World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/jul2014/pers-j16.shtml

İsrail toplumunun zehirleyici krizi

Barry Grey
16 Temmuz 2014
İngilizce’den çeviri (12 Temmuz 2014)

İsrail’in Gazze’ye yönelik bombardımanındaki ölü sayısı 100’ü aşarken, aşırı milliyetçi İsrailli Museviler’in geçen hafta Doğu Kudüs’te kaçırdıkları 16 yaşındaki Muhammad Abu Khdeir’i boğazından içeriye gazolin akıtıp ateşe vererek öldürdükleri haberi geldi.

İsrail hükümetinin Gazze’deki savunmasız insanlara karşı uyguladığı şiddet ile İsrail içinde bu tür barbarca suçları işleyebilen faşist unsurların ortaya çıkması arasında yakın bir ilişki vardır.

Bu olaylar, bizzat İsrail içindeki büyük bir toplumsal ve siyasal krizin belirtileridir. Filistin halkına yönelik sonu gelmeyen ve giderek artan baskı, en gerici güçlerin harekete geçirilmesini gerektirmektedir. İsrail toplumu, çok fazla kutuplaşmıştır. İsrail toplumunun geniş kesimleri Filistinliler’e yönelik acımasızlığa, ahlaki olarak kabul edilemez ve siyasi olarak iflas etmiş bir şey olarak karşı çıkıyorlar ama onlar, İsrail’in gerici siyaset kurumu içinde herhangi bir temsile sahip değiller. Her yıl, binlerce İsrailli, tepkisini ortaya koyarak ülkeden ayrılıyor.

Gazze’ye yönelik sürmekte olan bombardıman, Filistin halkına yönelik şiddetin 66 yıllık tarihindeki son bölümdür. İsrail, Filistin’in ele geçirilmesi ve halkının sürülmesi yoluyla kurulmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında çok sayıda Musevi faşist Avrupa’da kendilerine yönelik dehşet verici suçlardan kaçmak için İsrail’e gelmişken, bu Siyonist projenin trajik ürünü, Filistin halkına karşı, çoğu Naziler’inkileri anımsatan yöntemlerle suçlar işleyen bir devlettir.

İsrail’in Batı Şeria’yı, Doğu Kudüs’ü, Gazze’yi, Golan Tepeleri’ni ve başka Arap topraklarını ele geçirdiği Haziran 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan bu yana yaklaşık yarım yüzyıl geçti. Siyonist rejim, bu savaşla birlikte dizginleri serbest bırakılmış sonu gelmez savaş, işgal ve baskı döngüsü eliyle tanımlanmaktadır. Bu süreçte, on binlerce Filistinli öldürülmüş durumda. İsrail, milyonlarca Filistinli’nin sığınmacı konumunu kalıcı hale getirmiş ve bu insanları kuşaklar boyunca yoksulluğa ve baskıya tabi tutmuştur. Bu tarihin, hem Arap hem de Musevi, tüm bölge halkları için berbat sonuçları oldu.

İsrailli önderler, Ortadoğu’daki tek “demokratik” ülke olmakla övünüyorlar. Bu bir yalandır. İsrail, milyonlarca Filistinli’nin baskısı üzerinde yükselen, askeri kontrol noktalarıyla, İşgal Altındaki Topraklar’dan geçen duvarlarla ve bir avuç milyarder oligark ile onların emrinde çalışanların kamusal yaşama egemenliğiyle güçlendirilmiş bir ülkedir.

İsrail, eşitsizliğin en fazla olduğu toplumlardan biridir. Orada, emeğin ulusal gelir içindeki payı, 1995 ile 2011 yılları arasında, ABD’de olduğundan daha keskin biçimde azaldı. İsrail’deki ücretler, geçtiğimiz 20 yıl içinde hızla geriledi. İsrail’de 18 milyarder bulunuyor ki bu, 7,9 milyon nüfusa sahip olan bu ülkede, kişi başına milyarder sayısının ABD’den çok daha fazla olduğu anlamına geliyor. Geçtiğimiz 12 yıl içinde, yoksulluk artarken, en zengin 500 İsrailli, servetlerini üçe katlamış durumda.

Yönetici seçkinler, İsrail toplumunun muazzam içsel çelişkilerinin yönünü dışarıya, Arap kitlelere yönelik baskıya ve savaşa çevirmeye çalışıyorlar.

2011 yazında, Mısır’daki devrimin patlamasından birkaç ay sonra, İsrail’de yoksulluğa, eşitsizliğe ve eğitim, konut ve sağlık sektörlerindeki kesintilere yönelik halk öfkesi, yüzbinlerce protestocunun harekete geçtiği kitlesel gösterilerde patlamıştı. Hükümet, sonraki yıl, Gazze’ye karşı yeni bir savaş, 100’den fazla Filistinli’nin öldürüldüğü sekiz günlük bir hava saldırısı başlattı.

İsrail egemen sınıfının politikaları nasıl bir gelecek sunuyor? Yalnızca, Arap kitlelerin direnişini kırmaya yönelik giderek daha fazla şiddet içeren çabaların İsrail’i bütünüyle soykırımsal sonuçları olan bir yola savuracak yeni ve çok daha kanlı savaşlar. Bunun hem Musevi hem de Arap halkı için yıkıcı sonuçları olacaktır.

İşçi sınıfı, böylesi bir sonucu önlemek zorundadır. Musevi işçi sınıfı için ileriye giden tek yol, Siyonist milliyetçilik ile bütün ilişkileri kesmektir. İsrailli işçilerin ve gençlerin özlemleri, ifadelerini, Siyonist egemen çevrelerin çeşitli sağcı partilerinde bulamazlar. Bu özlemler, büyük ölçüde işlevsiz “barış” hareketleri ile Siyonist ve milliyetçi çerçeveye bağlı olmayı sürdüren partiler dolayımıyla da karşılanamaz.

Filistinli işçiler ve ezilen kitleler, dehşet verici baskının mağdurlarıdır. Ama onlar da iflas etmiş bir siyasi perspektifin kurbanlarıdır. Filistin hareketi bundan 47 yıl önce doğduğunda, Arap burjuvazisi, emperyalizme karşı birleşik bir ulusal hareketi temsil ettiğini iddia etmişti. Sonraki on yıllar, bu iddiaların yalan olduğunu bütünüyle ortaya sermiş durumda.

Filistinliler, defalarca, hepsi emperyalizme bağlı çeşitli Arap burjuva hükümetleri ile Filistin Kurtuluş Hareketi’nin farklı hizipleri içindeki kendi burjuva önderlerinin ve rakip İslamcı örgütlerin ihanetine uğradılar.

Milliyetçi perspektifin başarısızlığı, Filistinli kitlelerin Gazze’deki yalıtılmışlığıyla, bir kez daha kanıtlanıyor. Gazze’deki Hamas önderliğindeki yönetim, İsrail’in Filistinliler’i ezmesinde fiili müttefiki olan Arap burjuva hükümetlerin desteğini bekliyor. Mısır’daki darbeci General Abdel Fattah El Sisi başkanlığındaki ABD uşağı yönetim, Filistinliler’i İsrail bombaları altında hapsedilmiş halde bırakarak, Gazze sınırını kapatmış durumda.

“İki devlet” (silahsızlandırılmış ve kendi içinde kopuk bir mini devletin yanında bir Siyonist devlet) politikasının altında yatan milliyetçi perspektifin iflası da kanıtlanmış durumda.

Tüm Ortadoğu’nun ABD emperyalizminin kışkırtıcı ve felaket getiren politikalarının sonucu olarak bölge çağıında bir savaşa sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu koşullar altında, işçi sınıfının ve ezilenlerin acilen yeni bir siyasi perspektife ihtiyacı var.

Filistinli işçilerin ve ezilenlerin gerçek müttefikleri, ABD ve İsrail dahil, dünyanın işçileri ve ezilenleridir. İşçiler, dünyanın her yerinde, artan toplumsal eşitsizliğin yanı sıra, yaşam standartlarına ve demokratik haklara yönelik yoğun saldırılarla karşı karşıyalar. Onlar, militarizme ve büyük güçlerin ister Rusya’ya karşı Avrupa’da, isterse Çin’e karşı Asya’da ya da Suriye’ye ve İran’a karşı Ortadoğu’da olsun, yeni, nükleer bir dünya savaşını başlatma tehlikesi oluşturan savaş kışkırtıcılığına son derece karşılar.

Bu krizin tek ilerici çözümü, bölgedeki bütün işçilerin emperyalizme, Siyonizme ve Arap burjuvazisine karşı, sosyalizm temelinde birleşik sınıf mücadelesidir. Siyonist ve kapitalist İsrail’in yerine, Ortadoğu Birleşik Sosyalist Devletleri uğruna mücadelenin bir parçası olarak, bütün halkları demokratik ve eşitlikçi bir temelde birleştiren bir işçi devleti kurulmalıdır.

Gelecek, sosyalist enternasyonalizm programı, Arap ve Musevi işçi sınıflarının birliği ve kapitalizme ve emperyalizme karşı ortak bir mücadele uğruna kavga vermek için, yeni siyasi partilerin, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) şubelerinin inşasına bağlı.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır