World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2008/jul2008/tyre-j17.shtml

Türkiye’de lastik işçilerinin grevi reel ücret kayıplarıyla sona erdi

Türkiye muhabirimiz bildiriyor
17 Temmuz 2008
İngilizce’den çeviri (21 Haziran 2008)

Türkiye Petrol Kimya ve Lastik Sanayi İşçileri Sendikası (Lastik-İş), 13 Haziran’da, üç çok uluslu lastik şirketine ait dört fabrikada, iki haftadır sürmekte olan grevi sona erdirdi. 4.000 lastik işçisi, 14 Haziran günü, önemli reel gelir kayıplarına uğramış olarak işbaşı yaptılar.

Bu dört lastik fabrikası, İzmit ve Adapazarı’ndaki Goodyear’a ait iki fabrikadan ve her ikisi de İzmit’te bulunan Bridgestone ve Pirelli’ye ait birer fabrikadan oluşuyor. Büyük bir petrol rafinerisinin ve belli başlı kâğıt, çimento ve otomobil fabrikalarının bulunduğu İzmit ve Adapazarı, önemli sanayi ve işçi sınıfı merkezleri konumunda olan şehirler. Bu şehirler, Türkiye’nin kuzeybatısında yer alıyorlar.

Goodyear’da 1.300, Bridgestone’da 1.500 ve Pirelli’de 1.200 işçi doğrudan istihdam ediliyor.

Sendika ile işveren örgütlerinin temsilcileri tarafından imzalanan yeni iki yıllık toplu iş sözleşmesine göre, ücretler 2008 yılında yüzde 14 oranında artırılacak ve 2009 yılında ücret artışları resmi enflasyon oranına eşit olacak. Ücrete bağlı diğer bütün sosyal haklar da toplu iş sözleşmesinin yürürlük süresi boyunca resmi enflasyon oranı kadar artırılacak.

Lastik-İş sendikası ve lastik sektörü işverenlerini bir arada temsil eden işveren örgütünün temsilcileri, 2007 yılının Eylül ayından bu yana bir işkolu toplu sözleşmesi imzalayabilmek için görüşmeler yürütüyorlardı.

Lastik-İş sendikası grevden önce ilk altı aylık dönem için yüzde 12 oranında ve bunu izleyen her altı aylık dönem için resmi enflasyon oranının üzerine bir puan eklenmesiyle belirlenecek bir ücret artışı talep etti. Buna karşılık lastik şirketleri, resmi enflasyon oranına eşit miktarda ücret ve sosyal yardım artışı önerdiler.

Şimdi Lastik-İş yönetimi imzalanan yeni toplu iş sözleşmesini büyük bir kazanım olarak lanse etmeye çalışıyor. Sendika başkanı Abdullah Karacan şunları söyledi, "Kazanılmış haklardan geri adım atılmazken, lastik işçileri adına önemli kazanımlar elde edildi. 1990 yılından bu yana, lastik işçisi ilk kez enflasyonun üzerinde zam almıştır."

Dikkatli bir gözle bakıldığında bu açıklamanın gerçeği yansıtmadığı görülüyor. Yıllık resmi enflasyon oranı Mayıs ayında daha şimdiden yüzde 10,74 oranına ulaşmış durumda ve yılın geri kalanında da yükselmesi bekleniyor. Kısa bir süre Türkiye Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz bile kamuoyu önünde, "enflasyon karşısında alınan yenilgi nedeniyle Merkez Bankası’nın itibar yitirdiğini" kabul etti.

Merkez Bankası 2008 yılı enflasyon tahminini yüzde 9,3’e yükseltmiş durumda ve birçokları enflasyon oranının yılın geri kalanında iki haneli kalacağına inanıyor. Ayrıca hem İstanbul hem de Ankara Ticaret Odası, kendi yürüttükleri araştırmalar temelinde, tüketici fiyatlarının artış hızının çoktan iki haneli rakamlara ulaştığını ve yıl geri kalanında da artmaya devam edeceğini belirten raporlar yayınladılar.

Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hazırlanan tüketici anketlerine daha yakından bakıldığında, gıda ve kirada enflasyon oranının ortalama enflasyon oranından çok daha yüksek düzeylerde seyrettiği görülüyor.

TÜİK’in tüketici anketleri düşük ve orta gelirli ailelerin gelirlerinin yaklaşık olarak yüzde 35’ini gıda ürünlerine ve bir diğer yüzde 35’lik bölümünü kira ve ısınma, su vb. gibi konut harcamalarına ayırdıklarını ortaya koyuyor. Bu mal ve hizmet kalemlerindeki fiyat artışları Türk halkının büyük bölümünü etkiliyor ve kimi ekonomistler bu ürünlerdeki fiyat artışını "gerçek enflasyon oranı" olarak adlandırıyorlar.

Mustafa Sönmez’in son yayınlanan kitabı2008 Dünya Krizi ve Türkiye’de yaptığı hesaplamalara göre 2007 yılında halkın çoğunluğu için "gerçek enflasyon" oranı yüzde 20’nin altında değildi. Mayıs ayı itibariyle gıda fiyatları yüzde 25 oranında artarken, kira artışları yüzde 16 oranında kaldı.

Kısacası, resmi enflasyon oranı temel olarak alındığında bile yeni toplu iş sözleşmesi, on yılı aşkın bir süredir sürekli reel ücret kaybına uğramış olan lastik işçilerine hiçbir reel gelir artışı sağlamıyor. Resmi enflasyon oranından çok daha hızlı artış gösteren hayat pahalılığı göz önüne alındığında, lastik işçileri hem 2008 hem de 2009 yılında önemli reel ücret kayıplarına uğrayacaklar.

Gerçekte lastik işçileri Türk ekonomisi içinde stratejik olarak güçlü bir pozisyona sahipler. Üç çok uluslu lastik fabrikası tarafından yayımlanan raporlara göre, grev sırasında uğranan günlük kayıplar 10 milyon YTL’yi (8,2 milyon dolar) buldu. Ortaya çıkan arz kayıpları, sanayi üretiminin yüzde 75’ini oluşturan Türk otomotiv sektörünün ihracatı açısından da ciddi bir sorun oluşturuyordu. Ayrıca, greve verilen güçlü bir destek vardı. Grevin hemen öncesinde lastik işçilerinin yüzde 80’ninin oluşturduğu ezici çoğunluğu, işverenlerin yaptıkları daha önceki teklifi reddetmişti.

Bu koşullar altında, can çekişmekte olan ve asıl olarak kendi ayrıcalıklarını mümkün olduğu kadar uzun süreyle korumayı hedefleyen Lastik-İş bürokrasisinin lastik grevini böyle tatminkâr olmaktan uzak bir sonuçla bitirmiş olması, onun açık bir ihanetini temsil etmektedir.

Ne var ki, Türkiye’deki diğer birçok sendika gibi, Lastik-İş de yolun sonuna geliyor. Daha şimdiden bir dizi başka sendika fiilen işlevsizleşmiş ve varlığını yalnızca kâğıt üzerinde sürdürür hale gelmiş durumda.

Grevde yer alan işçi sayısı sektörde yaşanmakta olan taşeronlaştırmanın etkisini açıkça gösteriyor. Sekiz yıl önce aynı şirketler ve fabrikalarda yaşanan bir uyuşmazlık 5.000 lastik işçisini kapsıyordu. Üstelik o tarihten bu yana lastik şirketleri yeni yatırımlar yaptılar ve üretim kapasitelerini önemli ölçüde artırdılar.

Taşeron şirketler için çalışan işçiler sendikalı değiller ve genel olarak sendika bürokrasileri bu işçileri örgütlemek için çok az çaba gösteriyorlar ya da hiçbir şey yapmıyorlar. Ne var ki, düşük ücretli, daha uzun süreyle ve daha kötü çalışma koşulları altında çalışan, artan sayıdaki bir işçi kitlesinin varlığı, görece daha iyi koşullara ve ücretlere sahip olan sendikalı işçilere yönelik saldırılar için uygun ortamı hazırlıyor.

2001 yılında Gamze Yücesan Özdemir tarafından yapılan, "Türkiye’de işyeri sendikacılığının aktif biçimlerinin gerekliliği" başlığını taşıyan bir araştırmaya göre, sendikanın işyeri temsilcileri bile sendika yönetiminin ataleti konusunda düşüncelerini dile getiriyorlar. Özdemir şöyle yazıyor: "Sendikanın fabrikada yaşanan yeni gelişmelere karşı argümanlar öne sürmekte yetersiz kaldığını belirttiler. İçlerinden biri şöyle dedi: Fabrikada sendikanın her gün giderek daha pasif hale geldiği ve bağımlı bir sendikacılık anlayışına doğru kaydığı yolunda giderek artan şüpheler var."

Bu araştırmada işyeri temsilcileri aynı zamanda "kimlik kaybı" konusunda duydukları endişeyi de dile getiriyorlar. "Karşı argümanların olmamasının ve bilinç eksikliğinin, onların yeni sisteme kolayca asimile edilmelerine yol açtığını söylediler. Yeni kuşağın, özellikle de yeni fabrika kültürü içinde yetişmiş olanların, yeni fabrika rejiminin bir parçası olmaktan başka bir seçenekleri bulunmadığını vurguladılar."

Bu araştırma işçilerin sendika bürokrasilerinin oynadıkları rol konusunda giderek daha bilinçli hale geldiklerini ortaya koyuyor. Ne var ki, bu düzeydeki bir bilinç kendi başına yeterli değil. İşçiler bugün içinden geçmekte oldukları trajik deneyimlerden gerekli yaşamsal dersleri çıkarmalıdır ve bu ancak gerçek anlamda enternasyonalist bir sosyalist program temelinde yapılabilir.



Telif Hakkı 1998-2005, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır