World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/feb2014/ukra-f22.shtml

ABD ve AB Ukrayna’ya yaptırım tehditinde bulunuyor

Bill Van Auken
22 Şubat 2014
İngilizce’den çeviri (20 Şubat 2014)

Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’nda Salı günü yaşanan kanlı çatışmaların ardından, hem Avrupa Birliği (AB) hem de Washington, bu eski Sovyet cumhuriyetinde bir rejim değişikliğini amaçlayan yoğunlaşan Batılı kampanyanın bir parçası olarak, seçilmiş Ukraynalı yetkililere karşı yaptırımlar uygulama tehditinde bulundu.

Batı’dan gelen bu tehditler, Kiev’de ve bir dizi başka Ukrayna kentinde yaşanan şiddetin bir “darbe”ye hatta “iç savaş”a doğru evrildiği uyarılarının ortasında yapıldı.

ABD Başkanı Obama, Meksika’daki resmi ziyareti sırasında yaptığı bir açıklamada, “Halkın ’artık yeter’ demesinin sonuçları olacak” tehditinde bulundu. Obama, Washington’ın tabancalarla, yangın bombalarıyla, kaldırım taşlarıyla ve sopalarla kolluk güçlerine saldıran aşırı sağcı göstericilerden bahsetmediğini ortaya koymakta acele etti. O, “Biz herşeyden önce Ukrayna hükümetini sorumlu tutuyoruz.” dedi.

ABD Başkanı, açıklamasını, “Barışçıl bir geçiş ihtimali hala var” diyerek sürdürdü.

Bu, Washington tarafından dayatılan, seçilmiş devlet başkanı Viktor Yanukoviç’in görevden alınmasıyla ve ABD ile AB’ye yakından bağlı, Rusya’ya düşman bir yönetimin başa getirilmesiyle sonuçlanan bir anlaşmanın hoş sözcüklerle ifade edilmesidir..

Obama, kısa açıklamasında, Kiev’de Salı günü gerçekleşen, şiddet ve ölümle sonuçlanan saldırılar ile açıkça çelişen bir betimleme olan “barışçıl göstericiler” ifadesini üç kez kullandı.

Daha önce, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Ben Rhodes, Washington’ın Avrupalı müttefikleri ile yaptırımlar konusunu görüştüğünü söylemişti. O, Salı günü Kiev’de yaşananları, ABD emperyalizminin bu yılın ilk 14 yılında dizginlerinden boşaltmış olduğu şiddetin çapı düşünüldüğünde, tuhaf bir ifadeyle, “bütünüyle korkunç ve 21. Yüzyılda yeri olmayan sahneler” olarak betimledi. Rhodes, “Ukrayna’nın Avrupa ve Transatlantik yönelimi, ABD dış politikasının başlıca önceliklerinden biridir” dedi.

Avrupa’daki devlet başkanları ve bakanlar da benzeri kınamalarda ve tehditlerde bulunuyor. Avrupa Birliği, seçilmiş Ukraynalı yetkililere varlıklarını dondurma ve seyahat yasakları dayatmak için Salı günü Brüksel’de acil bir toplantı yapmayı kararlaştırdı.

Fransa Devlet Başkanı Francois Hollande ile Almanya Başbakanı Angela Merkel, Çarşamba günü Paris’te buluştu ve yaptırımların şimdiki yönetimi istifaya zorlamayı amaçlayan kapsamlı bir kampanyanın parçası olduğunu vurguladı. Hollande, “Ukrayna’da olup bitenler sözcüklerle ifade edilemez, kabul edilemez, hoşgörülemez” diye gürledi.

Merkel, yaptırımların beklenen bir sonuç olduğuna, yalnızca nasıl uygulanacağının belli olmadığına işaret etti. “Ama bir başına yaptırımlar yetmez” diyen Merkel, sözlerini, “Siyasi süreci yeniden başlatmamız gerekiyor.” diyerek sürdürdü.

Bu haftanın başında, Ukrayna’daki muhalefetin önde gelen iki önderi Vitali Kliçko ile Arseniy Yatsenyuk, Merkel ve Alman Dışişleri Bakanı Walter Steinmeier ile stratejiyi tartışmak üzere Berlin’e uçmuştu. Bu görüşmeler, Almanya’nın, 20. Yüzyıl içinde iki kez istila etmiş olduğu Ukrayna’ya nasıl doğrudan müdahalede bulunduğunun göstergesiydi.

Almanya ve ABD, Yabukoviç’in, AB ile -borçları kemer sıkma önlemlerine bağlayan- bir ortaklık anlaşmasından vazgeçip Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 15 milyar dolarlık bir kurtarma paketi üzerine görüşmelere başlamasının ardından müdahalelerini arttırmıştı.

Almanya, Fransa ve Polonya dışişleri bakanlarının hükümet ve muhalefet ile görüşmelerde bulunmak üzere Kiev’e gitmesi ve yaptırımları değerlendirmek için hemen Brüksel’e geçmesi kararlaştırıldı.

Ukrayna parlamentosunun, muhalefetin talep etmiş olduğu önlemleri kabul etmemesinin ardından Yanukoviç yönetiminin sağcı ve neo-faşist karşıtları tarafından başlatılan Salı günkü çatışmalarda, aralarında polislerin de yer aldığı en az 26 kişi öldü; 263 gösterici ve 342 polis yaralandı.

Hükümet, polis kayıplarının hepsinin silahlı saldırıdan kaynaklandığını iddia ederken, onların göstericiler molotof kokteylleriyle bir zırhlı araca saldırdıkları sırada yanarak öldüklerine dair haberler de söz konusu. 18 Şubat Salı günü YouTube’da, miğferli ve kurşun geçirmez yelekli protestocuların Kiev’in Bağımsızlık Meydanı’ndaki kolluk güçlerine tüfek ve tabancalarla ateş açtığını gösteren bir video yayınlandı.

Çarşamba günü, önceki günkü gibi öldürücü olmasa da aralıklı çatışmalar yaşandı. Kalabalığın, Musevi düşmanı Svoboda partisi ve Sağ Sektör adlı grup gibi sağcı unsurların çoğunlukta olduğu birkaç bin kişiye indiği Bağımsızlık Meydanı’ndaki muhalefet kampının çevresinde ateşler yakılmaya devam edildi.

Bununla birlikte, ülkenin diğer bölgelerinden gelen haberler, hükümete yönelik saldırıların artmaya devam ettiğini gösteriyor. Ülkenin Polonya sınırı yakınındaki Lviv kentinde, sağcı militanlar, aralarında polis karakollarının ve içişleri bakanlığına bağlı birliklerin kışlalarının da olduğu bir dizi devlet kurumuna saldırdı. Resmi yetkililer ve gazeteciler, silahların kalabalığın eline geçtiğini bildirdi.

Ukrayna’nın devlet güvenlik örgütü SBU’nun başındaki Oleksander Yakimenko, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, önceki 24 saat içinde, polisten ve askeri tesislerden 1.500 silahın ve 100.000 kadar merminin zorla alınmış olduğunu belirtti. Yakimenko, “canice amaçlara ulaşmak için, kundaklama, cinayet, rehin alma ve halkı yıldırma yoluyla, kasıtlı ve hedefli bir biçimde şiddete başvuruluyor.” dedi ve ekledi: “Bunların hepsinde ateşli ilahlar kullanılıyor. Bu yalnızca terörizmin belirtileri değil; kesin ve apaçık terörist eylemlerdir. Radikal ve aşırı gruplar, bu eylemleriyle, milyonlarca Ukraynalı’nın yaşamını tehlikeye sokuyorlar.”

Devlet Başkanı Yanukoviç, video ile yaptığı bir açıklamada, muhalefetin önderlerine, “kendinizi radikal unsurlardan ayırın” çağrısında bulundu. O, yardımcılarının kendisini “daha sert önlemler alma”ya ikna etmeye çalıştığını ama bundan kaçındığını söyledi. Yanukoviç, muhalefet’in, “halkı silahlanmaya teşvik ettiğinde çizgiyi aşmış” olduğunu belirtti ve son eylemleri bir “darbe” girişimi olarak mahkum etti.

Kiev’de NATO yanlısı bir yönetimin dayatılmasını kendi stratejik çıkarlarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak gören Moskova da bu iddiayı yineledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü, Kiev’deki olayları -Naziler’in 1933’te Almanya’da iktidarı almalarına atfen- “kahverengi devrim” olarak betimlediği bir açıklama yaptı. Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Kiev’deki şiddetten, aşırı sağcı unsurları “yasadışı davranmaya” teşvik eden Batılı hükümetleri sorumlu tuttu.

Bu arada, Polonya’da, Başbakan Donald Tusk, Ukrayna’nın bir iç savaşın eşiğinde sendelediği ve bir anlaşmaya varılamaması durumunda bölünme yaşayabileceği uyarısında bulundu. Parlamentoda yaptığı konuşmada, “Bir anlaşmaya varılamaması durumunda ne olacak?” diye soran Tusk, “Anarşiyle ve devletin parçalanmasıyla ya da iç savaşla karşılaşacağız; belki de şimdi tanık olduğumuz şey bunun başlangıcıdır.” dedi.

Yanukoviç, geçtiğimiz gece geç saatlerde devlet başkanlığının web sitesinde yayımlanan bir açıklamada, bir ateşkes ve “kan banyosuna son vermek ve devletin içindeki durumu istikrara kavuşturmak için görüşmelere başlama” konusunda anlaştığını bildirdi. Ayrıntılı bilgi verilmedi.

Bu açıklama, Yanukoviç’in önde gelen üç muhalefet liderini (Kliçko, Yatsenyuk ve aşırı sağcı Oleh Tyahnibok), parlamento sözcüsünü ve üst düzey görevlileri kapsayan kriz grubu ile toplanmasının ardından yapıldı. Yatsenyuk, bir ateşkes ilan edildiğini doğruladı ve “Yetkililerin bugün için planlamış olduğu, Bağımsızlık Meydanı’na yönelik büyük saldırı gerçekleşmeyecek” dedi.

Ukrayna hükümeti içindeki krizin bir ilk belirtisi olarak, Çarşamba günü, Yanukoviç’in silahlı kuvvetlerin başını görevden aldığı açıklanmıştı. Bu hamle, tam da hükümetin düzeni sağlamaya yönelik “terör karşıtı harekat”ın bir parçası olarak orduyu sokağa çıkarma tehditinde bulunduğu sırada yaşandı.

Yanukoviç yönetiminin istikrarsızlığı, asıl olarak, onun, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından devlet mülkiyetinin özelleştirilmesiyle zenginleşmiş dar bir oligarklar tabakasına en az sağcı rakipleri kadar bağımlı olmasından ve onun siyasi aleti olmasından kaynaklanmaktadır.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır