World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Polemikler

Siyasi budalalık mı, provokasyon mu?

Brandenburglu "ırkçılık karşıtı grup" Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne saldırdı

19 Aralık 2003
Peter Schwarz

Kimi zaman siyasi budalalığın nerede bittiğini ve siyasi provokasyonun nerede başladığını belirlemek zordur. Her halükarda, bu ikisi arasındaki sınır çok belirgin olmuyor.

31 Ekimde Alman ırkçılık karşıtı web sitesi Inforiot’ta yayınlanan bir makale bu ikisinin kaba bir karışımından oluşuyor. "Dünya Sosyalist Web Sitesi ırkçılık karşıtlarının üzerine gidiyor" başlıklı makale "Brandenburg Antira" imzasını taşıyor. Makale Dünya Sosyalist Web Sitesi’ni, istihbarat servisinin DSWS’yi şiddet yanlısı "aşırı solcu" çevrelerin bir parçasıymış gibi gösterme çabalarına karşı çıkmasını en aşırı ifadelere başvurarak kötülüyor.

Brandenburg istihbarat servisi DSWS’yi 16 Eylül 2003 tarihinde Frankfurt-Oder’de göçmen bürosuna yapılan bir saldırının ideolojik kışkırtıcısı olmakla suçluyor. İstihbarat servisi bu suçlamayı Alman devletinin göçmen politikasını eleştirel olarak ele alan ve 2001 yılında yayınlanmış olan bir DSWS makalesinin olay yerinde bulunmuş olduğunu iddia ederek haklı çıkartmaya çalışıyor. Söz konusu makale doğruluğu kanıtlanabilir gerçeklere dayanıyor olmasına ve hiçbir şekilde şiddet çağrısı yapmamasına karşın istihbarat servisi şöyle diyor: "Suç içeren eylemlere giden yolu bu tür metinler açmaktadır." DSWS bu iftiraya karşı çıktı ve konuyla ilgili yasal yollara başvurma hakkını saklı tuttu. [Bkz. "Almanya: Brandenburg istihbarat servisi Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne iftira etti" http://www.wsws.org/tr/2003/oct2003/bran-o30.shtml].

"Antira"nın makalesi göçmen bürosuna yapılan saldırıyı "kimliği bilinmeyen ırkçılık karşıtlarının eylemi" olarak tanımlıyor ve DSWS’nin "kendi teorik çalışmalarının diğer insanların pratik eylemlerine yol açmış olması" nedeniyle kendisini bu insanlardan ayırmaya çalışmak yerine, bununla "gurur duyması" gerektiğini ifade ediyor.

Makale DSWS’yi "radikal ve militan solcuları" karalamakla ve olaylara ilişkin olarak kendi soruşturmasını başlatarak "polise pratik yardım" sağlamakla suçluyor. Yazı burada tekrarlamayacağımız bir küfür yağmuru ile sona eriyor. Makalenin yazarı, kendi düşüncesine göre DSWS’nin ne sosyalist, ne devrimci, ne de ırkçılık karşıtı olmadığını fakat bunun yerine "sol camia için hatırı sayılır bir tehlike" olduğunu ifade etmeye çalışıyor.

Sol siyaset ve şiddet

"Irkçı baskı aygıtı"na savurduğu bütün keskin küfürlere karşın, göze ilk çarpan nokta, "Antira" yazarı ile gizli servisin bir konuda -sol siyaset ile şiddet kullanımının bir ve aynı şey olduğu konusunda- fikir birliği içinde olduğudur.

"Antira" yazarı için gece yarısı pencere camlarını kırmak, militan bir ırkçılık karşıtı eylemdir. Yazar, böyle bir eylemin ırkçılıkla ve yabancı düşmanlığıyla mücadele etmeye nasıl bir katkı sağladığını açıklama ihtiyacı duymuyor. Kamu binalarını tahrip etmenin mültecilere ve yabancılara, hükümetin göçmenlere karşı saldırılarını dizginlemekte ya da halkı bu tür saldırılara karşı harekete geçirmekte nasıl yardımcı olacağı anlaşılamıyor.

Bu tür eylemlerin sol ya da sosyalist siyasetle hiçbir ortak yanı yoktur. Sosyalist politikalar - kelimenin esas anlamı olan "halkın yönetimi" anlamında- demokratiktir. Sosyalist politikalar işçi sınıfının siyasi bilincini geliştirmeyi ve öz güvenini güçlendirmeyi hedefler. Sosyalist politikalar halkın büyük çoğunluğunu siyasi olarak aktif hale getirmeye ve kendi kaderlerini belirlemelerine gayret gösterir. Frankfurt-Oder’deki eylem sadece bu tür vandalist eylemlerden hiçbir kazancı olmayan geniş halk kesimlerinin düşüncelerini hor görmeyi ifade ediyor. Bu eylem en iyi durumda siyasi olarak kafası karışık genç insanların giriştiği bir intikam eylemi, en kötü durumda ise katışıksız bir provokasyondur.

"Antira" yazarının Frankfurt-Oder’deki saldırıdan sorumlu olanları "devrimciler" olarak adlandırması açık bir saçmalık. Devrimler kitlesel halk hareketleridir. Devrimler, kitlelerin, normalde küçük bir seçkinler grubunun mahiyetinde olan siyasi olaylara bağımsız olarak müdahale etmeleriyle ortaya çıkar. Devrimci siyaseti, el altından yürütülen sabotaj, devlet iktidarı ile yapılan kısa süreli çatışmalar ve bireysel şiddet eylemleri ile özdeşleştirmek, bütün muhalefet hareketlerinin arkasında şiddete dayalı bir komplo sezen polisin ve gizli servislerin ideolojik cephaneliğine ait bir unsurdur.

Sadece anarşist çevreler zaman zaman bireysel şiddet eylemlerini devrimci siyasetin bir aracı olarak tanımladılar. Bu çevrelerin amacı kitleleri, görkemli "propaganda eylemleri" ile siyasi olarak sarsmak oldu. Uygulamada bu hep tam tersi sonuç doğurmuştur. Bu çevrelerin terörist eylemleri kitleleri kötürümleştirirken, egemen sınıfa baskıcı önlemleri yoğunlaştırmak için gerekli bahaneyi sağlar.

Marksistler her zaman bu tür yöntemleri reddettiler. Lev Trotskiy’in 1911’de yazdığı gibi: "Sosyal Demokrasi –anarşistlere karşıt olarak ve onlara karşı doğrudan mücadele ederek– toplumun gelişimini yapay olarak zorlamayı, proletaryanın yetersiz devrimci gücünün yerine kimyasal maddeleri koymayı amaçlayan tüm yöntem ve araçları reddeder."

Sosyalizm ve demokrasi

"Antira" makalesinde işçi sınıfına yönelik hor görüye, demokratik hakların küçük görülmesi eşlik ediyor. "Antira" yazarı DSWS Yazı Kurulu’nun demokratik hakları savunmasına açık bir biçimde tepki gösteriyor. DSWS’nin ifade özgürlüğü hakkını ciddiyetle ele almasını ve istihbarat servisinin öne sürdüğü iftiralara karşı çıkmasını "Antira" yazarı "devleti ve hukuku radikal bir biçimde eleştirmekten geri kalmak" olarak görüyor.

Inforiot’ta yer alan, "lil x-quadrat" imzasını taşıyan bir mektup "Antira" makalesiyle benzer görüşler sergiliyor ve hatta tümden demokratik hakların varlığını inkar ediyor: "En sonunda, kapitalizmde, yasalarda açıkça ifade edilmese de, bütün devrimci eylemler yasadışıdır."

Her iki durumda da "radikal eylem" ve "militan ajitasyon"la ilgili radikal klişeler muazzam bir kötümserliğin üzerini örtmektedir. Her ikisi de, devletin istediği zaman demokratik hakları ayakları altına alabilecek sınırsız ve mutlak güce sahip olduğuna kesinkes inanmaktadır.

Ne var ki, demokratik haklar hükümetlerin istedikleri zaman geri alabilecekleri, devlet tarafından verilmiş bir hediye değildir. Demokratik haklar, son tahlilde, işçi hareketlerinin onyıllardır verdikleri mücadelenin bir sonucudur. Kaiser Wilhelm’in yönetimi altında genel oy hakkının ve diğer demokratik hakların uygulamaya konulması sosyal demokrasi tarafından yürütülen siyasi çalışmanın bir sonucuydu. Weimar anayasasında yer alan demokratik haklar 1918’deki Alman devrimine verilen bir ödündü. Ve bugün Alman anayasasında güvence altına alınan haklar Nazi rejiminin çöküşüne bir tepki ve işçi sınıfı içindeki yaygın anti-kapitalist eğilimlerin bir yansımasıdır.

Bugün, bu haklar gittikçe daha fazla saldırıya uğruyor ve Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller de dahil olmak üzere, düzen partileri tarafından savunulmuyorlar. Fakat bu hakların, halkın geniş kesimlerinin önemli bir direnişiyle karşılaşılmadan ortadan kaldırılabileceği ve yerlerine diktatörce yönetim biçimlerinin kurulabileceği düşünülemez. İşçi sınıfının varolan toplumsal ve demokratik haklarını savunmadan sosyalist bir perspektif için mücadele etmek olanaksızdır.

Devletin provokasyonları

İşçi sınıfını küçük görme, demokratik haklara karşı kayıtsızlık ve devletin kadiri mutlak olduğu inancı, "Antira" makalesinin sözcülüğünü yaptığı sözde "otonom yaşam biçimi"ni, devletin provokasyonlarının boy atmasına elverişli bir alan haline getirmektedir.

Bu, "kara blok" olarak adlandırılan kişilerin, büyük gösterilerin eteklerinde aniden ortaya çıkıp, pencereleri parçaladığını, otomobilleri tahrip ettiğini ve yanıcı maddeler fırlattığını ve ardından da polis barışçıl göstericileri döverken, ortadan kaybolduklarını görmüş olan herkes için bilinen bir gerçektir. Kukuletalı "kara blok" üyelerinin polisle yakın ilişkiye girdikleri defalarca gözlemlendi.

Bu en açık biçimde 2001 Temmuzunda Cenova’da yapılan G8 zirvesi sırasında belgelendi. O günlerde çok sayıda haberci sağa sola saldıran ve bu şekilde polise barışçı göstericilere saldırması için gerekçe hazırlayan "kara blok" eşkıyalarının polisle görüşmeler yaptıklarına tanık oldular ve hatta bu görüşmelerin bazılarını filme aldılar. Daha sonra, devlet savcıları güvenlik güçlerinin yüzlerce dükkan camını parçalayan ve arabaları ateşe veren, anarşist görünümü altındaki pek çok polis provokatörünü ve tanınmış aşırı sağcıyı istihdam ettiğini keşfettiler.

Bu tür durumlarda siyasi aptallıkla provokasyon arasındaki sınır zorlukla belirlenebiliyor. Fakat, böyle bir sınırın olduğu durumda bile, "süper devrimcilerin" otonom eylemleri ile devletin yalanlarına verilen destek genellikle birbirine zannedildiğinden çok daha yakındır. Bunun kanıtı Almanya’nın en ünlü taş fırlatıcısı Joschka Fischer’in yaşam öyküsünde yer almaktadır.

Fischer’in "devrimci çarpışma" yılları ile –bu yıllarda Fischer sadece pencere camlarını kırmakla yetinmiyor, fakat aynı zamanda roket atarını da polise doğrultuyordu- Hessian eyaleti yasama meclisinde çevre bakanı olarak yemin etmesi arasında sadece 10 yıllık bir süre bulunuyor. Şimdilerde kendisi, Alman devletini, dış işleri bakanı ve şansölye yardımcısı sıfatıyla temsil ediyor. Fischer’in kariyeri başarılı bir imana geliş örneği sunuyor. Ancak "Devrimci Mücadele" üyeliğinden en yüksek hükümet erkanı haline gelişe uzanan yolda bir düşünüş tarzı değişmeden kaldı –Fischer’in işçi sınıfına olan düşmanlığı ve onu hor görmesi.

Frankfurt-Oder’deki saldırı

Doğrudan töhmet altında bırakıldığı için DSWS Yazı Kurulu Frankfurt-Oder’deki göçmen bürosuna yapılan saldırının arka planını açığa çıkartma konusuna büyük bir ilgi gösteriyor. Şu ana kadar bu eylemin tek dikkate değer sonucu Brandenburg istihbarat servisi tarafından DSWS’ye karşı yöneltilen saldırı oldu.

İki buçuk ay sonra polisin ve devlet savcılarının yürüttüğü soruşturmada hiçbir sonuç alınamadı. Buna karşılık, gizli servis DSWS’yi saldırının ideolojik sorumluluğunu taşımakla suçlamadan önce soruşturmanın sonuçlanmasını beklemedi. Bu durumda şu soruların sorulması gerekiyor: iki yıl öncesine ait DSWS makalesini suç mahaline kim bıraktı, gizli servis ve polis söylediğinden daha fazlasını biliyor mu ve devlet kuruluşlarının bu olayda parmağı var mı?

"Antira" makalesinin suçlaması –DSWS’yi, Frankfurt-Oder’deki saldırının arka planını ortaya çıkartmak üzere kendi soruşturmasını yürüterek, ırkçılık karşıtlarını sıkıştırmakla ve ihbar etmekle suçluyor- grotesk bir durum. Benzer bir akıl yürütme, 2001 Temmuzunda Cenova’da yaşanan olayların arka planını soruşturan gazeteciler, insan hakları örgütleri ve hukukçular için, bu insanları küreselleşme karşıtı protestocuları "baskı altına almakla" suçlamak üzere kullanılabilir. Nitekim, bu insanlar devletin provokasyonunu iyiden iyiye açığa çıkarttıkları için sonunda devlet savcılar kurulu harekete geçmek zorunda kaldı.

DSWS Yazı Kurulu Frankfurt-Oder’deki saldırıdan kimin sorumlu olduğunu bilmiyor. Saldırıda yabancı düşmanlığı ve ırkçılıkla mücadele etmenin yolunun bu olduğunu zanneden, siyasi olarak yanlış yönlendirilmiş genç insanların yer almış olabilecekleri göz ardı edilemez. Fakat eğer durum böyleyse, bu insanların polisle ve yasalarla başları derde girdiğinde sorumluluğu üstlenecek olan DSWS değil, "Antira"nın yazarı olmalıdır. "Antira" makalesi fazlasıyla sorumsuz bir yaklaşıma sahip. Makale, siyasi olarak aptalca ve manasız ve siyasi açıdan deneyimsiz genç insanları, kolaylıkla suça bulaştırabilecek olan bir tuzağın içine çekebilecek nitelikteki, eylemleri savunuyor ve haklı gösteriyor.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır