World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/jun2015/russ-j08.shtml

Rusya Karadeniz’deki ABD muhribine karşı jetleri havalandırdı

Alex Lantier
8 Haziran 2015
İngilizce’den çeviri (1 Haziran 2015)

Rus medyasındaki haberlere göre, Rus jetleri, Cumartesi günü, Karadeniz’de, Rusya kıyısı açıklarındaki ABD güdümlü füze muhribi USS Ross’un yolunu kesti. İddiaya göre, ABD gemisi Rus karasuları boyunca gittikten sonra, Rus ve ABD güçleri arasında askeri bir çatışmayı kışkırtabilecek şekilde Rus sularının içine yöneldi.

Rusya ordusu kaynakları, haber ajansı RIA Novosti’ye, “Gemi mürettebatı kışkırtıcı bir biçimde ve saldırganca davrandı ki bu, izleme istasyonlarının ve Karadeniz filosu gemilerinin operatörlerini kaygılandırdı. Hızla havalanan Su-24 saldırı jetleri, sınır ihlallerini zor kullanarak engellemeye ve ülkenin çıkarını savunmaya hazır olduklarını gösterdiler.” dedi.

Su-24 saldırı jetlerinin USS Ross’un yolunu kesmek için havalandığını, geminin bunun ardından aniden rotasını değiştirdiğini belirten kaynak, “Görünüşe göre Amerikalılar, bir Su-24’ün, en yeni Amerikan muharibi Donald Cook’taki tüm elektronik aygıtları resmen ‘devre dışı bıraktığı’ Nisan 2014’teki olayı unutmamışlar.” diye ekledi.

Rus ordusunun, Rusya karasularının ABD savaş gemileri tarafından ihlalini zor kullanarak engellemeye hazır olduğu yönündeki açıklamalarının anlamı hem açık hem de ürkütücüdür. Rusya’nın Doğu Avrupa’daki sınırları boyunca ve çevresindeki denizlerde, geçtiğimiz yıl Kiev’deki NATO destekli darbeden beri tırmanan NATO askeri konuşlanmaları ve tatbikatları, dünyayı, nükleer silahlı güçler arasında sıcak bir savaşın eşiğine getiriyor.

NATO, gerçekten şaşırtıcı pervasızlıkla, Rusya’yı çevreleyen Kuzey Kutup Bölgesi’nde, Baltık Denizi’nde ve Karadeniz’de savaş gemileri ve savaş uçakları konuşlandırıyor. (Bkz: Global tensions surge as NATO, Russia hold rival military exercises). Bu, küçük bir yanlış rota hesaplamasının bir ABD savaş gemisinin batmasına, Rus topraklarına yönelik bir ABD füze saldırısına ve çatışmanın, dünyayı birçok kez yok etme kapasitesi bulunan nükleer cephaneliklere sahip güçler arasında savaşa tırmanmasına yol açabilecek bir durum yaratmaktadır.

Pentagon, USS Ross’un bölgeye konuşlanmasının resmen duyurulmuş olduğunu ekleyerek, Karadeniz’deki olayı doğruladı. Sözcü Eileen Lainez, USS Ross, “uluslararası sular içinde her zamanki rutin faaliyetler gerçekleştiriyordu” dedi.

Cumartesi günü Singapur’daki Shangri-La Dialogue zirvesinde konuşan Rusya Savunma Bakanı Yardımcısı Anatoly Antonov, Rusya sınırları civarına ABD güdümlü füze gemileri konuşlanmasının, iki ülke arasındaki “stratejik istikrara yönelik bir tehlike oluşturduğu” uyarısında bulundu.

Bu, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savaş riskinin diplomatik sözcüklerle ifade edilmesidir. Bu yılın başlarında, Washington Kiev rejimini ve onun aşırı sağcı milislerini Ukrayna’nın doğusundaki Rusya destekli ayrılıkçılara karşı savaşmaları için silahlandırma tehdidinde bulunurken, Avrupalı politikacılar, resmen, Rusya ile NATO arasında savaş riskine işaret etmişlerdi. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande “topyekün savaş” riski uyarısında bulunmuş, İsveç eski başbakanı Carl Bildt de Rusya ile savaş “olası” demişti.

Bununla birlikte, Rusya ile nükleer savaş tehdidinin, NATO’nun Doğu Avrupa’daki stratejisinin tamamlayıcı bir parçası olduğu giderek daha açık hale geliyor.

Obama’nın geçtiğimiz yıl küçük Baltık cumhuriyetlerine Rusya’ya karşı ucu açık ABD yardımı güvencesi sağlamasından sonra, NATO Askeri Komitesi başkanlığına gelen Çek General Petr Pavel, geçtiğimiz hafta, NATO’nun Baltık devletlerine yardım sunmak için tek geçerli stratejisinin, nükleer silahların kullanılması ihtimali dahil olmak üzere, Rusya ile küresel bir savaşa hazırlanmak olduğunu açıklığa kavuşturdu.

Pavel, 27 Mayıs’ta, Çek Haber Ajansı’na, “Teknik açıdan bakarsak, Rusya’nın ne kadar kuvvetini Baltık’ta konuşlandırabileceğini, Baltık ülkelerinin boyutunu ve onların topraklarındaki kuvvetlerin yoğunluğunu göz önünde bulundurduğumda, Baltık ülkeleri birkaç gün içinde işgal edilebilir.” dedi. Pavel’e göre, NATO’nun hazırladığı önlemler, Baltık’ta büyük çaplı bir Rus saldırısına karşı koymak için “utandırıcı bir şekilde etkisiz” olacak.

Pavel, Rusya’nın Baltık’taki ezici yerel askeri üstünlüğü dikkate alındığında, NATO için tek etkili stratejinin, nükleer silahların kullanılması tehdidini de kapsayan, savaşı çok daha geniş bir çatışmaya tırmandırma tehdidi olacağını netleştirdi.

Pavel, “NATO’nun 5. Maddesi ve onun nükleer bileşenleri tarafından temsil edilen caydırıcılık unsurunun Rusya ile ilgili olarak ne kadar etkili olacağı bir başka mesele” dedi.

Gerilimlerin, komplocu bir yetkililer ve ajanlar grubu tarafından, tüm dünyadaki emekçilerin arkasından böylesine yoğunlaştırılması, şaşırtıcı bir şekilde sorumsuzdur. NATO liderlerinin amacının Rusya ile bir nükleer savaş kışkırtma olmadığını varsayarsak, bu açıklamalar, Ukrayna ve Doğu Avrupa üzerinden, küresel sonuçları olacak bölgesel bir karşılıklı meydan okuma haline gelen şeyden vazgeçmesi için Rusya’nın gözünü korkutmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bununla birlikte, askeri yetkililer, bu tehditleri, Rus güçlerinin nasıl tepki vereceği, geri adım mı atacakları yoksa potansiyel olarak yıkıcı sonuçlara sahip tırmanma yolunu mu seçecekleri konusunda hiçbir bilgileri olmadan yapıyorlar. Avrupa Liderlik Ağı’nın geçtiğimiz yılki bir raporuna göre, Kiev darbesinden sonra NATO’nun Doğu Avrupa’da gerilimi tırmandırmasından bu yana, NATO ile Rus güçleri arasında yaşanan en az 40 olay, neredeyse askeri çatışmalara yol açacaktı. Bu hafta sonunda Karadeniz’de yaşanan olay, bu riskin yükseldiğini gösteriyor.

Doğu Avrupa’daki askeri gerilimler, uluslararası toplumsal düzeninin iflasının ilanıdır. Carl Bildt, Şubat ayında, Rusya ile savaşın mümkün olduğunu söylediğinde, durumun, “küresel güç ilişkileri hakkındaki belirsizlik” nedeniyle oldukça patlayıcı olduğunu ilan ediyordu.

Yani, ABD’nin ve Avrupa emperyalizminin krizi, onlar, dışta, SSCB’nin dağılmasından sonraki 25 yıl içinde Avrasya ve Afrika çapında askeri müdahaleleri tırmandırır ve içte, ekonomileri 2008 mali krizinin ardından çökerken, III. Dünya Savaşı’nı başlatma tehdidinde bulundukları bir düzeye ulaşmış durumda. İşçi kitleleri, hiçbir çıkara sahip olmadıkları korkunç bir savaşın içine sürüklenme riskiyle karşı karşıyalar.

İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu kritik görev, kapitalizme, emperyalizme ve savaşa karşı mücadelede seferber olmaktır. İşçi sınıfı, 1991 yılında SSCB’de kapitalizmin restore edilmesinden doğan Moskova’daki yozlaşmış şirket oligarşisine herhangi bir destek veremez. Kremlin, emperyalizmle bir anlaşma geliştirme girişimleri ile yalnızca savaş riskini arttırmaya hizmet eden (Japonya, Cebelitarık, Girit ve California hava sahaları dışında devam eden bombardıman uçağı uçuşları gibi) saldırgan askeri manevralar arasında sarkaç gibi sallanmaktadır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır