World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/feb2014/germ-f03.shtml

Alman hükümeti askeri kısıtlamanın sona erdiğini ilan ediyor

Ulrich Rippert
3 Şubat 2014
İngilizce’den çeviri (1 Şubat 2014)

Almanya Başbakanı Angela Merkel (Hristiyan Demokratik Birlik-CDU), Çarşamba günkü hükümet açıklamasına, Ukrayna’daki hükümet karşıtı gösterilere açık destek vererek başladı. Bu gösteriler aşırı sağcıların ve kısmen faşist politikacıların önderliği altında gerçekleşmesine rağmen, Merkel, Başbakanlığın, Dışişleri Bakanlığı’nın ve Kiev’deki Almanya Konsolosluğu’nun muhalefeti “eldeki tüm araçlarla” desteklediğini açıkladı.

Merkel, “Avrupa uğruna yapılan cesur gösteriler”den çok etkilendiğini söyledi; Kiev’deki göstericilerin, “Avrupa Birliği’nde bizim de takipçisi olduğumuz” değerlere ulaşmayı amaçladığını ve bu yüzden destek bulduklarını belirtti. Başbakan, Alman hükümetinin Ukrayna’daki gösterilerin hazırlanmasına ve örgütlenmesine her düzeyde dahil olduğunu belli etti.

Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier (Sosyal Demokrat Parti-SPD), parlamentonun aynı oturumunda yeni Alman dış ve güvenlik politikasının temel özelliklerini açıklarken çok daha açık sözlüydü. Onun ana savı, askeri kısıtlamanın mevcut haliyle daha fazla sürdürülemeyeceğiydi.

Bu, Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatik diliyle şöyle ifade edildi: “Askeri kısıtlama politikası doğru olmakla birlikte, yanlış bir şekilde bir tarafsızlık kültürü gibi anlaşılmamalı.”

Steinmeier “süper güç” sözcüğünü kullanmaktan kaçındı ama Almanya’nın, artık kriz bölgelerinden ve dünya politikasının odak noktalarından kaçınamayacak kadar “büyük ve çok önemli” olduğunu söyledi. O, neredeyse tehdit eder şekilde, “Biz Avrupa’nın çevresindeki küçük bir devlet değiliz” dedi.

Perşembe günü, Süddeutsche Zeitung gazetesi, “Almanya ve Dünya” başlığı altında, Steinmeier ile yaptığı tam sayfalık bir röportajı yayınladı. Dışişleri Bakanı, orada, “Almanya, dünya politikaları konusunda fikrini söyleyecek kadar büyük” düşüncesini yineledi. Steinmeier, kendisine, bunun, son çare olarak askeri güç kullanma konusunda ne anlama geldiği sorulduğunda, “Hiçbir dış politika, son çareyi kendi siyasi düşüncesinden çıkartamaz” dedi.

Steinmeier, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Berlin ziyaretini hesaba katarak, “ABD Avrupa’daki ve dünyadaki çıkarlarını yitirmiş değil. Ama Amerika her yerde olamaz. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, bu durum, bizim üzerimize Avrupa’nın güvenliğine ilişkin daha fazla sorumluluk yüklüyor.” dedi.

Savunma Bakanı Ursula von der Leyen (CDU), geçen hafta, Almanya’nın “müttefikleri içinde daha fazla sorumluluk” alması gerektiğini söylemişti. O, aynı zamanda, Alman Ordusu’nun yurtdışındaki görevlerinde bir genişleme ilan etmişti. Von der Leyen, Steinmeier ve Gelişme Bakanı Gerd Müller (Hristiyan Sosyal Birlik-CSU) ile birlikte bir “Afrika Stratejisi” geliştirmek istiyor. O, bunu, her zaman olduğu gibi, insani savlarla gerekçelendirdi ve Alman Ordusu’nun yeni uluslararası stratejisinin asıl görevinin “diplomatik girişimlerin askeri olarak güvenceye alınması, insani yardım ve ekonomik inşa çabaları”ndan ibaret olduğunu vurguladı.

Alman Ordusu, bu hedefe ulaşmak için, eğitim amacıyla Mali’de konuşlanmış asker sayısını arttıracak ve onları askeri olarak çok daha iyi donatacak. Almanya, bir AB üyesi olarak, kısa süre önce benimsenmiş olan Orta Afrika Cumhuriyeti AB Misyonu’na da daha aktif şekilde katılacak. Von der Leyen, Almanya’nın Afrika’da “görevini yapmakla yükümlü” olduğunu söyledi.

Berlin, askeri kısıtlamaya son verme açıklamasını olabildiğince barışçıl bir biçimde yapmaya çaba gösterdi. Bununla birlikte, bu açıklama, Alman politikasında önemli bir tarihsel kırılmayı ifade etmektedir. I. Dünya Savaşı’nın başlamasından 100 yıl ve II. Dünya Savaşı ile Nazi diktatörlüğünün korkunç suçlarının soma ermesinden neredeyse 70 yıl sonra, bir Alman dışişleri bakanı, bir kez daha, Almanya’nın büyüklüğünün ve ekonomik gücünün küresel ölçekte bir askeri müdahale politikasını gerektirdiğini söylüyor.

Alman militarizminin geri dönüşü, yoğun bir propaganda kampanyasıyla birleştirilmektedir. Onların savları, savaş suçlarına ve geçmişteki Nazi suçlarına yönelik doğru yanıt askeri [müdahaleden] kaçınma değil ama müdahale etme, özgürlük ve demokrasi uğruna savaşma kararlılığıdır; Alman Ordusu emperyalist bir ordu değil ama bir barış koruma gücüdür ve insan hakları ve insanlık uğruna silaha sarılmaya hazır olmalıdır diye devam ediyor.

Bu demagojilerle neler yapıldığını, halen Ukrayna’da olup bitenlerden görmek mümkün. Alman hükümeti, demokrasi ve özgürlük adına, Tüm Ukrayna Birliği “Swoboda”dan Oleh Tjahnibok gibi açık faşistlerin yanı sıra CDU yandaşı Konrad Adenauer Vakfı tarafından finanse edilen Vitali Kliçko’nun önderliğindeki bir muhalefet hareketini destekliyor.

Almanya, SSCB’nin 1991’deki çöküşünden beri, bütün gücüyle, Ukrayna’yı Rusya’nın etki alanından uzaklaştırmaya ve kendi etki alanına sokmaya çalışıyor. AB, 1994’te, Ukrayna ile bir Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması yapmıştı. Şimdiki AB Ortaklık Anlaşması, yoğun toplumsal saldırılarla bağlantılıdır ve Ukrayna’yı Alman ve Avrupa şirketleri için düşük ücretli bir üretim alanına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Berlin, Ukrayna’daki faaliyetleriyle, doğrudan doğruya, geçtiğimiz yüzyılın Alman savaş suçları geleneğine katılmaktadır. Berlin, iki kez, Ukrayna’yı askeri olarak Alman kontrolü altına almaya çalışmıştı: O, I. Dünya Savaşı’nın sonunda genç Sovyetler Birliği’ni Brest-Litovsk barışında Ukrayna’yı teslim etmeye zorladığı zaman, bu ülkeyi askeri işgal altına aldı ve Hetman Pavlo Skoropadskij başkanlığında bir kukla yönetim kurdu. İkincisi, Almanya’nın Ukrayna’yı bir kez daha istila ettiği ve sivillere karşı berbat suçlar işlediği II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşti.

Bugün, benzeri durum Afrika’da yaşanıyor. “Yeni Afrika stratejisi”nin, savunma bakanının iddia ettiğinin tersine, insani yardıma askeri destek sağlamakla herhangi bir ilişkisi yoktur. Savaşçı birliklerin Mali’ye sevkiyatı, Alman büyük şirketlerinin çıkarlarına hizmet etmekte ve II. Dünya Savaşı’ndaki Alman Afrika Birlikleri’ne (DAK) dayanmaktadır.

2011’de, Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle (Hür Demokrat Parti-FDP) Libya’ya karşı savaşın BM Genel Konseyi’ndeki oylamasında çekimser kaldığında, bu, bir kez daha olmaması gereken berbat bir yanlış olarak eleştirilmişti. Şimdi, yeni Sosyal Demokrat dışişleri bakanı, gerekli sonuçları çıkarmış durumda ve yeni bir askeri çatışma dış politikasını ilan ediyor.

Yeni dış ve güvenlik politikasının bir ayağı, Fransız hükümeti ile sıkı işbirliğidir. Steinmeier, Aralık ayının ortalarında, bakanlık yeminini ettikten hemen sonra, Berlin-Paris eksenine büyük önem atfettiğini vurguladığı Paris’e uçmuştu. O zamandan beri, onun Fransız mevkidaşı Laurent Fabius ile çok sayıda toplantı gerçekleşti. İki dışişleri bakanı, kriz bölgelerine ortak ziyaretler gerçekleştirmek, birlikte Avrupa Zirveleri hazırlamak ve Avrupa seçimleri kampanyalarında birlikte görünmek istiyor.

Alman dışişleri bakanı, 29 Ocak Çarşamba günü, Fransa Afrika’da güvenliği sağlama görevinde “yalnız başına bırakılamaz” dedi ve “Fransız-Alman birliği, ülkelerimizin ortak düşüncesinde bir geleceğe sahip” umudunu ifade etti.

Almanya ve Fransa hükümetleri arasındaki artan işbirliği, dış ve güvenlik politikalarıyla, askeri güçlerı attırmayla ve ortak askeri operasyonlarla sınırlı değil. Her iki hükümet, aynı zamanda, kemer sıkma önlemlerinin ve sert sosyal harcama kesintilerinin yaşama geçirilmesinde sıkı işbirliği içinde çalışıyor.

Fransa Devlet Başkanı Hollande tarafından bu yılın başlarında açıklanan kemer sıkma programı, büyük ölçüde, SPD-Yeşiller hükümetinin (1998-2005) Gündem 2010’unun işçi sınıfı karşıtı politikalarından ve Hartz yasalarından yararlanmaktadır. Bir Sosyal Demokrat ve IG-Metall sendikasının üyesi olan bu kapsamlı sosyal kesintiler programını geliştiren Peter Hartz, Hollande yönetimini desteklemek için, geçtiğimiz birkaç hafta içinde birçok kez Paris’i ziyaret etti. Hartz, bir danışman gibi davranmaya devam ediyor.

Berlin’deki CDU/CSU ve SPD büyük koalisyonu, göreve başlamasından birkaç hafta sonra, programının odak noktasının ne olduğunu ortaya koymuştur. O, Avrupa’da toplumsal karşı-devrimi yoğunlaştırıyor ve hem içeride hem de dışarıda militarizmi güçlendiriyor.

SPD, giderek daha fazla başrole soyunmakta ve muhalefet partileri ile sendikalardan destek almaktadır. Sol Parti, bir kez daha SPD’ye işbirliği önerdi. Sol Parti’nin parlamento grubu önderi Gregor Gysi, Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi ile bir röportajında, SPD’ye “hiçbir önkoşul olmaksızın” gelecekteki işbirliği üzerine ciddi görüşmeler yapma çağrısı yaptı.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır