World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2005/aug2005/afl-a26.shtml

AFL-CIO’da yaşanan krizle ilgili bir karşılıklı yazışma


26 Ağustos 2005
İngilizce’den çeviri (27 Temmuz 2005)

Aşağıda DSWS’de yayınlanan "AFL-CIO’da yaşanan bölünme" başlıklı makaleye yönelik olarak gönderilen bir okuyucu mektubunu ve bu mektuba makalenin yazarı Shannon James tarafından verilmiş olan cevabı bulacaksınız.

Makalenizde yer alan AFL-CIO’nun tarihsel tahlilini beğendim, ancak makaleniz, benim gibi Amerikalı işçilere gösterdiğiniz çıkış yolu konusunda kafamın karışmasına neden oldu. Sendikam bu sonbaharda toplu iş sözleşmesi görüşmelerine başlayacak. Sendikada yer alan bir sosyalist olarak, her zaman için, patronun sağlık hizmetleriyle ilgili haklarımızı elimizden almaya çalışması ya da bizleri başka türden ödünler vermeye zorlaması durumunda, çalışma arkadaşlarım arasında ajitasyon yapmam gerektiğini, sendika yönetiminden bağımsız olarak tabanda yer alan üyeleri örgütlemeye çalışmam ve örgütlemem gerektiğini ve patrona karşı bir sınıf mücadelesi perspektifi için ısrarla mücadele etmem gerektiği düşündüm. Sizin yaptığınız tahlile göre bu beni ulusal bir reformist yapıyor, bu durumda benim sendikayı bırakmam ve zamanımı Sosyalist Eşitlik Partisi’ni inşa etmeye çalışmakla geçirmem gerekiyor, öyle mi? Eğer bu konuda yanlış düşünüyorsam lütfen beni bilgilendirin.

JI

* * *

Sevgili JI,

Gönderdiğin e-postadan makalemde yer alan tahlil üzerinde fazlaca düşünmediğin izlenimini edindim. AFL-CIO’nun tarihi ile ilgili yazdıklarıma katıldığını belirtmekle birlikte, bu tarihin bugün yaşanmakta olanlar üzerinde herhangi bir pratik etkisi olduğuna inanmadığın anlaşılıyor.

Kısaca özetlemek gerekirse, makalemde AFL-CIO’nun, on yıllara yayılan düşüşünün sonunda iki rakip bürokratik hizip arasında bütünüyle ilkesiz bir biçimde bir bölünme yaşamasına tanık olduğumuzu açıklıyordum.

Makalem, 1955 yılında, daha önce birbirine rakip olan iki sendika federasyonunun, Amerikan İşçi Federasyonu ile Sanayi Örgütleri Kongresi’nin birleşerek AFL-CIO’nun kurulması ile mevcut durum arasında ilişki kuruyordu. [Sanayi Örgütleri Kongresi (CIO) ilk başta Amerikan İşçi Federasyonu (AFL) içinde bir komiteydi. AFL yönetimi, yaşanan bir radikalleşme dalgası karşısında önlem olarak 1938 yılında CIO sendikalarını ihraç etti ve bunları kendi ulusal örgütlerini kurmaya zorladı - ç.n.] Bu birleşme, Amerikan sendika bürokrasisinin anti-komünizm ve ABD egemen seçkininin Soğuk Savaş dış politikasına destek verme temelinde birleşmesine işaret ediyordu.

Daha sonra 1930’larda kitlesel sanayi sendikalarının kurulmasına yol açan patlayıcı hareketin, John L. Lewis ve CIO’nun diğer önderleri tarafından siyasi olarak kapitalist iki-parti sistemine tabi kılındığını ve bunun Amerikan işçi sınıfının uzun vadeli çıkarları üzerinde felakete varan sonuçlar yarattığını belirttim. 1930’lu yıllarda verdikleri kahramanca mücadelelere rağmen Amerika Birleşik Devletleri’nde işçiler hiç bir zaman bağımsız bir siyasi güç olarak örgütlenmediler. Bunun yerine CIO’nun politikaları Amerikan işçi sınıfının siyasi büyümesine engel oldu.

Amerikan işçi hareketinin bugün yaşamakta olduğu krizin köklerinde bu miras yatıyor. Yazıda belirttiğim gibi, ABD işçi bürokrasisi ile Amerikan emperyalizminin yapmış oldukları şeytan pazarlığı, durum 1970’li ve 1980’li yıllarda, özellikle Reagan yönetiminin kurulmasıyla birlikte, keskin bir biçimde değiştiği zaman, işçi sınıfını hazırlıksız durumda bıraktı. AFL-CIO bu değişime sınıf mücadelesini bütünüyle bırakarak ve şirket yönetimleriyle açıkça işbirliği yapma politikalarına dönerek yanıt verdi.

Bu uzun süren ihanet ve yozlaşma sürecinin bir sonucu olarak, AFL-CIO artık gerçek anlamda bir işçi sınıfı örgütü olma niteliğini yitirmiş durumda. İşçiler hâlâ resmi sendikalarda - işgücüne oranla sayıları tarihte görülmüş en düşük düzeye hızla gerilemiş olmasına rağmen - yer alıyorsa da, bu örgütler işçi bürokrasisinin araçları haline gelmiş durumdalar. Bu bürokrasi, sınıfsal olarak, çıkarları işçi sınıfının çıkarlarına düşman olan orta sınıfın yozlaşmış ve asalak bir katmanıdır.

Yazımda bu deneyimden çıkarılması gereken dersin yeni bir siyasi yönelişe ihtiyaç olduğunu vurguladım: büyük sermayenin iki partisinden ve burjuva siyasetinin tüm biçimlerinden kopmak ve sosyalist ve enternasyonalist bir program temelinde işçi sınıfının kitlesel, bağımsız partisini inşa etmek. Böyle bir gelişme AFL-CIO’nun taşlaşmış, bürokratlaşmış aygıtı üzerinden gerçekleşemez.

Sen bunun kafanın karışmasına yol açtığını söylüyorsun ve bu tahlilin, her nasıl oluyorsa, sendikalardaki militanların ve sosyalistlerin ücret indirimlerine ve işverenlerin diğer saldırıları karşısında bir şey yapmamalarını gerektirdiğini öne sürüyorsun. "Benim sendikayı bırakmam ve zamanımı Sosyalist Eşitlik Partisi’ni inşa etmeye çalışmakla geçirmem gerekiyor, öyle mi?" diye soruyorsun.

Sendikayı bırakmaktan kastın eğer işyerindeki mücadelelere katılmamaksa, yanıt "hayır" olacaktır. Buna karşılık, eğer bununla AFL-CIO’nun perspektifini dönüştürmeye çalışmaktan vazgeçmeyi kastediyorsan, o zaman yanıt "evet" olacaktır.

Çok açık ki, sendika üyesi olan bir sosyalist duruma müdahale etmeli ve bürokrasiye karşı önderlik yapmalı ve olası en iyi sözleşmenin imzalanması için mücadele etmelidir. Bu birini otomatik olarak "ulusal reformist" yapmaz ve ben asla böyle bir şey ileri sürmedim.

Bunu söylemekle birlikte, böyle bir ajitasyonun yeterli olacağına inanmak fazlasıyla dar görüşlülük ve saflık olur. Son 25 yılın deneyimlerinin ardından her kim ki işçilerin mevcut çerçeve için, bırakın yeni kazanımlar elde etmeyi, ellerindekini koruyabileceklerine inanıyorsa, kendisini aldatıyor demektir.

Can alıcı soru sendikalarda sınıf bilinçli işçilere hangi perspektif ve programın yol göstermesi gerektiğidir? Sosyalistler için, merkezi odak her zaman için işçi sınıfının, egemen sınıfa olan siyasi ve ideolojik köleliğinden kopmasını ve kendi bağımsız çıkarları için mücadele etmesini sağlamak için, siyasi bilincinin geliştirilmesidir.

Amerikan işçi sınıfının büyük zaafı gösterdiği yavaş siyasi ve teorik gelişme ve kendi mücadelelerinin ve bütün dünyadaki işçi mücadelelerinin derslerini genelleştirme ve öğrenme konusunda zorlanmasıdır. Toplu iş sözleşmesi çerçevesinde ne kadar çok müdahale yapılırsa yapılsın bu sorunun üstesinden gelmeye yetmeyecektir.

Lenin sorunu, yeni ufuklar açan çalışması Ne Yapmalı da berrak bir biçimde ortaya koyar. Lenin sosyalistlerin işinin, "işçi sınıfı hareketini burjuvazinin kanatları altına sokmak yolundaki bu kendiliğinden, sendikalist çabadan uzaklaştırmak ve devrimci sosyal-demokrasinin kanadı altına sokmak," olması gerektiğini söyler.

Bu, sendikalardaki sosyalistlerin, kapitalizmin toplumsal ilişkilerinin ve geçmiş yüzyılın derslerinin kavranışı temelinde, işçilere bu örgütlerle ilgili olarak hiç çekinmeden gerçekleri söylemeleri gerektiği anlamına gelir. Sosyalistler işçilerin sınıf bilincini geliştirmeye çalışmalı ve onlara büyük sermayenin iki partisinden kopmanın gerekli olduğunu ve toplumun eşitlikçi yani sosyalist temellerde yeniden düzenlenmesi ve bir işçi hükümeti için kavga verecek kendi bağımsız siyasi hareketini geliştirmeleri gerektiğini göstermelidir.

Nihayet, sendika üyesi bir sosyalistin Sosyalist Eşitlik Partisi’nin inşa edilmesine konsantre olup olmamaları gerektiğini soruyorsunuz. Gerçek sosyalistler için, bu sorunun açık cevabı "evet"tir. Sadece Amerikan SEP’i ve dünyanın dört bir yanındaki Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi içinde yer alan kardeş örgütleri geçtiğimiz yüzyılda işçi sınıfı hareketinin zengin deneyimlerinden damıtılmış yaşamsal derslerini cisimleştiriyor. İşçi sınıfı ancak kendisini tarihin bu derslerine dayandırarak günümüzün büyük ve zorlu mücadelelerinin üstesinden gelebilir.

Kardeşçe,

Dünya Sosyalist Web Sitesi adına, Shannon Jones



Telif Hakkı 1998-2005, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır