World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/mai2014/fran-m28.shtml

Fransız neo-faşistlerinin AP seçimlerindeki zaferi egemen seçkinlerin iflasını sergiliyor

Alex Lantier
28 Mayıs 2014
İngilizce’den çeviri (27 Mayıs 2014)

Neo-faşist Ulusal Cephe’nin (FN) Fransa’daki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde birinci sırayı alması, Fransız siyaset kurumunun iflasının çarpıcı bir ilanıdır. Sosyalist Parti (PS) hükümetinin ve Avrupa Birliği’nin (AB) savaş ve kemer sıkma politikalarına yönelik artan bir öfke söz konusuydu. Bununla birlikte, bütün bir “sol”un bu önlemlerdeki suç ortaklığından yararlanan, aşırı sağ oldu.

FN’nin Fransız egemen sınıfının geleneksel partilerini bozguna uğratması, Britanya’daki Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) ile Danimarka’daki Danimarka Halkının Partisi de dahil, çok sayıda aşırı sağ partinin zaferine tanık olduğumuz tüm Avrupa’daki seçimler içinde en çarpıcı olanıdır.

Dün açıklanan resmi sonuçlara göre, oyların yüzde 24,85’ini alan FN, sağcı Halk hareketi İçin Birlik’i (UMP) yüzde 20,8 ile ikinci sıraya, Devlet Başkanı François Hollande’ın PS’sini de yüzde 13,98 ile küçük düşürücü şekilde üçüncü sıraya indirdi. Yeşiller yüzde 8,95, sağcı Demokratlar ve Bağımsızlar Birliği (UDI) ise yüzde 9,92 oranında oy alırken, Sahte-sol Sol Cephe, 2012 başkanlık seçimlerindeki yüzde 11’den gerileyerek, oyların yalnızca yüzde 6,33’ünü aldı. FN, Fransa’daki 96 yönetim biriminden 71’inde birinci oldu.

FN, oylarının önemli bir bölümünü işçilerden ve gençlerden aldı. FN’nin oylarının yüzde 30’u 35 yaş altındakilerden (bu oran PS’de yalnızca yüzde 15), yüzde 38’ini ücretlilerden (bu oran PS’de yüzde 16) ve yüzde 43’ünü işçilerden (bu oran PS’de yüzde 8) geldi.

Seçimlere katılmama oranı yüzde 57,57’yi bulurken, bu, FN’nin oylarını yapay olarak arttırmış değil. Seçimlere katılmayanlara ilişkin kamuoyu yoklamaları, FN’nin, onlar arasında da en fazla oyu alacak olduğunu gösteriyor.

FN, kendisini “Fransa’daki başı çeken parti” olarak gösteren afişler bastırdı. FN’nin önderi Marine Le Pen, Pazar akşamı, Hollande’a Meclis’i dağıtma ve yeni bir hükümet oluşturulması için parlamento seçimleri düzenleme çağrısı yaptı.

Le Pen, “Cumhuriyet’in Başkanı, şimdi, Meclis’in ulusal, halkın temsilcisi haline gelmesi ve halkın bu gece tercih ettiği bağımsızlık politikasını uygulayabilmesi için gerekli önlemleri almalıdır. Fransa tüm dünyaya demokrasi dersleri vermekten vazgeçmeli; yürütme, her zamankinden daha ezici bir reddetme olacak seçimlere hazırlanmalıdır.” dedi.

FN’nin zaferi, seçimler öncesinde yayımlanan kamuoyu araştırmalarından hareketle, egemen çevreler içinde büyük ölçüde öngörülmekle birlikte, tüm siyaset kurumuna şok dalgaları yaydı. UMP içinde, önceki Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy’nin ona önderlik etmek üzere siyasi yaşama geri döneceği söylentileri yayılırken, seçimlerde ikinci sırada yeralma konusundaki kaygılar, Parti’nin başkanı -François Copé’nin istifası yönündeki baskıyı arttırıyor.

2017’de yeniden seçilmesi konusunda yalnızca yüzde 11’lik desteğe sahip olan Hollande, şimdi, başkanlık makamının 1958’de oluşturulmasından bu yana, Fransa’nın en sevilmeyen devlet başkanı. O, dün gece, önceden kaydedilmiş ve göstermelik bir televizyon konuşması yaptı.

Konuşmasında, seçimlerin “Avrupa’ya ve iktidar partilerine güvensizlik” işareti verdiğini kabul eden Hollande, kitlesel öfkeyi görmezden geleceğini ve mali piyasaların gündemini uygulayacağını ortaya koydu: “Benim görevim Fransa’yı ve Avrupa’yı reformdan geçirmektir. Koşulların dayatmasıyla bu tutumdan sapılamaz.” Hollande, 50 milyar avro kesintiyi gerektiren ve yerel yönetimlerde milyarlarca avroluk kesintiler içeren bir “reform”u kapsayan “Sorumluluk Antlaşması”nın uygulanması çağrısı yaptı.

PS’li Başbakan Manuel Valls, seçim sonuçlarını bir “deprem” diye tanımladı ama PS’nin gerici vergi ve sosyal kesintiler gündemini sürdüreceğini belirtti. O, PS’nin, Le Pen tarafından çağrısı yapılan yeni seçimleri düzenlemeyeceğini de sözlerine ekledi: “Hollande’ın arabadan ineceği, hükümeti feshedeceği ve aşırı sağcıların ülkeyi yönetmesine izin vereceği bekleniyor. Fransa’nın içinden geçtiği manevi krize bir kimlik krizi, seçim karmaşası ve yönetilemez bir ülke eklemeyeceğiz.”

FN’ye verilen oylar, Fransız bujruvazisinin tarihsel iflasının işareti ve sınıf mücadelesinin yaklaşan patlamasının habercisidir. Halkın desteklemediği PS hükümeti, ister Meclis’teki çoğunluğuna dayanarak kemer sıkma ve savaş gündemini ilerletsin, isterse seçim çağrısı yapıp ülkeyi sağcı partilerle koalisyon içinde yönetmeye çalışsın, giderek artan bir muhalefetle karşılaşacaktır.

Aldığı oylar, FN’nin siyasi atalarının siyasi suçlarına, II. Dünya Savaşı dönemindeki faşist Vichy yönetimine ve 1954-1962 savaşında Cezayir’deki Fransız sömürgeci egemenliğinin destekleyicilerine onay vermek şöyle dursun, onun kudurmuş göçmen karşıtı ve korumacı gündemine genel desteğin belirtisi değildir. FN önderliğindeki bir hükümetin sosyal kesintileri ve ırkçı politikaları dayatma yönündeki bir girişimi, kısa süre içinde, Fransa kentlerinin varoşlarındaki işçilerin ve göçmen gençlerin öfkesinin patlamasına yol açacaktır.

FN bu oyları, “sol” partilerin çürümüşlüğünden dolayı, hükmen kazanmıştır. PS, ilk “sosyalist” Devlet Başkanı François Mitterrand’ın 1981’de iktidara gelmesinden bu yana geçen on yıllar içinde, sahte solcu müttefiklerinin desteğiyle, sürekli olarak sağcı politikaları uygulamaya koydu. PS, Mitterrand’ın 1983’teki “kemer sıkma dönüşü”nden başlayarak, işçi sınıfına yönelik serbest piyasacı saldırıları, savaşları ve 2009’daki çarşaf yasağı gibi demokratik haklara yönelik saldırıları ilerletti.

PS, her grev dalgasını ya da bu politikalara karşı her öğrenci protestosunu kırmakta, onunla siyasi ittifakı sürdürürken sosyalizmin olabilirliğine ilişkin moral bozukluğu yayan sahte sol partilere güvenmektedir. Nüfusun geniş kesimleri siyaset kurumundan her zamankinden daha fazla uzaklaşırken, FN’nin kendi sağ politikalarını “normal” hatta muhalif gibi göstermesine izin verilmiştir.

Şu uyarıyı yapmak gerekiyor: FN’nin yükselişi, yalnızca, tüm Fransız egemen sınıfının aşırı sağa ve demokrasi karşıtı egemenlik biçimlerine doğru kapsamlı evriminin en çarpıcı ifadesidir. Bu, şu ya da bu burjuva hizipe yaslanarak durdurulamaz. Fransa’daki ve tüm Avrupa’daki kritik sorun, işçi sınıfının faşizm tehlikesine karşı bağımsız mücadelesine önderlik edecek devrimci sosyalist partilerin, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) şubeleri olarak inşasıdır.

Bu haftasonu yapılan seçimler, 12 yıl önce, 21 Nisan 2002’deki Fransa’daki devlet başkanlığı seçimlerinde yaşananları, daha yüksek bir siyasi sıcaklıkta tekrarlamaktadır. PS’nin adayı Lionel Jospin, Çoğulcu Sol hükümetinin kemer sıkma politikalarının uyandırdığı öfkeden dolayı, UMP’nin adayı Jacques Chirac ve FN’nin önderi Jean-Marie Le Pen tarafından yenilgiye uğratılmıştı. İkinci turda, Chirac ile Le Pen arasındaki sahte “seçim”e karşı kitlesel protestolar patladı.

Sahte-sol Devrimci Komünist Birlik (LCR, Yeni Anti-Kapitalist Parti’nin önceli), İşçi Mücadelesi (LO) ve İşçi Partisi (şimdi Bağımsız İşçi Partisi), DEUK’un, savaşa ve Chirac’ın seçilir seçilmez uygulayacağı toplumsal saldırılara karşı bağımsız bir işçi hareketine zemin olarak yaptığı seçimleri aktif boykot çağrısını reddetmişti.

Onlar, bunun yerine, PS ile birlikte, Chirac’a oy vermenin FN’nin yükselişini durdurabileceğine ve Chirac’ın politikalarını ılımlılaştırabileceğine ilişkin hayalleri teşvik ettiler.

On yıldan uzun süre sonra, sahte-sol partiler tarafından pazarlanan kapitalizm yanlısı hayaller, gelişmeler eliyle, acımasızca çürütülmüş durumda. Onlar, FN’nin yükselişini engellemek şöyle dursun, tüm siyaset kurumunun daha da sağa kaymasının araçları işlevini gördüler. Onlar, gerici Hollande hükümetinin seçilmesi için çağrı yapmıştılar. Şimdi de, PS -Paris’in, Washington’ın ve Berlin’in açık faşist Sağ Sektör milisleriyle birlikte çalıştığı Ukrayna dahil- savaşlara ve askeri müdahalelere girişirken ona destek veriyorlar.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır