World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Tarih

Livio Maitan (1923-2004): eleştirel bir değerlendirme

Bölüm 2: Kastro, Che Guevara ve silahlı mücadele | Bölüm 1 | Bölüm 3

Peter Schwarz
5 Kasım 2004

Birleşik Sekreterya bir yandan Doğu Avrupa’da ve Batılı sanayileşmiş ülkelerde yeni bir sosyalist atağın Stalinist partilerin saflarından gelmesini beklerken, diğer yandan gelişmekte olan ülkelerde ve Latin Amerika’da ümitlerini küçük burjuva milliyetçilerine bağladı. Her iki beklentinin ortak yanı ise Dördüncü Enternasyonal’in önderliğinde, işçi sınıfına dayanan bağımsız bir hareketinin oluşturulmasının dışlanması ve inisiyatifin diğer toplumsal güçlere bırakılmasıydı.

Pablocular, Çin söz konusu olduğunda Mao Zedung’un köylü ordularını övdüler. Pablo, 1950’lerde, kişisel olarak kendisini Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) emrine verdi ve FLN’in zafere ulaşmasından sonra, Afrika’daki ve bütün dünyadaki ulusal hareketlerle ilişkileri koordine etmek üzere, Ahmed Ben Bella’nın kurduğu ilk Cezayir hükümetine katıldı.

1959’da Fidel Kastro’nun gerilla güçleri Küba’da Batista diktatörlüğünü devirince, Pablocular Küba devriminin hararetli taraftarları haline geldiler. Küba’da bir işçi devleti kurulduğu iddiası Pablocuların, 1953’de Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin kurulmasına ön ayak olmuş olan Amerikan Sosyalist İşçi Partisi (SWP) ile yeniden birleşmelerinin temelini oluşturdu.

Kastro rejimi tarafından uygulamaya konulan millileştirmelerin Küba’yı bir işçi devletine dönüştürdüğü iddiası Marksist sosyalizm düşüncesinden tam olarak bir kopuşu temsil ediyordu. Eğer gücünü büyük ölçüde köylülerden alan küçük burjuva önderleri ortada işçi iktidarının en temel organları bile yokken bir işçi devleti kurabiliyorlarsa, bu durumda Marksizm tarafından işçi sınıfına geleneksel olarak atfedilen, sosyalist devrimde oynayacağı bilinçli rol düşüncesi yanlış demekti.

Ayrıca Pablocular, Trotskiy’in her zaman öne çıkardığı, sosyalist devrimin uluslararası karakterini de göz ardı ettiler. Tarihte, sosyalizmin kapitalizme göre insan toplumu açısından daha yüksek bir gelişme düzeyini temsil ettiği kabul edilmiştir. Kapitalizm, daha şimdiden üretici güçleri ulus devletin çerçevesinin ötesine geçecek biçimde geliştirmiş durumda ve sosyalist bir toplum, erişilmiş olan bu gelişme düzeyinden geriye gidemez. Bu nedenle, Stalinist "tek ülkede sosyalizm" teorisi bütünüyle yanlıştır.

Bu Marksist ve enternasyonalist bakış açısıyla ele alındığında, Kastro rejimi tarafından uygulanan ve o yıllarda diğer milliyetçi hükümetler tarafından uygulamaya konulan benzer önlemlerden temelde faklı olmayan millileştirmeler ikinci derecede önemliydi. Daha önemli olan soru Küba devriminin uluslararası sosyalist devrimin gelişimi için bir başlangıç noktası sağlayıp sağlamadığıydı. Bu açıdan, Küba’da yaşananların sonuçları çok yıkıcı oldu.

Pablocular sadece Kastro’nun Kübasını bir işçi devleti olarak övmekle yetinmiyorlardı. Küba modeli kırlardan yürütülen gerilla mücadelesi bütün Latin Amerika’ya aktarıldı-bu Trotskist hareket için korkunç derecede yıkıcı sonuçlara yol açtı. Che Guevara, 1965 yılında Küba’dan Bolivya’ya, orada bir gerilla mücadelesi başlatmak üzere gittiğinde, Birleşik Sekreterya Che Guevara’ya tam destek sözü verdi ve Bolivya seksiyonu gerillalara katılmaya hazır olduğunu açıkladı. Küba’da, 1967 yılında gerçekleştirilen bir Latin Amerika dayanışma konferansında Birleşik Sekreterya, "sosyalizme giden yolda silahlı mücadelenin vazgeçilmez rolü"nü (8) ilan eden Amerikan SWP’sinden Joseph Hansen tarafından temsil edildi.

Birleşik Sekreterya, 1969’da yapılan 9. Dünya Kongresi’nde hiçbir yanlış anlamaya yer bırakmayacak şekilde şu açıklamayı yapıyordu: "Latin Amerika için ana ve tek gerçekçi perspektif birçok yıl sürebilecek olan silahlı bir mücadeledir. Bu nedenle teknik hazırlık sadece devrimci çalışmanın bir cephesi olarak değil, fakat temel cephesi olarak görülmelidir… İnisiyatif açıkça dışarıdan gelecek ya da (Che’nin Bolivyalı gerillalarında olduğu gibi) tek yanlı olacak olsa bile, gerilla mücadelesi bütün bir dönem boyunca ana ekseni oluşturmaya devam edecektir." (9)

Bu anlayış silahlı mücadelenin yüceltilmesi adına Trotskiy’in sürekli devrim teorisini kurban etti ve devrimci faktör olarak proletaryanın yerine Kalaşnikof ve el bombasını koydu. Bu perspektif kana susamış ve radikal olduğu ölçüde, Pablocuların derin kötümserliğinin ve işçi sınıfını aşağısamalarının sadece bir ifadesiydi-ve bu durum işçi sınıfının bütün Latin Amerika çapında hızla büyürken radikalleşmekte olduğu bir dönemdi.

Birleşik Sekreterya’nın perspektifini ciddiye alan herhangi birinin şehirlere sırtını dönmesi ve kırsal kesimdeki gerilla mücadelelerini desteklemesi gerekir; tıpkı bunu yapıp çok ağır bir bedel ödeyenler gibi. İyi niyetli olarak Birleşik Sekreterya’ya yönelmiş olan birçok genç, kentlerdeki işçi sınıfından yalıtılmış olarak güçlü bir orduyla karşı karşıya gelerek, bu orduya av oldular.

1970’lerin başlarında Arjantin’de Birleşik Sekreterya’nın basını, Devrimci İşçi Partisi’ni (PRT-ERP), Maoculuğa sürüklenmeden önce, resmi seksiyonu olarak tanıdı ve bu örgütün büyük boyutlu silahlı eylemlerine alkış tuttu. En sonunda PRT-ERP ordu tarafından bütünüyle yok edildi.

Livio Maitan bu siyasi hattın geliştirilmesinde ve yaygınlaştırılmasında önemli bir rol oynadı. Birleşik Sekreterya’da, Latin Amerika ve Çin uzmanı olarak kabul ediliyordu ve bu alanlardaki parti önergelerinin hazırlanmasında doğrudan yer aldı.

Birleşik Sekreterya ile bu konuda fikir ayrılığı yaşayan Çinli Pablocu Peng Şuzi’nin verdiği bilgiye göre Maitan, 1968’de Birleşik Sekreterya’nın gerilla stratejisinin ardında yer almasını haklı gösteren bir belgenin yazarıydı. (10) Maitan ve Mandel, 1969 Dünya Kongresi’nde gerilla stratejisinin en aktif taraftarlarıydılar -bununla birlikte bu strateji delegelerin yaklaşık olarak üçte biri tarafından reddedildi.

1997’de Birleşik Sekreterya’nın resmi yayın organıInprecor’da Maitan’ın Che Guevara’nın 30. ölüm yıldönümü nedeniyle yazdığı, örgütün o yıllardaki düşüncelerini eleştirel olmayan bir biçimde özetleyen bir makalesi yayınlandı. Makale, Che Guevara’yı öven bir ilahiydi. Makalede Che Guevara Birleşik Sekreterya’nın yayınlarında yapılan çeşitli alıntılarla, "sosyalist devrimin uluslararası karakteri" ile aşılanmış ve "yeni devrimci kuşakların sembolü" haline gelmiş bir "mükemmel sosyalist" (11) olarak gösteriyordu.

1968 ve sonuçları

Maitan’ın Latin Amerika’daki gerilla mücadelesine verdiği destek İtalya’da doğrudan bir tepki yarattı. Bu, 1970’lerde sola egemen olan siyasi kafa karışıklığına hatırı sayılır ölçüde katkıda bulundu ve o yıllarda on binlerce taraftarı olan, silahlı mücadeleyi destekleyen çok sayıda Maocu ve anarşist grubun ortaya çıkmasına yol açtı.

İtalya’da gençliğin ve işçi sınıfının 1960’lı yılların ortalarında başlayan ve 1970’li yıllarda devam eden radikalleşmesi, keskin bir biçimde sağa kaymış olan İtalyan Komünist Partisi (PCI) ile şiddetli çatışmaların yaşanmasıyla sonuçlandı. 1972’de, Enrico Berlinguer partinin önderliğine geçti. Berlinguer’in izlediği –Moskova’dan daha keskin bir biçimde uzaklaşma ve sosyal demokrasi ile uzlaşma sinyali veren- "Avrokomünist" hat başlangıçta Birleşik Sekreterya tarafından şevkle desteklendi. Ne var ki bu politikanın sağcı içeriği çok açıktı. Berlinguer, Hıristiyan Demokratlar ile "tarihî uzlaşma" ve hükümete girme amacındaydı. 1976’dan 1979’a kadar, parti kabinede temsil edilmemesine karşın, PCI’nın meclisteki grubu hükümet kampını destekledi.

İtalya’nın en çok tanınmış "Trotskist"inin, protesto hareketi içinde yaygın olan Mao ve Che Guevara ile ilgili yanılsamalara destek verirken PCI’nın "yenilenmesine" umut bağlaması yeni kuşağın politikaya Dördüncü Enternasyonal’in gerçek Marksist perspektifleri ile girmesinin önünü kesti.

Maitan’ın kendi örgütü, Gruppi Comunisti Rivoluzionari(GCR) hiçbir zaman önemli bir etki gücü elde edemedi. Örgütün üye sayısı hiçbir zaman için 200’ün üzerine çıkmadı ve bütün tarihi boyunca seçimlere sadece bir kere, 1980 yılında bağımsız olarak katıldı.

Bununla birlikte Maitan’ın etkisini küçümsememek gerekir. On yıllar boyunca, GCR’den binlerce üye geçti. 1970’lerin kafası karışık radikal gruplarında önde gelen bir rol oynamış olanların birçoğu, bir zaman Maitan’ın okulundan geçmişti. Bunların birçoğu 1990’lardaRifondazione Comunista’nın çatısı altında, kendilerini Maitan’la tekrar bir arada bulacaklardı.

1968’de, öğrenci isyanının en yüksek noktasında Maitan geçici olarak kendi örgütünün kontrolünü yitirdi. GCR’de çoğunluk PCI içindeki siyasi çalışmayı sona erdirmeyi ve kendiliğinden gelişen hareket içinde erimeyi istiyordu. Bunlar sadece PCI’ya yönelmiş olmaya değil, fakat aynı zamanda Trotskizmin herhangi bir örgütsel biçim altında varolmasına karşı çıkıyorlardı. GCR’nin kongresinde çoğunluğun konuşmacılarından biri bu likidasyonist hattı şu sözlerle savunuyordu: "Trotskist miras şimdi bütün devrimcilerin ortak mirası ve onun savunusu bir örgütün var olma nedeni olamaz." (12)

Maitan, PCI içinde yürütülen çalışmaya derhal son vermeye hazır değildi fakat muhaliflerine eğer gerekli olursa başka bir yöneliş göstereceğini itiraf etti. Kongre’de muhaliflerine cevap verirken örgütün bir fetiş haline getirilmemesi gerektiğini ve önceliğin "taze yenilikçilere doğru yönelmek" olması gerektiğini söyledi. Sonra ekledi: "Bir gün İtalya’da bizimkinden daha büyük ve kitle hareketlerine önderlik edebilen devrimci bir eğilim geliştiğinde, bizler doğru olduğunu düşündüğümüz kriteri kullanacağız. Özel evlat gibi davranmayacağız ve böyle bir hareketin başarısına katkıda bulunabileceğiz… Ancak böyle bir durum söz konusu değil." (13)

Hem Maitan’ın, hem de karşıtlarının benimsediği tutum işçi sınıfının bağımsız hareketinin Dördüncü Enternasyonal’in bayrağı altında gelişimini dışarıda tutuyordu. Bölünme konusu, PCI vagonundan atlayıp küçük burjuva protesto hareketine yönelmek için zamanın uygun olup olmadığına dair bir taktik sorunu çerçevesinde dönüp durdu.

Çoğunluk daha sonra açıkça Maoizme bağlılığını ilan edecek olan Avanguardia Operaia grubunu kurdu. Bu grup, Dördüncü Enternasyonal’i reddedişini, DE’nin Trotskistlerin "Maoizm ve Kastroizm gibi nesnel olarak solcu olan akımlarla" bir araya gelerek büyümesinin yolunu tıkadığını söyleyerek açıkladı.

Çoğunluğun içinden bir başka kesim, PCI’nın esas olarak aydınlardan oluşan muhalif önderlerinin 1969’da oluşturdukları, PCI’nın Palmiro Togliatti geleneğindeki önceki görüşlerinin, Frankfurt Okulu’nun kavramlarının ve Maoist düşüncelerin bir karşımını savunan Il Manifesto grubuna yöneldi. Bugün o gruptan geriye bir tek aynı isimle yayınlanan bir günlük gazete kalmış durumda.

Azınlık tarafından desteklenen Maitan, kısa bir süre sonra PCI içinde çalışmayı bırakacak ve yeni oluşmakta olan radikal gruplarla ilişkiye girmeye çalışacak olan GCR’yi yeniden kurdu. Birleşik Sekreterya, 1969’da yapılan 9. Kongre’sinde doğru yönelişin "kitlesel etkiye sahip taze yenilikçiler" olduğunu kararlaştırdı. Aynı kongre Latin Amerika’daki silahlı mücadeleye desteğini belirtti. Maitan bu kongrede Çin Kültür Devrimi üzerine bir önerge sundu.

Önceleri, PCI muhalifiIl Manifesto’yla yakın iş birliği içine girebilmek için de çaba harcadı. 1972 yılında şöyle yazdı: "Devrimci solla birlikte büyümeye destek verme politikamızdaIl Manifesto’ya öncelik vermek zorundayız. KendimiziIl Manifesto’da ortaya çıkan ve varolmaya devam eden diyalektiğe dahil etme olanağına sahibiz ve bu yapmak zorundayız. Bu, diğer güçleri dışarıda bıraktığımız anlamına gelmiyor..." (14)

Maitan daha sonra, 1970’lerin ortasından itibaren, yüzünü öğrenci hareketinden doğan örgütlere döndü. PDUP (Partito di unità proletaria), Avanguardia Operaia ve Lota Continua bu türden çok sayıdaki grup içinde en etkili olanı olarak belirdi. Bu örgütler Mao, Ho Chi Minh ve Che Guevara’ya tapıyorlar ve kendiliğindenci ve sahte devrimci görüşlerin bir karışımını temsil ediyorlardı. Bu gruplar grevleri ve çeşitli biçimlerdeki "doğrudan eylem"leri desteklediler ve o yıllarda yaşanan siyasi ve toplumsal uyuşmazlıklarda son derece aktif bir rol oynadılar. Toplam 10,000 civarında üyeye ve taraftara sahiptiler.

1974’ten sonra toplumsal mücadelelerin geri çekilmesi bu grupların derin bir kriz yaşamalarına neden oldu. Bir azınlık, İtalya’da, bir başka Avrupa ülkesinde olabileceğinden çok daha kapsamlı ve geniş bir biçim alacak ve böylece işçi sınıfının kafasının daha da fazla karışmasına katkıda bulunacak olan silahlı mücadeleye ve terörizme yöneldi. Geriye kalanlar radikal, eylemci mücadele biçimlerini terk ettiler ve siyasi mücadelenin daha geleneksel biçimlerine yöneldiler. 1976’da yukarıda isimleri belirtilen üç örgüt parlamento seçimlerine birlikte Democrazia Proletaria adı altında katıldılar.

GCR bu seçim kampanyasını bütünüyle destekledi. Maitan binlerce insanın katıldığı seçim mitinglerindeLota Continua’dan Adriano Sofri’nin yanında konuşmalar yaptı. Ancak sonuç hayal kırıklığı oldu. Tarihindeki en iyi seçim sonucunun elde eden PCI’nın az farkla izlediği Hıristiyan Demokratlar seçimden en güçlü parti olarak çıktı. Democrazia Proletaria yarım milyon oy aldı ve altı sandalye elde etti. Ne var ki yüzde 1,5 oranındaki oy oranıDemocrazia Proletaria’nın beklediğini çok altındaydı. GCR’nin yakın işbirliği içinde olduğu Lota Continua seçimlerden kısa bir süre sonra kendini feshetti.

İşçi sınıfı için varlığını bağımsız olarak sürdürebilen bir perspektifin olmaması sayesinde İtalyan egemen sınıfı ve onun en önemli siyasi destekçisi PCI, 1968 ve 1975’in şiddetli sınıf savaşlarından sağ salim çıkabildiler ve yeniden bir karşı atak başlattılar. Sol örgütler 1980’ler boyunca devam edecek olan bir umutsuzluğun içine düştüler. Başlangıçta bir seçim ittifakı olarak tasarlanmış olan Democrazia Proletaria varlığını sürdürmeye devam etti ve radikal örgütlerin artıklarının içinde eridiği bir kazan haline geldi.

(İsmini Lega Comunista Rivoluzionaria, LCR olarak değiştirmiş olan) Maitan’ın grubu da 1989’daDemocrazia Proletaria’ya katıldı. İki yıl sonra bu örgüt, PCI’nın feshiyle ortaya çıkanRifondazione Comunista’nın saflarına bir bütün olarak katıldı.

Fransız Pablocu Alain Krivine’in Maitan için yazdığı bir anma yazısında doğruladığı gibi, bu tarihten itibaren Maitan ve taraftarları bütün siyasi enerjileriniRifondazione’nin inşasına adadılar: "1991 yılından bu yana Livio bu yeni partinin her kongresinde parti yönetimine seçildi. Dördüncü Enternasyonal’in üyelerinin kuruluşundan bu yana bu partinin inşasına, buna uygun olarak yönetimine bütünüyle katılma kararını aldıkları doğrudur… Kimi yoldaşlarımız Senato’da, parti örgütlerinde ya da günlük gazeteLiberazione’nin yönetiminde sorumluluk üstlendiler."

Devam edecek

Notlar:

8)Quatrième Internationale, Kas/Ara. 1967

9) "Résolution du 9. Congrès Mondial sur l’Amerique Latine," Quatrième Internationale Mayıs 1969

10) "Criticisms of the Positions of the SWP (USA)" Peng Shuzi, 16 Mart 1981

11) "Die Vierte Internationale, die Kubanische Revolutiom und Che Guevara," Inprekorr No: 318

12)Bandiera Rossa, 15 Nisan 1968, alıntılayan Yurii Colombo

13)Bandiera Rossa, 1 Nisan 1968, alıntılayan Yurii Colombo

14)Quarta Internazionale, No: 5-6, 1972

15) Alain Krivine, "Ciao compagno!,", Rouge 30 Eylül 2004

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır