World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Savaş haberleri : Afganistan

Afganistan’da ABD’nin zorla kabul ettirdiği "demokrasi"

Büyük Kabile Meclisi otokratik rejimin altına imzayı attı

Mike Head
24 Ocak 2004

Üç haftadan daha fazla bir süreyle tavlama, gizli pazarlık ve kabadayılık taktiklerinin kullanılmasının ardından, Afganistan’da, Amerika Birleşik Devletleri tarafından bir araya getirilmiş ve çoğunluğu seçilmemiş 502 delegeden oluşan Büyük Kabile Meclisi loya jirga - Washington tarafından elle seçilmiş olan geçici başkan Hamid Karzayi’nin çökmekte olan konumunu güçlendirmek amacıyla hazırlanan bir anayasayı bu hafta içinde onayladı.

Hizip guruplarının, ABD Başkanı George Bush’un Afganistan temsilcisi ve büyükelçisi Zalmay Halilzad ve BM özel elçisi Lahdar İbrahimi’nin yoğun bir biçimde uyguladıkları arakadan kol bükme yöntemlerinin ardından, meclis savaş ağalarından, mollalardan ve ABD’nin yardakçılığını yapanlardan oluşan koca bir çadır dolusu temsilciler topluluğu anayasanın altına 4 Ocak’ta imzalarını attılar.

Medya, sonucu demokrasinin bir zaferi olarak sunmuş olsa da, toplantı baştan sona bir demokrasi karikatürü idi. Karzayi delegelerin 50 tanesini seçerken, ABD’nin öncülüğünü yaptığı askeri işgal ile suç ortaklığı yapmış olan çeşitli milis kuvvetlerinden, dini ve etnik çevrelerden seçkinler diğer delegeleri seçtiler. Toplantı, kukla rejime karşı direnişin arttığı bir ortamda, silahlı gardiyanlar altına gerçekleşti. Ona rağmen, biri geçen hafta olmak üzere, bölgeye yapılan bir seri roket saldırısı toplantıyı tehdit etti.

Belki de en anlamlı an, kırsal Farah eyaletinden 26 yaşındaki Malalay Coya isimli bir kadın sosyal işler görevlisinin ayağa kalkarak jirga’nın komitesindeki başkanlarının çoğunun suçlu olduklarını belirterek kınamasıydı. Coya, bu insanların önemli mevkilere getirileceklerine, suçları nedeniyle hapse atılmaları gerektiğini belirtti. Coya, ilk önce toplantı salonundan atıldı, daha sonra geri dönmesine izin verildi ve şimdi aldığı ölüm tehditleri nedeniyle BM’nin koruması altına bulunuyor.

Coya’nın atıfta bulunduğu suçlar arasında, Taliban tarafından püskürtülmeden önce, 1992’den 1996’ya kadar geçen süre içinde kökten dinci İslamcı savaş ağalarının - mücahidin ya da kutsal savaşçılar sivillere yönelik olarak yaygın bir biçimde gerçekleştirdikleri roket saldırıları, işkenceler, ırza geçmeler ve toplu katliamlar yer alıyor. ABD ve müttefikleri bugün Afganistan’ı yönetmeleri için aynı haydutlara bel bağlıyorlar. Delegeler arasında en çok göze çarpan isimlerden birisi, Kasım 2001’de ABD işgali sırasında Mezar-ı-Şerif’e yakın bir çölde binlerce Taliban esirlerini katleden Kuzey İttifak kuvvetlerinin lideri General Abdül Raşit Dostum idi.

Bütün süreç o kadar anti-demokratikti ki, belgenin aldığı en son şekil oya bile sunulmadı. Bunun yerine, toplantıda bulunanların çoğunluğu, kurul başkanın zorlamasıyla onay verdiklerini belirtmek üzere kısa bir süre için ayağa kalktılar. Sadece üç gün önce, delegelerin yüzde 40’ı toplantıdaki ilk ve tek oylamayı boykot edince, toplantı ortaya çıkan karmaşa nedeniyle askıya alınmıştı.

Eski başkan Burhaneddin Rabbani’nin başını çektiği Tacik, Özbek ve Hararlı azınlıktaki etnik grupları içeren koalisyon, başkana verilen geniş yetkileri sınırlamak için bir başbakan atanmasını istedi. Bunlar ayrıca azınlık dillerinin resmi olarak tanınmasını ve bakanlara çifte vatandaşlık yasağı getirilmesini istediler. Bu ikinci hüküm Karzayi kampındaki ABD vatandaşlarını hedef alıyordu.

Halilzad ve İbrahimi yasayı yapmak için adım atar atmaz, Rabbani ve müttefikleri çarçabuk otokratik başkanlığı kabul ettiler. Devlet başkanı, ülkeyi bir başbakan olmadan yönetecek. Senato’nun üçte birini atama yetkisi yanında, bakanları, üst düzey görevlileri, hakimleri ve askeri, polis ve istihbarat başkanlarını atayıp, görevden alabilecek. Devlet başkanı silahlı kuvvetlerin baş komutanı olacak ve ülkenin tamamında ya da bir kısmında olağan üstü hal ilan edebilecek.

Bunun karşılığında Karzayi ve onu destekleyenler küçük ödünler verdiler. Azınlık çıkarlarını temsil etmek üzere ikinci bir başkan yardımcılığı ihdas ettiler ve ulusal meclise başkanın yapacağı kimi atamaları onaylama hakkını verdiler. İki resmi dilin (etnik Peştularca konuşulan) Peştuca ve (Tacik) Dari yanı sıra, bir bölgede çoğunluk hangi dili konuşuyorsa o dil o bölge özelinde tanınacak. Görünüşe göre Karzayi Özbekçe öğrenmeyi kabul etti. Çifte vatandaşlık konusunda bir yasaklama getirilmiyor ancak ulusal meclis yabancı pasaport taşıyan görevlileri reddedebilecek.

Karzayi aynı zamanda katı kökten dinci İslâmcılarla da İslâma aykırı olacak herhangi bir yasaya yer verilmeyeceğine dair bir madde eklenmesi konusunda anlaşmaya varmış durumda. Bu, anayasanın, kadınlara eşit statü verilmesi de dahil olmak üzere demokratik haklara sahte bir bağlılık gösterirken, İslâmın gerici kurallarının galebe çalacağı anlamına geliyor. Karzayi, şimdiden Fazıl Hadi Şinvari’yi baş hakim olarak atadı. Şinvari anayasada belirtilen yaş sınırını ihlal ediyor ve laik hukuk eğitimi olmayan, sadece dini hukuk eğitimi görmüş birisi.

Şinvari, Vahabi yandaşı, loya jirga’da bir komitenin başkanı olan, Suudi destekli kökten dinci önder Üstad Abdül Resul Sayyaf’ın bir müttefiki. Şinvari, Yüce Divan’ı Taliban türü cezaları isteyen, yandaşı mollalarla doldurdu ve Taliban’ın korku salan Ahlâk Bozukluğuna Son Verme ve Faziletin Yüceltilmesi Bakanlığını ismini Hac ve Din İşleri Bakanlığı olarak değiştirdiği halde geri getirdi. Bu bakanlık Afgan kadınlar arasında "gayri İslâmi" davranışları engellemek üzere polis gücü oluşturuyor.

Yeni anayasaya göre başkanlık seçiminin Haziran ayına kadar tamamlanması ve ardından ulusal meclis için seçimin yapılması gerekiyor. Ancak ülkede kötüleşen ekonomik durum ve güvenlik durumu nedeniyle bu planın uygulanması pek mümkün görünmüyor. BM elçisi İbrahimi, daha şimdiden New York Times’a Taliban isyancıları yüzünden ülkenin büyük bölümünün erişilemez durumda olması nedeniyle, seçimlerin yapılmasının "neredeyse imkansız" olduğunu belirtti.

Rabbani kendi adına yaptığı açıklamada loya jirga’yı alt üst eden anlaşmazlıkların kesinlikle azalmadığını açıkça ifade etti. Rabbani, Kâbil’de perde arkasından verilen direktiflerin sadece yönetimin güvenilirliğini zedelediğini belirtti ve güçlü bir başkanlık sisteminin "Afganistan’ı diktatörlüğün içine itebileceği" uyarısını yaptı.

Kâbil’deki toplantı son derece gerici bir karaktere sahip olmasına rağmen, BM genel sekreteri Kofi Annan, tarihi bir başarı olduğunu söyleyerek sonucu methetti. Başkan Bush "demokratik bir Afganistan’ın bütün Afganlıların çıkarlarına ve adil isteklerine hizmet edeceğini" ilan ederek anayasayı selamladı.

İçlerinde bir zamanların liberal basınını da içeren, önde gelen medya kuruluşları bu söylenenleri itaatkar bir biçimde tekrarladı. New York Times’ın başmakalesinde anayasaya "aydınlanmış" olarak adlandırıldı ve yazıda Bush yönetimi için "ortaya çıkan sonuç karşısında haklı olarak heyecanlanıyor" denildi. Yazı ABD’nin ülkede sürmekte olan askeri denetimini "başkanlık ve parlamento seçimlerini olanaklı kılmak için askeri ve siyasi destek vermek için gerekiyor" diyerek onayladı.

Demokrasi yok

Bu koşullarda demokrasiden söz etmek bile gülünç. Washington, dünya üzerindeki en yoksul ve harap olmuş ülkelerden bir tanesini, yasadışı bir biçimde fethetti, devlet yönetimini alaşağı etti ve halkı ezip korkutmak için adı çıkmış canilerle işbirliğine girişti. Afganistan’da, Taliban ve El-Kaide taraftarlarını yakalamak adına halkı terörize eden, ABD’nin başını çektiği 12.000 muharip asker bulunuyor. Bunlara asıl işi başkentte Karzayi yönetimini desteklemek olan 5.700 kişilik NATO "barışgücü" eşlik ediyor.

Afganistan’daki seçimlerin zamanlaması bile Bush yönetiminin acil iç siyasi mülahazaları tarafından belirlenmektedir. Bush yönetimi, Kasım ayında yapılacak olan ABD başkanlık seçimlerine doğru "terörle savaş" konusunda sembolik bir başarı gösterisine şiddetle ihtiyaç duyuyor. Bush yönetimi, kinizm ile miyopluğun bir karışımı olan karakteristik politikalarla yoluna devam ediyor. Afganistan’da gerçek durum tam bir felaket olsa da, onlar için önemli olan bu ülkede bir halkla ilişkiler zaferi elde etmek.

Ülkenin bir çok bölümü müttefik kuvvetler için, - hoş BM görevlileri, yardım kuruluşlarının çalışanları ve sıradan insanlar için de - artık güvenli değil. Artan gerilla saldırıları uluslararası yardım kuruluşlarını Kâbil’den çekilmeye zorladı ve en temel yardım çalışmaları bile durmak zorunda kaldı. Dünya Gıda Program’ı 18 Aralıkta yiyecek dağıtımı programının güvenlikteki çöküşten ciddi bir biçimde etkilendiğini itiraf etti.

6 Ocak’ta ülkenin güneydeki Kandahar şehrinde bir askeri üst yakınlarında patlayan bomba dolu bir kamyonun, çoğu okul öğrencisi, en az 16 kişiyi öldürüp 52 kişiyi yaralaması, durumun daha da kötüye gitmekte olduğunu gösterdi. İsyancıların uyguladıkları ayrım gözetmeyen teröre rağmen, öyle görünüyor ki, ABD tarafından uygulanan yöntemlerin kökten dinci Taliban’a olan desteğin sadece artmasına neden oluyor.

Özellikle güneyde ve doğudaki Peştu bölgelerinde, ABD güçlerinin uyguladıkları ağır baskılar, işgale karşı halkın muhalefetini ve direnişini arttırıyor. Geçen ay, hükümet karşıtı kuvvetleri yakalamak ve kabile meclisi seçimlerine doğru ortaya çıkan yaygın huzursuzluğu bastırmak için ABD ordusu Afganistan’da Taliban’ın devrilmesinden bu yana en büyük operasyonlarını yaptı.

Karzayi’nin beyliği kendisinin ABD askerilerince 24 saat aralıksız olarak koruma altında tutulduğu Kâbil şehri ile sınırlanmış durumda. Ülkenin başka yerlerinde, kimileri uyuşturucu madde baronlarına ve diğerleri Karzayi hükümetinin üyelerine bağlı, toplam yarım milyon silahlı insandan oluşan özel ordular kol geziyor.

Afganistan’da, bu cehennemî ve yarı-sömürgelik koşulları altında, dış görünüşü demokratik bir rejime benzeyen bir yapının oluşması umudu bile bulunmamaktadır. Orta Doğu’da ve Orta Asya’da demokrasi ancak işçi sınıfının başını çektiği gerçek bir halk devrimi ile mümkün olabilir. Sadece böyle bir hareket bölgeyi büyük güçlerin on yıllardır sürmekte olan egemenliğinden kurtarabilir ve bölgenin ekonomik geri kalmışlık, savaş ağalığı ve teokratik baskı mirasını ortadan kaldırabilir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır