World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Ekonomik büyümeyle beraber yoksulluk da artıyor

Kerem Kaya ve Sinan İkinci
17 Haziran 2005
İngilizce’den çeviri (11 Haziran 2005)

Türkiye ekonomisinin gösterdiği büyümeye rağmen, Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) tarafından kısa bir süre önce yayınlanan rakamlar ülkede yoksulluğun artmakta olduğuna işaret ediyor. DİE rakamlarına göre, 2003 yılında yoksulluk içersinde yaşayan kişilerin sayısı 20 milyonu geçti. Bu, nüfusun üçte birine yakın (yüzde 29) bir bölümünü ve bir önceki yıla göre yüzde 5’lik bir artışı - yaklaşık bir milyon insanı - temsil ediyor.

Hane halkı bazında ele alındığında, yoksul hane halklarının sayısı yüzde 4,3’lük bir artış ile yüzde 23’lük bir orana ulaştı. Aynı dönemde nüfus yaklaşık olarak bir milyon kişi artarken ekonomi yüzde 5,9 oranında büyüdü.

1990’larda Türkiye ekonomisine kısa süreli fakat keskin büyüme ve kriz çevrimleri damgasını vurdu - iki yıl süren hızlı büyüme dönemlerini derin krizler izledi. Sonuç olarak, 1990’ların son dönemlerinde ardışık hükümetler kurtuluşu İMF-güdümlü bir seri ekonomik kurtarma paketlerinde aradılar, ki bu paketler nedeniyle ülke ekonomisinin ana kaldıraçları bu kurum tarafından yönetilmeye başlandı.

Yoksulluk düzeyindeki bu artış, ülke tarihinin en derin krizinin yaşandığı 2001 yılının etkilerinin halen hissedildiği 2002 yılı rakamlarını geçtiği için daha da önem kazanıyor.

Yoksulluk sınırını belirlemek için kullanılan kriter tek bir kişi için 186 milyon TL ve dört kişilik bir aile için ise 417 milyon TL. DİE tarafından kullanılan Alım Gücü Paritesiyle bu sırasıyla 254 dolara ve 569 dolara karşılık geliyor.

Mayıs 2005’te ülkenin en büyük sendikası Türk-İş tarafından yapılan bir başka araştırma yoksulluk sınırını dört kişilik bir aile için 1.603 milyon TL olarak belirliyor. Bu rakam daha gerçekçi olmasına rağmen ülkenin çeşitli bölgelerindeki çarpıklıkları göz önüne almıyor. Son 25 yılda sadece gelir dağılımı ciddi boyutlarda bozulmadı aynı zamanda bölgesel gelir farklılıkları da korkunç boyutlara ulaştı. Batı-sahil kesimleri ile doğunun iç kesimlerinin gelir düzeyleri arasında muazzam bir uçurum var. Kürt sorunu ile yakından ilgili olan bu soruna her iki araştırmanın da ilgi göstermemesi şaşırtıcı değil.

DİE’nin sınırlı rakamlarına göre bile Avrupa Birliği’ne girmeyi umut eden bu ülkedeki yoksulluk seviyesi dikkat çeken boyutlarda artıyor.

Yoksul sayısı kırsal ve kentsel bölgelerde yaklaşık olarak aynı olmasına karşın kırsal kesimin nüfusa oranı daha az olduğundan yoksulluktan aldığı pay daha fazla. Kırsal kesimdeki yoksulluk artışı yüzde 6,8 oldu.

Aynı dönemde nüfusunda büyük düşüşler yaşanan tarım sektöründe çalışanlar bu gruptaki yoksul birey sayısındaki yüzde 15’lik düşüşe rağmen yüzde 39,9 oranında yoksulluk çektiler. Bu gruptaki yoksulluk oranı yüzde 3,5 arttı. Bu, bu sektörde mali durumu daha iyi olanların ekonominin diğer alanlarına kayarak aynı şeyi yapamayan daha yoksul olanları arkalarında bıraktıkları anlamına geliyor.

1990’ların ortalarından bu yana - bütün destek sistemlerini söküp atmaya ve kooperatifleri adım adım tahrip etmeye dayanan - tarımda liberalleştirme politikası ağırlık kazandı. Uluslararası tarım şirketlerinin işine gelen bu politikaları teşvik etmek konusunda İMF programları kritik bir rol oynadı. TEKEL, şeker fabrikaları, vb. gibi kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi bu neo-liberal gündemin ayrılmaz bir parçasıydı.

1999’dan beri arka arkaya yapılan üç İMF stand-by anlaşmasıyla bu politikalar daha da yoğunlaştı. Sonuç olarak kırsal kesimden kentlere doğru çok büyük bir göç yaşanıyor. DİE araştırması bunun devam edeceğini gösteriyor.

Sanayi sektöründe çalışanlar sayılarındaki yüzde 5’lik azalmaya rağmen yüzde 21,3 oranında yoksulluk yaşadılar - bu yüzde 0,4’lük bir artışa karşılık geliyor. Hizmet sektöründekiler yüzde 16,8 oranında yoksulluk yaşadılar - bir önceki yıl bu oran yüzde 25,8 idi. Ancak bu düşüş genel yoksulluk artışını engellemeye yetmedi.

Ülkedeki en korunmasız kesim en fazla hasar gören kesim oldu. 15-yaşın altındaki yoksul çocuk sayısı yüzde 8,3 arttı ve şimdi tüm çocukların yüzde 37’si yoksulluk içinde yaşıyor. Çocuklar ülke nüfusunun yüzde 28’ini oluşturuyor.

İşsiz nüfusu yüzde 54 oranında artarken aralarındaki yoksul birey sayısı yüzde 47 arttı. 2003 yılında resmi işsizlik oranı yüzde 10,5 oldu; şu anda işsizlik oranı yüzde 11,6.

Ekonomik olarak aktif olamayan yetişkin nüfus yüzde 6,2 artarken bu gruptaki yoksul birey sayısı yüzde 9,5 arttı. Bu grup yüzde 36,7 ile çalışan nüfusu bile geride bırakarak, toplam nüfusun en büyük parçasını oluşturdu.

Bu rakamlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İMF Başkanı Rodrigo de Rato tarafından verilen iyimser demeçlerin akabinde geldi. İMF ile yapılan 19. stand-by anlaşması sırasında, sadece büyüme oranına dayanarak Türk ekonomisinin gücünü göklere çıkartma fırsatı yakaladılar. Başbakana göre "Türk ekonomisi artık korunmasız değil. Krizler artık geride kaldı." En son araştırma, bu politikaların devamı halinde her şeyin güllük gülistanlık olacağı masalını yerle bir ediyor. Ana sorun ısrarla karşımızda duruyor: Bütün bu politikalar kime yarıyor?

Bu iyimserliğin altında yatan yalanlar bir yana (bkz. IMF’in planları emekçilere yeni saldırılar yapılmasını talep ediyor), mevcut politikalar açıkça servet dağılımını daha da bozacak yönde baskı oluşturuyor.

Yoksulluk rakamlarına verilen tepkiler çok sınırlı kaldı. Türk-İş, ekonominin gücü hakkında medya tarafından özenle hazırlanan yalanları çürütmeye çalışmak şöyle dursun, en ufak bir tepki bile vermedi. Tek kayda değer tepki medyanın daha liberal bir kesiminden geldi. DİE tarafından yayınlanan aynı rakamlara dayanarak, Uğur Civelek, 27 Mayıs’ta günlük gazeteRadikal’deki köşesinde Türk ekonomisindeki artan çelişkilere karşı uyarıda bulundu.

Civelek açıkça şu soruyu soruyor: "İşsizlik ve yoksulluk ne zaman azalmaya başlayacak?" İlk tepkisi tahmin edileceği gibi: "Ülkemizdeki üretimin rekabet gücü azaldığı ve negatif tasarruf eğilimi güçlendiği sürece içine düştüğümüz kısırdöngüden çıkma şansınız yok."

Ancak sonradan kendi yargısının kendisini ikna etmeğini ortaya koyan başka sorular soruyor: "AB ve Japonya neden 1990 yılından sonra içine düştüğü durgunluktan çıkamıyor? ABD'nin hem bütçe hem de cari açığı neden büyümeye devam ediyor? Piyasa mekanizması içinde bir çözüm olsa idi sorunların büyümesine göz yumar ve küresel düzeyde belirsiz maceralara yönelirler miydi?"

Sonra da asırlık bir soruna işaret ediyor: "Kabullenmek ne kadar zor olsa bile gerçek açık; bugünkü eğilimler devam ettiği sürece gelir dağılımı bozulacak, talep daralacak, işsizlik ve yoksullukla beraber istikrarsızlık artacak."

Civelek, "[piyasa mekanizmasının] alternatifi aranacak, üretilecek" diyecek kadar ileriye gitmesine rağmen bu söylediklerinden temel siyasi sonuçları çıkartmaya yanaşmıyor. En güçlü ülkelerin dahi bu problemin üstesinden gelmekte aciz olduklarını belirttikten sonra, bakış açısı sosyalist bir devrimi savunmaya izin vermiyor. Ancak, bu ikilemin büyük bir liberal gazetenin köşesine ulaşması, yoksulluğun sadece bir devlet kuruluşunun kulaklarını kabartmasına neden olmakla kalmayıp, umulmadık yerlerde bu tür düşüncelerin su yüzüne vurmasına neden olduğunun şüpheye yer bırakmayan bir işaretidir.

Aynı zamanda bakınız
Makalenin İngilizce orijinali
(11 Haziran 2005)
IMF’in planları emekçilere yeni saldırılar yapılmasını talep ediyor
( 10 Haziran 2005)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır