World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Seçim haberleri : 2002 Türkiye seçimleri

AKP lideri Erdoğan Siirt'te yapılan yenileme seçimini kazandı

Justus Leicht
15 Mart 2003

İslamcı AKP'nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin başbakanlığına giden yolda önü açıldı. Erdoğan geçtiğimiz Kasım ayında yapılan genel seçimlerde adaylıktan dışlanmasının ardından, Siirt'te 9 Mart Pazar günü yapılan yenileme seçiminde, meclise girmeyi başardı. Erdoğan din düşmanlığını teşvik etmek nedeniyle daha önce aldığı bir ceza yüzünden seçime girmekten alıkonulmuştu. Erdoğan'ın önümüzdeki birkaç gün içinde Abdullah Gül'ün yerine geçip başbakan olması bekleniyor.

Erdoğan'ın popülaritesi daha seçimlerden önce önemli ölçüde sarsılmıştı. 1 Mart'ta Türk meclisinin, ABD askerlerine, Irak'ın işgaline yönelik olarak Türk topraklarında konuşlanma izni vermeyi reddetmesinden bu yana, Erdoğan kamuoyu önünde, arzu edeceğinden çok daha fazla Amerikan yanlısı bir tutum sergilemek zorunda kaldı. Erdoğan'ın ABD'yi desteklemek ve Türkiye'yi komşusu Irak'la yapılacak savaşa dahil etmek üzere ikinci bir oylama için meclisi toplaması bekleniyor. Bu oylama AKP için kritik bir sınav olacak.

Kendisini bir pasifist olarak tanımlayan Erdoğan, yaşam standartlarında artış ve bununla birlikte yurt içinde ve dışında özgürlük sözleri vererek Kasım'da güçlü bir zafer kazanmıştı. Aynı zamanda, özellikle de "ulusal çıkarlar" söz konusu olduğunda, Türk ordusu ve iş dünyasıyla ters düşmeyeceğini açıkça belirtmişti.

Türkiye'nin "ulusal çıkarları" şu anda ABD'nin Irak'ı işgaline destek vermeyi ve bu sırada Türk askerlerinin Kürtleri silahsızlandırarak, kuzey Irak'ta olası bir bağımsız Kürt devletinin ortaya çıkmasını engellemeyi ve Kerkük ile Musul'daki petrol yatakları hakkında kararlar alınırken söz sahibi olmayı gerektiriyor. Buna ek olarak, Türk ekonomisi 30 milyar dolarlık hibe ve kredi garantisine ihtiyaç duyuyor ve Washington savaşta sağlayacağı işbirliğinin bedeli olarak bu yardımı Ankara'nın yüzüne doğru sallıyor. Bu krediler olmadan Irak savaşının Türkiye üzerindeki etkisinin felaket boyutlarında olmasından korkuluyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin yaptığı hesaplamaya göre, Türkiye savaşa destek versin veya vermesin, uğrayacağı ekonomik kayıplar 16.6 milyar dolar olacak.

Bu sorular basında oldukça açık ve samimi bir şekilde tartışılıyor. Bush yanlısı Wall Street Journal Ankara için neyin söz konusu olduğunu açıkça belirtti:

"Acilen ihtiyaç duyulan nakit para (ve ABD'nin iyi niyeti) bir yana bırakılırsa, Türkiye hem bir diktatörden, hem de BM ambargosundan kurtulmuş bir Irak'a komşu olmaktan, bütün komşu ülkeler kadar fayda sağlayacaktı. Ayrıca Türkiye savaş sonrasında Irak'ta, özellikle Kürtleri kontrol altında tutmak açısından, çok daha fazla söz sahibi olacaktı... Şu anda ABD, Türkiye'nin isteklerini göz ardı etme ve Kürtlerle askeri ve politik işbirliğine gitme konusunda her hakka sahip bulunuyor. Ve Türkler savaş sonrası Irak'ın petrol paylaşımında söz sahibi olmayı unutabilirler."

Sorun şu ki, Türkiye'de kamuoyu "ulusal çıkarlar"la hiçbir şekilde örtüşmüyor. Bir kamuoyu yoklamasına göre halkın yüzde 94'ü Irak savaşına karşı çıkıyor. Erdoğan bir tarafı tutmak zorunda. Bundan böyle bir yandan pasifist rolü yaparken ve tribünlere oynarken, diğer yandan da Türk ordusunun ve iş çevrelerinin ulusal çıkarlarını savunması mümkün değil.

Erdoğan seçimini yapmış durumda. ABD ile aynı tarafta yer alan Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök ile omuz omuza hareket edeceğini gösterdi. Geçtiğimiz günlerde, 1 Mart'a mecliste alınan kararının ruhuna ters bir biçimde, Türk ordusunun koruması altında, ABD kuvvetleri Akdeniz'deki İskenderun limanından Türkiye'nin doğusuna kaydırıldılar. Buna ek olarak Türk tanklarının ve askerlerinin sınırı geçip kuzey Irak'a girdikleri doğrultusunda haberler yayınlanmakta.

Son yenileme seçiminin yapıldığı günde Erdoğan, Amerikan Büyükelçisi Robert Pearson'la saatler süren bir görüşme yaptı ve bu görüşmede büyükelçi kendisine açık açık Türkiye'nin ne yapması gerektiğini bildirdi. Milliyet gazetesine göre Pearson, ABD'nin savaşı 10 gün içinde başlatmak istediğini ve dolayısıyla Türkiye'nin "kararını mümkün olan en kısa sürede vermesi gerektiğini" belirtti. Erdoğan bir ültimatomla karşı karşıya kalmayı kabul etmeyeceğini bildirerek tepkisini gösterdi.

Bununla birlikte Erdoğan'ın, ABD'nin, Türk ordusunun ve iş çevrelerinin taleplerini yerine getirmek konusunda gerekli olan her şeyi yapacağına kesin gözüyle bakılıyor. Hürriyet'te göre, 1 Mart'ta Amerikan askerlerinin konuşlandırılmasına karşı oy kullanan dört bakan hükümet değişikliği sırasında görevinden alınacak.

AKP saflarındaki önde gelen kimi savaş karşıtları da taraf değiştirme sürecine girdiler. Meclis Başkanı Bülent Arınç yapılacak ikinci bir oylamanın sonucunun "olumlu" çıkması durumunda meclisin imajının zarar görmeyeceğini belirterek; "Herkes bize saygı duyacaktır" dedi. Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış şu kehanette bulundu: "Yüzde 100 garanti ile söyleyebilirim ki, eğer tezkere meclisin önüne bir kez daha konulacak olursa, geçecektir."

Kaybedilen 1 Mart oylamasının hemen ardından, hükümet -kamu çalışanlarının sosyal yardım ödemelerinde kesintiye gidilmesi, çiftçilerin sübvansiyonlarının kırpılması ve yol ve köprü ücretlerinde artış yapılmasını da içeren bir şekilde- dolaylı vergileri arttıran bir bütçe yoluyla milletvekillerine baskı uygulamaya başladı. Belli ki hükümet daha şimdiden "Amerikanın savaşının yol açacağı hasarların" etkilerini bütçe hesaplamalarına dahil etmiş durumda.

Yine de, Kasım genel seçimlerinde meydana gelen bazı usulsüzlükler nedeniyle yenilenmesi gereken Siirt seçimlerinde, AKP oyların yüzde 85'ine yakınını alarak, oradaki sandalyelerin tümünü kazandı.

Derin bir yoksulluğun ve işsizliğin pençesindeki Kürt ağırlıklı Doğu Anadolu'da yapılan bu seçimin demokratikliği ile ilgili hiçbir yanılsamaya kapılmamak gerekir. Bu seçime sadece Kasım seçiminde, son derece ayrımcı bir yüzde 10'luk ülke barajını aşabilen ve mecliste temsil edilmeye hak kazanan iki partinin girmesine izin verildi: AKP ve Kemalist geleneğin sürdürücüsü CHP (Cumhuriyet Halk Partisi).

Kasım ayında AKP Siirt'te sadece oyların yüzde 18'ini alırken, CHP yüzde 9'unu almıştı. Bu seçim bölgesinde Kasım seçimlerinin galibi yüzde 33 oy almış olan, fakat yüzde 10'luk ülke barajını aşamayan, Kürtlerin milliyetçi partisi DEHAP olmuştu. Bu son seçimde, DEHAP'ın seçimi boykot etme çağrısı karşılık buldu ve seçmenlerin yüzde 40'ından fazlası ya seçime katılmadı ya da geçersiz oy kullandı.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, yerel etmenler de Erdoğan'ın zaferinde bir rol oynadı. Pek çok seçmen başbakanın kendisini seçen bölgeye daha iyi davranacağını umuyordu. Buna Özal etkisi deniliyor. Güneydoğu Anadolu'nun Malatya ilinden gelen Turgut Özal, 1989-1993 yılları arasında başbakanken, doğduğu bu şehre büyük miktarda kamu fonu aktarmıştı.

Siirt'te elde ettiği seçim başarısına ve milletvekillerine çeşitli yönlerden yapılmakta olan baskılara karşın Erdoğan'ın –özellikle BM'nin savaşı yasal hale getiren ikinci bir karar çıkartmaması durumunda- meclise Irak savaşına destek olmaya yönelik ikinci bir tezkere sunmanın yaratacağı sorunların farkında olması gerekir. Fransa ve Rusya'nın yeni bir BM kararına karşı veto haklarını kullanacaklarını açıklamalarının ardından Türkiye'deki savaş karşıtlarının eli güçlenmiş oldu.

Erdoğan geleceğini Amerika Birleşik Devletleri'nin politikasına ve savaş ganimetlerine bağlamaya zorlandı. Türk meclisini mutlak çoğunlukla, muzafferane bir şekilde devraldıktan sadece bir kaç ay sonra, AKP krizle yüz yüze geldi. AKP, yaygın toplumsal hoşnutsuzluğun üzerinde yükselerek iktidara ulaştıktan sonra ABD'nin paralı askeri gibi davranmayı tercih etti ve şimdi savaş karşıtı kitlesel gösterilerin korkusuyla ordunun eteklerine sarılıyor.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır