABD'nin Irak'taki yönetimi alt edip yerine kukla bir hükümet koyabilmesi için, ilk Körfez savaşındaki acımasız seviyedeki bombalamalar dahi yeterli olmayacaktır.ABD askeri yönetimi Bağdat'ı ve diğer büyük şehirleri ağır şekilde bombalayıp asker/sivil ayrımı yapmadan gerilla savaşı destegiyle harap etmek için hazırlıklar yapıyor. Ölü sayısı on hatta yüzbinlere ulaşabilecektir.

ABD tarafında nükleer silah kullanımı da çok uzak ihtimal değildir. Geçen Mart ayında basına sızdırılan yeni ABD nükleer silah geliştirme ve kullanımı kurallarına göre, nükleer savaş başlatmak için Irak'ın savaş sırasında İsrail'e roket saldırısında bulunması yetecektir.

Ayrıca Irak Amerikan işgal savaşlarının sonuncusu olmayacak. Afganistan'daki savaşı destekleyenler ve Irak savaşı için geçit verenler, ABD'nin gelecekteki askeri harekaatları için de sorumluluk almak zorundadırlar. Bu savaşlar hali hazırda Pentagon tarafından planlanmaktadır. En son geçen ay yapılan ABD komuta-kontrol tatbikatı 2007'de İran'ın işgal edilmesini taklit eden bir savaş oyunu idi.

Bir sahte tartışma

Başkan Bush'un 4 Eylül'de bir gurup parlemento lideriyle yaptığı toplantı ABD'nin Irak'ı işgali için gerekli yoğun propaganda atağının başlangıcı idi. Irak'a askeri harekaat için Bush parlemento oyuna başvurmayı ancak yeterli sayının garanti altına alındığına ikna olduktan sonra kabul etti.

Tartışma olarak gösterilen durum önde gelen Demokratların – partinin 2000 yılındaki başkan adayı Al Gore'dan Meclisin Azınlıklar Başkanı Demokrat Dick Gephardt'a kadar – zaten Irak'a karşı askeri herakaatı destekledikleri bir ortamda yer alıyor. Tek bir senator ya da kongre üyesi Bush'un savaş politikasının temeli olan "ABD Irak'ı işgal etme ve hükümetini devirme hakkına sahiptir" felsefesine karşı çıkmadı.

Gerçek ve demokratik bir tartışmanın gerekleri olan açık ve samimi bilgi paylaşımı, halk katılımı, tartışan iki tarafın olması bu tartışmada yer almıyor. Hem Bush hem onun poltikalarını eleştirenler Saddam Hüseyin'in canavar olduğunu, Irak'ın Amerika Birleşik Devletlerini tehdit ettiğini, ABD'nin Orta Doğu'da bir barış gücü olduğunu, Amerikan askeri harekaatlarının hiç bir zaman saldırganlık için kullanılmadığını, sadece özsavunma için kullanıldığını, vs, vs, kabul ederek tartışmaya başlıyorlar.

Gerçekte, ciddi şekilde yaklaşıldığında, bu iddialar yıkılıyor:

Saddam Hüseyin toplu imha silahları üretiyor – Yukarıda gördüğümüz gibi Saddam Hüseyin bu silahları ilk olarak ABD'nin dış pitikasının bir parçası ve müttefiki olarak elde ederek İran'a karşı kullandı. Bunların büyük bölümü sonradan 1990'larda BM onayı doğrultusunda imha edildi. Eski BM silah müfettişi Scott Ritter Irak'ın bu silahları üretme kapasitesini önemli şekilde arttırdığı iddialarını kesin bir şekilde reddetti. Eğer bu yalanlar daha önce uygulanan modellere uyarsa – mesela Vietnam'a saldırmak için kullanılan ünlü Tonkin körfezi olayında olduğu gibi – Irak savaşı bittikten epey bir süre sonra Amerikan basınında Irak'ta toplu imha silahlarının hiçbir zaman bulunmadığını ve bunun savaşa kılıf hazırlamak için icat edildiğini ufak notlar şeklinde göreceğiz.

Dikkate değer bir gerçek var ki, o da sadece ABD ve İngiliz hükümetleri Saddam Hüsseyin'in nükleer güç, biyolojik ve kimyasal silah canavarına inandıklarını belli ediyorlar. Bir arap ülkesinin tahrip edilmesinde çıkarı bulunan İsrail dışında, ne bir Orta Doğu ülkesi ne de diğer Avrupalı güçler Irak'ın tehlike oluşturduğu iddiasına destek vermiyorlar.

Irak BM tarafından yasaklanan bazı silahlara sahip olsa bile, ne zamandan beri sırf bu tür silahlara sahip olmak bir ülkeyi işgal etmek için yeterli bir sebep oldu? İkinci Dünya savaşından sonra Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan ve İsrail'in nükleer silaha sahip olma konusunda ABD'ye katıldıkları biliniyor. Düzinelerce ülke bir kaç ay içersinde kimyasal ve biyolojik silah yapma potansiyeline sahip. Yine de bu süre içersinde hiçbir Amerikan hükümeti bu konuda savaşa girmedi. Hatta, ABD politikası silah kontrolü konusunda diplomatik yolları seçmek oldu, ki bu sayade nükleer yayılmayı kısıtlayan, silah yığılmasını azaltan, nükleer test ve biyolojik savaş denemelerini yasaklayan anlaşmalar imzalandı.

Saddam Hüseyin Amerika Birleşik Devletleri'ne direk olarak saldırma yeteneğine sahip değil ve politik düşmanı olan teröristlere silah yardımı yapması için hiç bir sebep yok. Irak'ın uzun menzilli füzeleri yok ve hiç bir zaman geliştirmeyi denemedi. Amerikan'ın nukleer attakla karşı vermesi olasılığı nedeniyle ve ilk Bush yönetiminin amaçlarının Bagdat'ı işgal etmek değil Irak'ı Kuveyt'en çıkarmak olduğunu garanti etmesiyle, 1991 Körfez savaşında kimyasal silahlarını da kullanmadı. Gerçekte, eğer Irak hala kimyasal silaha sahipse, kullanması için sadece tek bir sebep var, ki bu yıkım olacaktır, o da ABD askerlerinin ülkenin kalbine kadar inip işgal etmesidir.

Saddam Hüseyin BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarını ihlal ediyor – Irak için çıkarılan çok sayıdaki BM kararı nedeniyle, ki bu ambargo sayasinde tüm nüfusun açlığa mahkum edilmesi yasal hale getirilmiştir, bu durum doğru olabilir. Bu kararlara ancak ABD kuklası bir rejim tam olarak uyabilir. Ancak ne zamandan beri BM Güvenlik Konseyi kararlarının ihlali ABD tarafından tek taraflı saldırı sebebi oldu? İsrail BM Güvenlik Konseyi kararlarını Irak'tan çok daha açıkça ihlal ediyor ancak Batı Yakası ve Gazza Şeridi'ni Altı Gün Savaşından sonra 35 yıldan fazla bir süredir işgal eden bu ülke ile savaşa girme konusunda hiç bir Beyaz Saray bildirisi yok.

ABD hükümeti işine geldiği zaman saldırgan amaçlarını perdelemek için BM'yi kullanıyor. Diğer durumlarda ceza bile görmeden BM'yi yok sayıyor. Sonuç olarak BM kararları olmadan Washington tarafından belirlenen "uçuş yasaklı" bölgeleri denetleyen ABD ve İngiliz uçakları, on yıldan fazla bir süredir, Irak'ın küzey ve güneyindeki hedefleri bombalıyor. ABD hükümetinin kendisi BM'nin silah müfettişlerinin arasına görevi Amerikan bombardımanı için hedef belirlemek ve gelecekteki bir süikast için Saddam Hüseyin'in hareketlerini izlemek olan CIA ajanlarını sokarak Irak'taki BM'nin müfettişlik projesini berbat etti.

Bush yönetimi kendi askeri harekaatları için BM Güvenlik Konseyi'ne hesap vermeyi reddediyor and Irak'a saldırıyı Güvenlik Konseyi onayına dayandırmayacağı konusunda ısrar ediyor. İkiyüzlülük sırıtıyor: Irak ya yok edilecek ya BM karalarına uyacak, ABD ise istediği gibi davranacak.

Saddam Hüseyin insanlarını baskı altında tutan bir diktatördür – Evet doğrudur, ancak 50 yıldan fazla bir süredir Orta Doğu ve diğer bölgelerde Amerikan politikası büyük ölçüde bu tür diktatörleri destekleyip başa getirmeyi içeriyor. Bunların bir çoğu, ki içlerinde İran Şahı, Sudi monarşisi ve Türkiye'deki çeşitli askeri diktatörler var, Saddam Hüseyin'den daha az barbarlık yapmadılar. ABD ayrıca Sovyetler Birliği ve laik arap milliyetçilerine karşı sürdürdüğü mücadelede araç olarak gördüğü kökten dinci guruplara sistematik bir şekilde para yardımı yaptı.

Irak'la savaş konusunda uluslararası destek almak ya da en azından tepki almamak için, Bush yönetimi Rusya'nın Çeçenistan'a, Çin'in Zinyang'daki ayrılıkçı Uygur gurubuna, Türkiye'nin Kürt'lere amansız baskı uygulamasına ve diğer sayısız demokrasi ve insan hakları ihlalerine yeşil ışık yakmıştı.

Demokrasi için bir güç temsil etmek şöyle dursun, ABD'nin İsrail'i korumasını ve bölgedeki petrol yataklarının kontrolünü zorlaştıracağı için Amerika Birleşik Devletleri doğası itibariyle Arap toplumlarının demokrasi özlemlerine muhalefet etmektedir. Irak'ın ABD tarafından işgali gittikçe artan barbarlık ile ezici bir hal alacaktır. İsrail'in Batı Yakası ve Gaza'yı işgali bu durum yanında masum görünecektir.

Karanlık bir hükümet

Bush yönetimi sürekli Irak'taki "rejim değişikliğinden" bahsediyor. Sosyalistler ve demokratik hakların savunucusu olarak, World Socialist Web Site hem burjuva-milliyetçi politikalara hem de Saddam Hüseyin'in diktatörlük metodlarına kesinlikle karşıdır. Ancak bu rejimi yıkmak Irak halkının işidir, Amerikan hükümetinin değil.

Dünya için çok daha talihsiz olan Amerika Birleşik Devletleri'nde hali hazırda gerçekleşmiş olan "rejim değişikliğidir". Bush yönetimi Amerika'yı idare eden sınıfın en karanlık kesiminin yönetime gelişini temsil ediyor. Bu bir abartma değil: politika yötemleri, dayandığı kesim ve dış politikası ile Bush yötetimi gansterliğin ta kendisidir.

Bu hükümet gerici yıpratma ve komplo kampanyaları ile, Clinton'un suçlanmasında da görüldüğü gibi, bir önceki hükümeti sarsarak ardından 2000 başkanlık seçim sonuçlarını çalmasının bir sonucudur.

Bush yönetimi üst düzey elemanlarını geçtiğimiz yıl içersinde çürümüşlüğü tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilen bir sosyal tabakadan seçmiştir. Ordu Bakanı Thomas White eski bir Enron yöneticisidir. Başkan Yardımcısı Dick Cheney enerji insaat firması Halliburton'nun eski başkanı olarak muhasebe sahtekarlığından soruşturma altındadır. Bush'un kendisi kişisel servetini eş-dost kayırması ve şirket özel bilgilerini piyasada kendi yararına kullanarak elde etmiştir. Diğer bazı üst düzey elemanlar atanmadan önce enerji, ilaç ve otomabil endüstrilerinde lobicilik yaparken, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve Maliye Bakanı Paul O'Neill'in ikisi de eski birer şirket müdürüdür.

Beyaz Saray'a adımını attığında, Bush şirket müdürleri ile dolu kabinesinin, hükümeti bir şirket gibi yöneteceğini belirterek öğünmüştü. Bu doğru çıktı: Bush yönetimi hükümette Enron, WorldCom, Global Crossing, Tyco ve yüksek profili olan diğer düzinelerce şirketin uyguladığı sahtekarlık metodlarını uyguluyor.

Bush'un yerel politikaları çalışan insanları sistematik bir şekilde soyarak şirketlerin Amerikasına kaynak aktarmaktan ibarettir. Varlıklı kesim için tam 1.35 tirilyon dolar ile ABD tarihindeki en büyük vergi indirimini gerçekleştirmiştir. Yönetimi işçi sınıfının demokratik haklarına ve yaşam standardlarına karşı üst üste saldırılarda bulunmuştur. Sağlık ve güvenlik düzenlemeleri, çevre koruma yasaları, sendika hakları, bunların hepsi kişisel zenginlik ve şirket karlarının önünde duran engelleri kaldırmak için gereken gayretin bir parçası olarak saldırıya uğramıştır.

Bush yönetiminin uluslararası politikaları yerel politikalarının küresel ölçülerdeki uzantısıdır. Sahtekarlık ve suç işleyerek iktidara gelen insanlar şimdi barış ve savaş konularında kararlar veriyorlar. En aç gözlü şirketlerin – enerji tekellerinin, silah endüstrisinin ve dev finansal şirketlerin - çıkarlarını korumak için Amerikan hükümetinin politik ve askeri kaynaklarını kullanıyorlar, ki bu şirketler dünyanın yağmalanmasından kar etmeyi umuyorlar.

Savaş yasaları sadece deniz aşırı hedeflere değil evdeki Amerikalı vatandaşa da uygulanacaktır. Halihazırda yönetim politik farklılıkları suç haline getirmeye başladı. Irak'la savaşa karşı çıktıkları için Bush karşıtı gösteri yapanlar tutuklandı, dövüldü ve hapse atıldı. Bush terörle savaşta "ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız" dedi. Bu politikanın mantığı halkın yönetime muhalefetini ihanet olarak göstermektir.

Savaş ve sosyalizm için mücadele

Eli kulağındaki emperyalist Irak savaşına karşı çıkmak Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tüm sosyal ve politik yapılara karşı girişilecek bir mücadele ile içiçedir. Sonuç olarak Bush yönetimi ve politikaları bu yapının bir ürünüdür. Derinleşen sosyal ve ekonomik krizden bir çıkış yolu bulamadıkları için savaş halkı yötetenlerin çözümü haline gelmiştir.

World Socialist Web Site kendisini Demokrat Parti de dahil sürdürülen sahte eleştirilerden ayrı tutmaktadır, ki bu parti Bush yönetiminine Orta Doğu ve uluslararası alanda amaçlarını nasıl gerçekleştirebileceği konusunda öğütler vermektedir. Sosyalistler olarak ABD'nin politikalarına yasalmış ya da çıkarlarını samimi şekilde korumaya yönelikmiş hatta Amerikan halkının demokratik isteklerini yansıtıyormuş şeklinde bakmıyoruz. ABD hükümetinin politikalarına karşı çıkıyor ve Amerikan emperyalizmine karşı hem ABD'de hem de uluslararası alanda çalışan insanlardan oluşan güçlü bir akım yaratmak için uğraşıyoruz.

Böyle bir akım sosyalist bir programa dayanmalıdır çünkü emperyalist savaş kapitalist sistemin içindeki çelişkilerin kaçınılmaz bir sonucudur, özellikle dünyanın en güçlü kapitalist merkezi olan Amerika Birleşik Devletleri'nde. ABD artık yirminci yüzyılın ortalarındaki balayı günlerinde ki gibi yükselen bir güç olmadığı gibi küresel özlemlerini demokratik bir kisve altında gizleyecek durumda da değildir.

İki temel gerçek Amerikan kapitalizminin tarihsel olarak çürümüşlüğünü göz önüne seriyor. Uluslararası alanda Amerika Birleşik Devletleri küresel üstünlüğünü kaybetti. Avrupa ve Asya'dan kuvvetli bir ticari rekabet ile yüz yüze. İnanılmaz boyutlara ulaşan ticari ve ödemeler açığı ile neredeyse ulusal iflasın eşiğinde. Yerel olarak Amerikan toplumu eşi görülmemiş bir sosyal ve ekonomik kutuplaşmaya tutulmuş durumda. Nüfus benzersiz bir zenginlik içersinde yaşayan küçük bir kesim ile yaşam standartları artmayan ya da düşen, gittikçe artan iş bulmadaki zorluk, sağlık, emekli ödeneği ve devlet hizmetlerindeki belirsizlik ile yüz yüze yaşayan ve büyük çoğunluğu oluşturan çalışan kesim arasında bölünmüş durumdadır.

Sonuç olarak Amerikan demokrasinin çürümesi - 11 Eylül olaylarının da katkısıyla artan baskıcı tedbirler ile - ortay çıkıyor. Bir toplumda nüfusun bu kadar küçük bir kesiminin diğerlerini kar etmek amacıyla çıkarlarına alet ederek eşi görülmemiş bir zenginliği elinde tuttuması, demokratik bir şekilde devam edilmesini olanaksız kılar.

Amerikan ordusunun küresel olarak göreve çağrılması ile ortaya çıkan durum emperyalizmin Marksist çözümlemesinin derin bir kanıtıdır. Lenin'in yirminci yüzyılın başında belirlediği emperyalizmin tüm klasik özellikleri – ülkelerin koloni sitili işgali, ham maddeleri kapışmak için askeri mücadeleye girişmek, toplum içinde "herkeze görev düşüyor" politikası – bütün bunlar Bush yönetiminin çözümleridir.

ABD hükümeti politika ve şirket çevrelerindeki en gerici güçlerin amaçları doğrultusunda yerel ve yabancı gündemi belirlemek için bahane olarak 11 Eylül olaylarının yarattığı duygusal durumunu kullandı. Bu olaylardaki rolü ise, yani önlemekte hatası olup olmadığı ya da bilerek bu olayın gerçekleşmesine izin verip vermediği soruşturma konusu olmaya devam ediyor. Afganistan'daki savaş daha büyük ve kanlı maceralar için sadece bir basamaktı.

Çalışan insanlar için emperyalist savaşla mücadele ile yaşam standartlarının ve demokratik hakların korunması aynı kavganın iki ayrı yüzüdür. Beyaz Saray ve Pentagon'da savaş çığlığı atanları durduracak tek güç askeri müdahele ve savaşa karşı işçi sınıfı tarafından yürütülen bir halk direnişidir. Bu direniş halkı yönetenlerin tümüne ve ellerinde tutukları her iki partiye karşı yürütülmelidir. Kongre ya da demokratlara Bush'un savaş planlarına karşı çıkma konusunda güvenilemez. Sonuç olarak bu güçler Bush ile aynı sosyal tabakanın çıkarlarını koruyup aynı sistemi savunmaktadırlar.

World Socialist Web Site ve Sosyalist Eşitlik Partisi savaşa karşı ve demokratik hakları savunan böyle bağımsız bir işçi sınıfı direnişi geliştirmeye kendini adamış durumdadır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır