World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/dec2015/turk-d21.shtml

Türkiye içeride ve bölge çapında Kürtlere karşı savaş yönelimini tırmandırıyor

Halil Çelik
21 Aralık 2015
İngilizce’den çeviri (19 Aralık 2015)

Tank ve helikopter destekli 10.000 civarında Türk asker ve polis gücü, Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) hedef alan “terörle mücadele” gerekçesiyle, aralarında Diyarbakır, Mardin ve Şırnak’ın bulunduğu Kürt illerindeki operasyonlarını arttırıyor.

Türkiye’nin Kürtlerin çoğunlukta olduğu güneydoğusu, güvenlik güçleri ve PKK arasında yeniden canlanan bir çatışma alanı haline gelmiş durumda. Kürtlerle iki yıllık “barış süreci”, Temmuz ayı sonunda, Suriye’de tırmandırılan savaşın etkisi altında çökmüştü. O zamandan beri, PKK ile Türk güvenlik güçleri arasındaki uzatmalı silahlı çatışma bir şehir muharebesine dönüşürken, aralarında sivillerin de bulunduğu yüzlerce kişi öldürüldü.

Bölgedeki Kürt emekçileri, tekrar tekrar uzatılan sokağa çıkma yasakları ve yoğunlaşan silahlı çatışma altında yaşıyorlar. Türk güvenlik güçleri ve PKK arasında yeniden başlayan savaş nedeniyle 1,3 milyon kişi 17 bölgede sokağa çıkma yasağı koşullarında yaşarken, geçtiğimiz birkaç ay içinde yaklaşık 200 bin kişi evlerinden ayrılmaya zorlandı. Bu, sözde güvenlik gerekçesiyle 2.000 kadar köyün Türk ordusu tarafından imha edildiği 1990’lardan bu yana yaşanan en büyük iç Kürt göçüdür.

Bununla birlikte hükümetin PKK’ye karşı yeniden başlattığı askeri operasyonlar Türkiye ile sınırlı değil. 22 Temmuz’da iki polisin, anlaşıldığı kadarıyla 20 Temmuz’daki Suruç’taki bombalı intihar saldırısına misilleme olarak, PKK tarafından öldürülmesinden sonra, Türk savaş uçakları, hem Türkiye’deki hem de Irak’taki PKK güçlerine karşı hava saldırısı başlatmıştı. Bu sırada Ankara’nın Suriye’deki savaş çığırtkanı politikası, Rusya’nın Suriye’deki iç savaşa etkin şekilde müdahale etmesinden bu yana, her zamankinden daha saldırgan bir karakter edindi.

Ankara’nın kendi Kürt halkına karşı yeniden başlattığı savaş, yalnızca, Suriye’deki Beşar Esad yönetimini devirmeyi hedefleyen emperyalist müdahaleyle zincirlerinden boşalmış kan banyosunun ve ABD ile Avrupa emperyalizmin bütün bir Ortadoğu’yu yeniden paylaşma hamlesinin bir parçası olarak anlaşılabilir. Türk hükümetinin kendi çıkarlarını başlıca emperyalist güçlere suç ortaklığı yaparak güvence altına almaya çalıştığı bu çatışma, şimdi Türkiye’nin kendi içinde patlamış durumda.

Bir Rus bombardıman uçağının, 24 Kasım’da, Türkiye-Suriye sınırında Türk savaş uçaklarınca düşürülmesiyle gerilimler daha da tırmanmış ve Türkiye, bu ayın başında, Bağdat’ın onayını almak bir yana, ona bilgi bile vermeden, Irak’ın Başika bölgesine asker göndermişti. 

Üsse ek Türk askerlerinin gönderilmesi, Türkiye ile Irak arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirdi. Topraklarındaki Türk askeri varlığını egemenliğinin ihlali olarak gören Bağdat, BM Güvenlik Konseyi’ne şikayette bulundu. Ankara, Irak hükümetinin güçlü tepkisi sonucunda, Başika bölgesinden yasadışı olarak konumlandırılmış ağır silahlı birliklerinin bir kısmını Irak Kürdistanı’ndaki bir başka üsse çekmek zorunda kaldı.

Bununla birlikte, Çarşamba günü, IŞİD Türk askerlerinin konuşlandığı Başika bölgesindeki üsse roket saldırısında bulundu. Türk yetkililer, bu fırsattan, saldırının “oradaki personelini korumak için” ek asker gönderilmesi kararını haklı çıkardığını ileri sürmek için yararlandılar.

Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu Ankara’nın bölgedeki yayılmacı hedeflerini ileri sürmekte duraksamadı. Davutoğlu “Irak ve Suriye'de öyle gelişmelerle karşı karşıyayız ki artık sınırlarımızın güvenliği sınır ötesinde başlıyor” dedi.

Türk egemen sınıfı ve Ankara’daki hükümet, birbirini izleyen diplomatik manevraların ve yenilgilerin ardından, şimdi, Ortadoğu’da süre giden emperyalist paylaşımdan kırıntılar almak için yeni saldırgan hamleler yapıyor. Onlar, Irak’ın ve Suriye’nin Kürt ve Türkmen nüfusun yaşadığı kuzey kesimlerine egemen olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nu bir dereceye kadar yeniden inşa etme hayali kuruyorlar.

Ankara’nın gerici yayılmacı politikalarının başlıca suç ortağı, yıllardır Türkiye’nin mali, askeri ve siyasi desteğini alan Irak’taki Kürt milliyetçisi Mesud Barzani’dir. Onun Kuzey Irak’taki müflis yönetimi, Ankara’nın Türkiye, Irak ve Suriye’de PKK’ye karşı savaşında onunla yaptığı sıkı işbirliği karşılığında, hem Kürdistan Bölgesel Yönetimi içindeki hem de Bağdat’taki merkezi yönetimden gelen artan muhalefete karşı Türkiye’nin desteğinden yararlanıyor.

Dahası, Türkiye’de, yasal bir parti olmasına karşın PKK’ye yakın olduğu bilinen Kürt milliyetçisi Halkların Demokratik Partisi (HDP), Ankara askeri saldırısını yoğunlaştırır ve Kürt kentlerini imha ederken bile, hükümete tekrar tekrar zeytin dalı uzatıyor.

Çarşamba günü CNN Türk televizyon kanalında konuşan, HDP’nin önde gelen üyesi ve Diyarbakır milletvekili Altan Tan, yalnızca Türkiye’deki değil, aynı zamanda Irak ve Suriye’deki Kürtleri kucaklamanın Ankara için yaşamsal öneme sahip olduğunu söyledi. O, Ortadoğu’daki mevcut sınırları belirleyen 1916 tarihli Sykes-Picot anlaşmasının şimdiden çöpe atıldığını vurguladı. Örtülü olarak Ankara’nın bölgesel özlemlerini onaylayan Tan, Suriye’ye ve Irak’a yayılmış federal bir Türk-Kürt devleti çağrısı yaptı.

Ankara’nın, “barış süreci”nin çöküşünün ortasında federal bir Türk-Kürt devletini uygun bulma olasılığı az, ama hükümet her zamankinden daha kapsamlı bölgesel özlemlerini açıkça ileri sürüyor.

Çarşamba günü, Türkiye’nin Katar Büyükelçisi Ahmet Demirok, Türkiye’nin Katar’da bir askeri üs kuracağını ve orada 3.000 dolayında kara birliği konuşlandıracağını açıkladı. Demirok, Reuters’e, bunun Türkiye’nin Ortadoğu’daki ilk sınır dışı askeri üssü olacağını söyledi. Katar, aynı zamanda, 10.000 askeri personelin bulunduğu, bölgedeki en büyük ABD üssüne de ev sahipliği yapıyor.

Hem Türkiye hem de Katar, Mısır’daki Müslüman Kardeşler’i destekliyor ve Suriye’deki Beşar Esad yönetimini devirmek için savaşan vekil güçlere mali, askeri ve siyasi destek sağlıyor. Onlar, aynı zamanda, Rusya’nın Esad yönetimine destek veren müdahalesini de sert bir şekilde kınadılar.

Bu arada, Suudi Arabistan’ın savunma bakanı veliaht prens Muhammed Bin Salman, Çarşamba günü gece yarısı yaptığı beklenmedik bir basın toplantısında, sözde “yalnızca IŞİD’e değil, her terör örgütü”ne karşı mücadele edecek bir “İslami askeri koalisyon”un kuruluşunu açıkladı. Suudilerin önderliğindeki bu örgüt, bir NATO üyesi olan Türkiye dahil 34 ülkeden oluşuyor.

İran’ın ve onun bölgesel müttefikleri Suriye ile Irak’ın ittifaktan dışlanması, bu oluşumun, Rusya’yı geri püskürtme ve kuşatma biçimindeki daha kapsamlı emperyalist stratejinin bir parçası olarak, Sünni İslam temelinde mezhepsel bir temelde kurulduğunun altını çizmektedir.

ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, 15 Aralık günü Türkiye’deki İncirlik üssüne giderken, bu koalisyonu, Sünni-Arap ülkelerinin IŞİD’e karşı savaşa büyük bir katılımı olarak övdü.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır