World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/oct2014/khor-o20.shtml

Suriye’de “Horasan Grubu”nun keşfedilmesi

Niles Williamson
20 Ekim 2014
İngilizce’den çeviri (27 Eylül 2014)

ABD bu hafta Suriye’yi bombalama harekatını başlatırken, birdenbire, Irak ve Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) gölgede bırakacak şekilde, ABD ve onun Avrupalı müttefikleri için en yeni ve en ağır tehdidin sözde Horasan Grubu olduğu ilan edildi. ABD istihbaratına göre, Suriye’de bulunan üst düzey yabancı El Kaide üyelerinden oluşan Horasan Grubu, ABD ya da Avrupa havayollarına yönelik bir terörist saldırı başlatmayı amaçlıyor.

Horasan grubunun sözde varlığı, ABD’nin Suriye harekatından yalnızca birkaç gün önce açıklandı. Geçtiğimiz haftadan önce, ABD hükümetinden bir kişi bile “Horasan Grubu” adından resmi olarak söz etmemişti. ABD Başkanı Obama, onun adını, geçtiğimiz Salı günü, Suriye’deki yeni harekatla ilgili formalite gereği yaptığı açıklamada andı.

ABD’deki terör uzmanları, Horasan Grubu’nun, düpedüz ABD istihbaratının bir icadı olduğunu belirttiler. ABD yönetiminin isimlendirmesiyle Horasan Grubu, gerçekte, El Kaide’nin Suriye şubesi El Nusra Cephesi’yle birlikte Esad rejimine karşı savaşan az sayıda yabancı El Kaide üyesidir.

ABD istihbaratına göre, Horasan grubu, şu anda, Pakistan, Afganistan, Libya ve Çeçenistan’dan gelen birkaç düzine El Kaide üyesinden oluşuyor. ABD yönetimi, onları Suriye’deki yeni ve tehlikeli bir gruplaşma olarak resmederken, Washington Ortadoğu Politikaları Enstitüsü’nden Aaron Zelin, ABD istihbaratı tarafından belirtilen savaşçıların, kendilerini Horasan Grubu olarak tanımlamadığını belirtti.

Obama yönetimi tarafından icat edilen isim, coğrafi bir alan olarak bilinen, Afganistan’ın batısı ve İran’ın doğusuyla birlikte Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’dan parçaları kapsayan Horasan’dan gelen savaşçılara verilen takma addan türetildi.

Horasan Grubu tarafından yapılacağı varsayılan abartılı bir saldırı tehdidi, sadece toplumun gözünü korkutarak Suriye’deki savaşa destek sağlamak için değil, aynı zamanda, ABD, Avrupa ve Avustralya’da daha fazla anti-demokratik önlemin dayatılmasını haklı göstermek için kullanılmaktadır. Bu uydurulmuş tabiri her gün kullanılan bir sözcükmüş gibi esrarengiz bir şekilde tekrarlayan ana akım medya, Suriye’deki ve Irak’taki savaşın tırmandırılmasını talep etmek için, Horasan Grubu’ndan geleceği varsayılan saldırı tehdidini, benimsemiş durumda.

İstihbarat çevrelerinin aniden Horasan Grubu’nu keşfetmesi, aynı zamanda, gerçekte, Washington’ın yüz milyonlarca dolarlık ekipman, silah ve eğitimle desteklediği Özgür Suriye Ordusu’ndaki sözde “ılımlılar” ile ittifak içinde olan El Nusra Cephesi’yle birlikte savaşan unsurların hedef alındığı gerçeğini gizlemek için kullanılmaktadır.

ABD destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyeleri, geçtiğimiz hafta gerçekleşen hava saldırılarında El Nusra’nın yabancı savaşçılarının hedef alınmasına karşı olduklarını ifade ettiler. ÖSO’nun İdlib’deki bir askeri birliğinin komutanı Ali Bakran, son saldırılar üzerine uğradığı hayal kırıklığını şöyle dile getirdi: “Eğer IŞİD’i ve rejimi vururlarsa bu iyi. Ama neden Nusra’ya saldırıyorlar? Nusra halktan gelen insanlardan oluşuyor. Onlar halktır.”

Suriye’deki hava saldırıları öncelikle IŞİD’e odaklanırken, Salı günü, Halep’in batısındaki sözde Horasan Grubu hedeflerine yoğun bir füze saldırısı başlatıldı. Amerikalı yetkililer, saldırıların, önceden bilinmeyen grubun “çok yakında” ABD’ye ya da Avrupa’ya bir saldırı gerçekleştirme hazırlığında olduğu için gerekli olduğunu iddia ettiler. İddiaya göre, hava saldırılarında, grubun, bu saldırı planlarını yönetmekle suçlanan Musin al-Fadhli’nin de aralarında olduğu önde gelen üyeleri öldürüldü.

FBI yöneticisi James Comey ve Pentagon sözcüsü Tuğamiral John Kirbi, Perşembe günü gazetecilere ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, ABD hükümetinin elinde, Horasan Grubu’nun nerede ya da ne zaman bir saldırı planlandığıyla ilgili kesin bir istihbarat olmadığını itiraf ettiler.

Comey, gazetecilere, FBI’ın Horasan grubunu son iki yıldır takip ettiğini söyledi. O, Suriye’nin, FBI’ın “tam görme imkanı”na sahip olmadığı bir yer olduğunu söyledi ama “Beni oldukça endişelendiren şeyin, onların bir saldırı yönünde çalışmaları olduğunu görebiliyordum.” dedi. Comey, sağlam bir istihbarattan yoksun olunmasına rağmen, Suriye içindeki bir gruba hava saldırısı başlatılmasının doğru olduğunu ilan etti.

Comey, sözlerini, “Yarın, üç hafta ya da üç ay sonra bir saldırının meydana gelip gelmeyeceğini söylemek zor. Ama bu, yarın olacakmış gibi çalışmak zorunda olduğunuz türde bir tehdit.” diyerek sürdürdü.

Kirby, Pentagon’un günlük basın toplantısında, hükümetin, yakında gerçekleşeceği söylenen saldırı konusunda somut detaylardan yoksun olmasının önemli olmadığını belirtti. O, “Onları vurmanın doğru olup olmadığı ya da çok erken veya çok geç olup olmadığı hakkında tartışabiliriz.” dedi ve ekledi: “Onları vurduk ve ben, onların kötü adamlar olduğunu ispatlamak için buraya bir dosya sunmamıza gerek olduğunu düşünmüyorum.”

11 Eylül saldırılarından önce Afganistan’da Osama bin Ladin’in en güvendiği insanlardan biri olan Fadhli’yi de kapsayan “kötü adamlar”, ABD hükümeti tarafından on yılı aşkın bir süredir yakından izlenmektedir.

2005 yılında, Dışişleri Bakanlığı, Fadhli’yi “İran merkezli üst düzey El Kaide yöneticisi ve finansörü” olarak tanımlamış ve başına 7 milyon dolarlık bir ödül koymuştu. Fadhli, o dönemde, daha sonra IŞİD’e dönüşecek grup olan Irak’taki Ebu Musab El Zerkavi’ye ve El Kaide’ye destek sağlamakla suçlandı. O, 2002’de, bir Fransız petrol tankerine yönelik, mürettebattan birinin öldüğü ve 50.000 varil ham petrolün denize döküldüğü saldırıya katılmakla da suçlandı.

2012 yılında, Maliye Bakanlığı, Fadhli’yi, İran’daki El Kaide’nin lideri olarak belirledi ve İran hükümetini, onun Suriye’ye ve Güney Asya’ya para ve savaşçı akıtmasına izin vermekle suçladı. Ardından, Amerikan istihbarat yetkilileri, geçtiğimiz yıl, Fadhli’nin, El Nusra Cephesi’yle birlikte ABD’deki ve Avrupa’daki hedeflere saldırı planlayacak bir hücre kurması için, şimdiki El Kaide lideri Ayman El Zevahiri tarafından Suriye’ye gönderildiğini iddia etti.

Horasan Grubu’nun üyesi olduğu iddia edilen diğer kişiler arasında, El Kaide keskin nişancısı ve eğitmeni Abu Yusef al-Turki ile başlıca strateji uzmanı ve politika belirleyicisi Sanafi al-Nasr da bulunuyor.

ABD yetkilileri, Basra Körfezi’ndeki ve Kızıl Deniz’deki ABD savaş gemilerinden fırlatılan seyir füzelerinin, eğitim kamplarını, bir bomba fabrikasını, bir iletişim binasını ve bir komuta - kontrol merkezini vurduğunu iddia ediyorlar. ABD istihbaratı, grubun, havalimanı güvenliğini aşabilecek şekilde yaptığı metal olmayan patlayıcıları denemek için Suriye’deki karargahlarını kullandığını öne sürüyor. Temmuz ayında, Avrupa’dan, Afrika’dan ve Ortadoğu’dan gelen uçuşlarda şarj edilmemiş cep telefonlarının ve dizüstü bilgisayarların yasaklanmasının nedeni, Horasan Grubu’ndan gelen bu sözde tehditti. Yine, bu grubun diş macunu tüpü bombası geliştirmek için çalıştığı iddiası, Şubat ayında, diş macunu tüplerinin Rusya’ya yapılan tüm uçuşlarda yasaklanmasına neden olmuştu.

Aynı ABD istihbarat aygıtı tarafından uydurulmuş isim gibi, bu suçlamalar ve iddialar da doğru kabul edilemez. Bu şüpheli gruplar konusunda açığa çıkan şey, sadece, ABD savaş propagandasının ne kadar ilerlediğidir. Onların, ABD emperyalizmi ve onun bölgesel müttefikleriyle olan ilişkileri özenle gizlenmektedir.

Washington, toplumu terörize etmek için Suriye’de bir El Kaide hücresinin varolduğu iddiasına başvururken, aynı zamanda, Suriye’de rejim değişikliği amacı yönünde ilerlemek için El Kaide bağlantılı “asiler”i silahlandırıyor ve onlara finansman sağlıyor.