World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/dec2015/germ-d21.shtml

Alman ordusu Suriye’de askeri müdahaleye başladı

Johannes Stern
21 Aralık 2015
İngilizce’den çeviri (19 Aralık 2015)

Alman ordusu, uluslararası koalisyon tarafından Perşembe gecesi İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı gerçekleştirilen hava saldırılarında destekleyici bir rol oynadı. Alman ordusunun Potsdam’daki harekat komuta kontrolünden bir sözcüsüne göre, Alman hava kuvvetlerinden bir Airbus 310 MRTT, uluslararası terör karşıtı koalisyonun savaş uçaklarına yakıt sağlamak amacıyla, beş saat boyunca havadaydı.

Harekat komutanlığı, uçağın nereden hareket ettiğine ve görevine ilişkin herhangi bir ayrıntı vermedi. Suriye ve Irak’taki IŞİD mevzilerine yönelik saldırıya, ABD’nin, Fransa’nın, Britanya’nın ve Arap ülkelerinin savaş uçakları katıldı. Hava akınları, aynı geçtiğimiz Pazartesi günü Suriye’nin Haseke ilinin El Han köyüne yönelik bir saldırıda 20’si çocuk 36 sivilin öldürülmesinde olduğu gibi, durmadan sivil can kayıplarına yol açıyor.

Suriye’ye Alman müdahalesi, resmi olarak uçaklara yakıt sağlamayla başlamış durumda. Alman hükümetinin kararı 4 Aralık günü parlamentodan aceleyle geçirmesinin ardından, olaylar hızla gelişmeye başlamıştı. Alman savaş gemisi Augsburg, daha oylamadan birkaç saat sonra, Suriye’ye doğru yola çıkmıştı. Augsburg, günlerdir, Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle’e eşlik ediyor.

Alman ordusunun haftalık gazetesi Bundeswehr Aktuell’e göre, Alman hava güçleri, geçtiğimiz Perşembe gününden bu yana, uçaklarıyla ve askerleriyle birlikte, Türkiye’deki İncirlik askeri üssünde bulunuyor. Alman ordusunun haber ve propaganda organının son sayısında, “Üste [İncirlik üssü –çev.], 51. taktik filosundan (Bundeswehr’in Tuğgeneral Andreas Schick’in komutasında ‘İslam Devleti’ne karşı savaşan ileri komuta) 40 dolayında asker var” deniyor.

General Schick’e göre, amaç, “Ocak ayının ortalarında ilk keşif uçuşlarına başlamak.” İleri komuta, o zamana kadar, “İncirlik’teki olanaklarla nasıl çalışılacağını saptamak, ilk uçuşları gerçekleştirmek, yerel uçuş güvenliğiyle telsiz akışını test etmek, lojistik sağlamak, bürolar inşa etmek” zorunda. Bundeswehr Aktuell, Schick’in, “Hava kuvvetleri konuşlanmaya hazır ve onun parlamentonun kararının ardından buna ne kadar hızlı şekilde yanıt vereceği kanıtlanmış durumda.” sözlerini aktardı.

Müdahalede neyin söz konusu olduğu konusunda, medya da herhangi bir kuşkuya yer bırakmadı. Spiegel Online, “Bu, Alman ordusunun 60 yıllık tarihinde, 1999’daki Kosova konuşlandırmasına katılımın ve 2014 yılında sona eren Afganistan’daki NATO operasyonun ardından, üçüncü saldırgan savaş operasyonu. Ordu, bu göreve 1.200 askerle katılacak.” diye yazdı.

Bununla birlikte, makale, perde arkasında, Alman özel kuvvetlerinin ve kara birliklerinin sevk edilmesine ilişkin tartışmaların devam ettiğini ileri sürdü. Yalnızca bir hafta önce, ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Alman ordusunun, Almanya Savunma Bakanı Ursula Von der Leyen’e (Hıristiyan Demokrat-CDU) yazmış olduğu bir mektupta üzerinde daha önce anlaşılmış olandan daha fazla desteğini istedi.

Son günlerde, başta Başbakan Angela Merkel (CDU) ve Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier (Sosyal Demokrat-SPD) olmak üzere önde gelen politikacılar, müdahaleyi sıkı biçimde savunuyorlar.

Başbakan, geçtiğimiz hafta iki gazeteye verdiği röportajlarda, “vahşi ve insanlık dışı IŞİD teröristleri ilerlemeye devam ederken”, Berlin’in seyredemeyeceğini açıkladı. O, Suriye hükümet birlikleri ile her türlü işbirliğini dışladı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a atıfta bulunan Merkel, “Onun devletin başı olarak herhangi bir geleceği olamaz” dedi. Bununla birlikte, “çatışmaya siyasi bir çözüm [bulmak] için, Suriye’deki tüm gruplar arasında görüşmeler” yapılması gerekiyordu.

Steinmeier, SPD’nin geçen hafta sonu yapılan bir kongresinde, “şimdi Esad’ın geleceğini, tartışmanın merkezine yerleştirmeme, bunu erteleme ve Viyana’daki görüşme masasında üzerinde anlaşmış olduğumuz sorularla başlama” tavsiyesinde bulundu. [Ona göre], “Suriye’deki aman vermez savaşın bitmesi” ve “bir geçici hükümetin oluşturulmasına… başlanması” yalnızca bu yolla mümkün olabilirdi.

Steinmeier’in büyük bir alkış alan bu buyruğu, Alman emperyalizminin bölgedeki çıkarları hakkında, onun istediğinden daha fazlasını söylemektedir. Almanya, bu askeri müdahaleyle, Berlin’in tüm Ortadoğu genelindeki jeostratejik ve ekonomik çıkarlarını kovalamasını mümkün kılarken, terörizm ile mücadele bahanesiyle bütün tarafları bir yuvarlak masa etrafında bir araya getirme ve böylece Suriye’de kukla bir yönetim kurma amacı peşinde koşuyor.

Burjuva basının yazı işleri bürolarındaki ve üniversitelerdeki savaş çığırtkanlarına göre, Almanya’nın askeri müdahalesi, şimdiye kadar hiçbir yerde başarıya bu kadar yakın değildir. Askeri tarihçi Sönke Neitzel, Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung’daki bir röportajda, Suriye müdahalesinin, “Afganistan ile karşılaştırıldığında, doğru askeri operasyonlarıyla, bir dipnot” olduğunu belirtti.

Neitzel, başbakanı, bir “strateji”ye ya da “büyük dış politika vizyonları”na sahip olmamakla itham etti. O, “Bizim, kritik konularda ne düşündüğünü açıkça söyleyen generallere ihtiyacımız var.” talebinde bulundu ve ekledi: “Neredeyse 200 generale sahibiz. Onlar sivillerin sahip olmadığı uzmanlığa sahip kişiler. Bununla birlikte, maalesef, askeri önderliğin açık tartışmalara kayda değer bir katılımı söz konusu değil.”

Neitzel, sözlerini, “açık alanda” değil ama “kapalı kapılar arkasında çok sayıda oldukça eleştirel” insan olduğunu belirterek sürdürdü. Generaller, “politikacıların söylediklerini yerine getiren görevci seçkinler” idi. “Politikanın elbette bir önceliği” vardı “ama onlar, güvenlik meseleleri söz konusu olduğunda, bunları, her zaman tam bir kavrayışla ele almıyorlar”dı. Neitzel’in talebi, “generallerin bir isyanı” değildi; ama o, “bazen, yalın bir şekilde ve halka açık olarak ‘bu böyle devam edemez!’, ‘biz bunu yapmayacağız!’ diyen, eleştirel düşünen seçkinler” istiyordu.

Neitzel’in çalışma arkadaşı Herfried Münkler, geçen hafta Die Welt için yazdığı bir makalede, Alman egemen seçkinlerinin ordunun Alman toplumuna daha güçlü katılımı çağrısının ne anlama geldiğini ortaya koydu. O, “Bir süredir, Avrupa’daki önderlik rolü” Almanya’ya “düşmüş durumda ve bu, her şeyden önce, diğer üye devletlerin merkezdeki gücün, merkezin gücünün krizlerin çözümü için öneriler yapma ve yükün büyük kısmını kendi üzerine alma beklentisine dayanmaktadır.” diye yazdı.

Humboldt Üniversitesi profesörü, ardından, büyük güç fantezilerine engel olamadı: “Bununla birlikte, şimdi çok daha fazlası söz konusu ve insan, Alman politikasının nasıl hiçbir şey yapmadan ona ayrılmış bu rolü üstlenme ve yerine getirme mücadelesi verdiğini görebilir.” [Ona göre] Merkel, sığınmacıları kabul ederek, “yalnızca zaman kazandı ve bu zaman içinde, birinin, gerçek sorunun; Ortadoğu’daki, Avrupa’dan geçen Akdeniz sahillerindeki ve Mali ile Nijerya’dan Somali’ye uzanan çok sayıda Afrika ülkesindeki düzenin çökmesi sorununun üstesinden gelmesi gerekiyor”.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır