World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Bildiriler

Savaş, toplumsal kriz ve demokratik haklara saldırı

Dünya Sosyalist Web Sitesi ve Sosyalist Eşitlik Partisi 5-6 Temmuz 2003 tarihinde Avustralya'nın Sydney şehrinde "Irak Savaşı'nın Dersleri: uluslararası işçi sınıfının ilerleyeceği yol" başlıklı uluslararası bir konferans düzenledi. Aşağıda bu konferansta kabul edilen karar önergelerinin Türkçe çevirisini bulacaksınız.

Amerika Birleşik Devletleri, Britanya ve Avustralya hükümetleri, elele savaşa yönelirlerken, demokratik haklara ve emekçi insanların toplumsal konumlarına yönelik olarak hız kesmeyen bir saldırı başlattılar. Tıpkı çok taraflı kurumların normlarının, ulusal egemenliğin ve uluslararası hukukun tanınmamasında olduğu gibi, demokratik, sivil ve anayasal hakların da altı oyuluyor.

Hem dış, hem de iç politikanın altında, derinleşen ekonomik kriz, artan toplumsal kutuplaşma ve II. Dünya Savaşı sonrası dönemin bütün sosyal reformlarını tırpanlama yöneliş yatıyor. Temel haklara yapılan saldırının arkasında, artan kamuoyu hoşnutsuzluğu ve uygulanan politikalara karşı yükselen muhalefet karşısında, devlet baskısının dışında verecek hiçbir cevabı olmayan egemen seçkinler var.

Irak'ı işgal etmek için gerekçe hazırlamak üzere, Bush'un günlük olarak dile getirdiği ve Howard'ın gayretkeş bir biçime tekrarladığı yalanlar, belirli bir toplumsal fonksiyon da üstlendiler. Bu yalanlar, sıradan insanların, savaş yönelişinin ardındaki sınıfsal çıkarları görmesini engellemek açısından gerekliydiler. Bu hükümetlerden hiçbiri yurttaşlarına doğruyu söyleyemez: egemen seçkinlerle, halkın ihtiyaçları ve arzuları arasında böylesine bir uçurum bulunmaktadır.

ABD'de toplumsal eşitsizlik şaşırtıcı oranlara ulaşmış durumda. En zengin 14.000 ailenin yıllık geliri en yoksul 20 milyon ailenin yıllık gelirini aşıyor. Ancak bu evrensel bir sürecin en ileri ifadesi sadece.

Avustralya'da küçük bir zengin azınlıkla, son yirmi yıl içinde yaşam standartları sürekli olarak gerilemiş olan geniş emekçi halk kitleleri arasında daha önce benzeri görülmemiş bir uçurum var. Ailelerin en zengin yüzde 20'si bütün ailelerin sahip olduğu toplam servetin yarısından fazlasına sahip. Bunların ortalama serveti, en yoksul yüzde 20'ninkinden 40 kat daha fazla. 1945'ten bu yana ilk kez bütün bir genç kuşak keskin bir gerileme yaşıyor -yaşları 25 ile 34 arasında değişen insanların ortalama servetleri 1993 ve 2002 arasında yüzde 39 oranında geriledi.

Toplumsal koşullar hızla bozuluyor. Temel sosyal hizmetlerin yıllarca örselenmesinin ve özelleştirilmesinin ardından, hükümetler -hem federal hem de merkezi- kamu sağlığı, eğitim, konut ve sosyal harcamaları çökertmeye öncülük etmeye devam ediyorlar. Kitlesel işten çıkartmalar, taşeronlaştırma ve geçici istihdam türlerinin ağırlık kazanması, güvenli istihdamı geçmişe ait bir şey haline getirirken, işsizler sosyal yardım haklarından dışlanıyorlar ve düşük ücretli işlerde çalışmaya zorlanıyorlar. En yüksek gelirlilerin faydalandığı vergi indirimlerini izleyen mal ve hizmet vergileri (KDV) sistematik bir biçimde, toplumsal zenginliği işçi sınıfından zenginlere doğru akacak şekilde yeniden dağıtıyor.

Saldırgan militarizmi ve sosyal programlara yönelik sürmekte olan taarruzu demokratik yollardan uygulamaya koymak, gittikçe daha güç hale gelmektedir. Bundan dolayı toplumsal huzursuzluğa ve siyasi muhalefete karşı bir dizi önlem devreye sokuluyor -bunların hepsi uydurmasyon terörizmle mücadele etme gerekçesine dayandırılıyor. 11 Eylül terörist saldırıları öncesinde bile ABD ve Avustralya hükümetleri, daha baskıcı yönetim biçimlerini uygulamaya sokmak üzere uzun erimli planlar yapmaya başlamışlardı. 2000 yılında, hükümete sivil çalkantıları bastırmak için askeriyeyi devreye sokma yetkisini veren, eşi görülmemiş bir yasal düzenleme kabul edildi.

Parlamento'dan 26 Temmuz 2003 yılında geçen ASIO Terörizm Yasası, Avustralya tarihinde ilk kez polise ve istihbarat ajanlarına herhangi birini bir suçlamada bulunmadan gözaltına alma, giysilerini soyarak arama ve o kişiyi kimseyle görüştürmeden muhtemelen süresiz olarak alıkoyma yetkisiyle donatıyor. Geçtiğimiz iki yıl içinde göçmen işçi sınıfı varoşlarında gerçekleştirilen silahlı ASIO baskınları bu yeni yetkilerin nasıl kullanılacağı konusunda bir uyarı niteliğindedir.

Bu önlemler Bush yönetiminin "düşman savaşçılar" olduğu öne sürülen ABD vatandaşlarını göz altına alabilmek ve kapalı kapılar ardında yapılacak askeri mahkemeler öncesinde alıkoyabilmek için anayasal hakları yırtıp atmasından çok da faklı değildir. Howard hükümeti Küba'nın Guantanamo Körfezi'nde 650 mahkumla birlikte Cenevre Sözleşmesi'ne ve uluslararası hukuka aykırı olarak süresi belli olmayan bir şekilde hapsedilmiş olan iki Avustralya vatandaşı David Hicks ve Mamdouh Habib ile ilgili olarak Beyaz Saray'ı destekledi.

Bali bombalamalarında ortaya çıkan istihbarat uyarılarının yokluğu da ortaya koymaktadır ki istihbarat ve güvenlik servislerinin varlık nedeni emekçi insanların yaşamlarını korumak değildir. Onların temel fonksiyonlarından biri kamuoyunu, özellikle de egemen düzenin siyasi muhaliflerini terörize etmek ve yıldırmaktır.

Mülteciler ve göçmenler demokratik haklara karşı açılan savaşın ilk kurbanları arasında yer alıyor. Emek Partisi iktidarında mülteciler ücra yerlerdeki toplama kamplarında uluslararası hukukun verdiği sığınma hakkı ihlal edilerek, kilit altında tutuluyorlardı. Howard hükümeti bu barbarca politikayı mülteci gemilerine saldırmak ve defetmek ya da travmatize olmuş yolcularını yalıtılmış Pasifik adalarından birine göndermek üzere, savaş gemilerini göndererek, yeni bir düzeye taşıdı. Yeni "sınır koruma" politikasının doğrudan bir sonucu olarak, Ekim 2001'de SIEV X mülteci gemisinin batmasının ardından 350'den fazla insan boğularak öldü.

Militarizme ve devlet baskısına karşı mücadelenin merkezinde gerçek toplumsal eşitlik, herkese iş garantisinin sağlanması, iyi bir yaşam sağlayacak ücret, güvenli emeklilik, iyi düzeyde eğitim, sağlık hizmeti ve konut sağlama mücadelesi yer almalıdır.

Bu konferans, serveti ve geliri gerçek anlamda artan oranlı bir vergi sistemi ile yeniden dağıtabilmek ve kilit sektörlerde toplumsal mülkiyeti tesis etmek için, ekonomik ve sosyal yaşamın bütünüyle demokratik olarak yeniden düzenlemesi çağrısını yapar.

Askeri sektörler, petrol şirketleri ve bankalardan başlamak üzere bütün dev şirketler emekçi halkın demokratik denetimi altında, kamu kuruluşları haline getirilmelidir.

Bu konferans göçmenlerin ve demokratik hakların savunulması için uluslararası bir kampanya yapılması çağrısını yapar ve

* Askeriyeyi devreye sokmaya yönelik bir düzenleme olan ASIO Terörizm Yasasının ve mülteci karşıtı yasaların kabul edilmesini kınar.

* ASIO baskınlarının durdurulması ve David Hicks ve Mamdouh Habib'in derhal serbest bırakılması çağrısı yapar.

* Erkek, kadın ve çocuk, bütün mültecilerin, eksiksiz sivil ve siyasi haklara sahip olarak gözaltından serbest bırakılmasını talep eder.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır