World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/nov2015/pers-n09.shtml

Seçimlerden sonra Türkiye

Peter Schwarz
9 Kasım 2015
İngilizce’den çeviri (7 Kasım 2015)

Türkiye'deki 1 Kasım seçimleri aşırı toplumsal gerginlik ve tırmanan şiddet koşullarında yapıldı.

Seçimlere giderken, Türk savaş uçakları Suriye ve Irak'taki hedefleri bombaladı; Suriye ve Irak'taki savaş, Suruç ve Ankara'daki kanlı terörist saldırılar biçiminde, sınırı aşarak Türkiye'ye yayıldı. İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti PKK’ye yönelik savaşı yeniden başlattı ve Kürt kentlerinde bir olağanüstü hal ilan etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki hükümet, mahkemeler, çeteler ve polis aracılığıyla siyasi muhaliflere ve medyaya saldırdı.

Siyasi krizi ve halk muhalefetinin büyümesini canlandıran şey, Suriye'den ve Irak'tan yüz binlerce sığınmacının akmasıyla şiddetlenen artan bir mali ve ekonomik krizdi. Erdoğan ve AKP, beş aydan kısa bir süre önce yapılan seçimlerde iktidarı kaybetmişti.

Pazar günkü seçimlerin, AKP'ye hükümet kuracak çoğunluğu yeniden elde etmesini sağlayan beklenmedik sonucu, bu krizlerin ve çelişkilerin hiçbirini çözmüyor. Bu seçimler, şiddetli bir sınıf mücadeleleri ve siyasi çatışmalar döneminin habercisidir. AKP, devlet ve güvenlik aygıtı üzerindeki denetimini, otoriter bir rejim kurmak ve doğrudan işçi sınıfına saldırmak için kullanmaya çalışacaktır.

Yalnızca işçi sınıfının bağımsız müdahalesi, Türkiye'nin ve tüm bölgenin bir iç savaş ve diktatörlük sarmalına batmasını önleyebilir.

Erdoğan'ın AKP iktidarı bir kriz rejimidir. ABD ve müttefikleri tarafından Afganistan'a, Irak'a, Libya'ya ve Suriye'ye karşı sürdürülen savaşlar, tüm bölgenin toplumsal ve siyasal yapısını parçalamıştır.

Ortadoğu, aynı I. Dünya Savaşı öncesi Balkanlar gibi, büyük güçlerin petrol, etki alanları ve jeopolitik avantaj uğruna birbiriyle mücadele ettiği bir savaş alanı haline gelmiştir. Suriye'de ABD ile Rusya arasında bir vekil savaşının ortaya çıkması, nükleer silaha sahip güçler arasında bir askeri çatışmayı tetikleme tehlikesi oluşturmaktadır.

Türkiye politikasına bu uluslararası etmenler yön vermektedir. AKP iktidarının, tırmanmasında aracı olduğu Suriye'deki savaşta yaşanan açmaz, siyasi etkisini eski Osmanlı İmparatorluğu gibi -Arap dünyasına, Karadeniz bölgesine, Kafkasya'ya ve Balkanlar'a- yayma ve Ortadoğu'nun “kaplan”ı haline gelme hayallerini paramparça etmiştir. AKP'nin lideri, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun “komşularla sıfır sorun” politikası “bütün komşularla sorun” gerçekliğine dönüşmüş durumda.

Burjuva partilerin hiçbirinin, bu krizden kaynaklanan sorunlara yanıtı yok. Bu yalnızca İslamcı AKP için değil ama aynı zamanda Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), aşırı milliyetçi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) için de geçerlidir.

Seçim sonuçlarına rağmen, savaş karşıtı duyarlılık ve işçi sınıfı muhalefeti yükseliyor. Seçim sonuçları açıklanırken, Mersin'deki bir fabrikanın cam işçileri tarafından işgal edildiğine ilişkin haberler geldi. Türkiyeli işçi kitleleri, sağa değil; sola yöneliyor.

AKP, seçimleri, siyasi rakiplerinin iflasından dolayı kazanabilmiştir. O, seçim kampanyası dönemindeki tırmanan şiddetin ortasında, MHP'nin kurucusu Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş'in önderlik ettiği seçmenleri ve muhafazakar Kürtleri kendisine çekecek şekilde, kendisini istikrarı ve ulusal birliği sağlayacak bir unsur olarak sunmuştur. AKP'nin seçim başarısı, asıl olarak MHP'nin ve HDP'nin zararına olmuştur.

Seçimler, tarihi boyunca hiçbir zaman gerçekten demokratik koşulları yaratamamış olan Türk burjuvazisinin gerici karakterini vurgulamaktadır. O, II. Dünya Savaşı sonrası dönemi ABD emperyalizminin ve NATO'nun gölgesinde geçirmiş, işçi sınıfını ezmek için defalarca askeri diktatörlüklere ve faşist şiddete yönelmiştir. Kemalist CHP ve baş milliyetçi MHP, bu politikalarla özdeşleşmiştir.

AKP, kendi yükselişi devlet aygıtı içindeki düşmanları tarafından tehdit edildiği sürece, ordunun muhalifi ve demokratik reformların savunucusuydu. O, iktidarını sağlamlaştırdıktan sonra, Kemalist ve milliyetçi öncelleri gibi, aynı diktatörlük eğilimlerini geliştirdi.

HDP'ye gelince; o, Kürt kitlelerini değil ama Kürt burjuvazisini ve orta sınıfın ayrıcalıklı kesimlerini temsil etmektedir. Kürtlerin demokratik haklarının ortadan kaldırılması ve HDP'nin devletin zulmüne maruz kalması, Kürt burjuvazisinin bu partisini ilerici yapmaz. Tersine, HDP, Türk burjuvazisinin çeşitli kanatları gibi, ABD'ye ve diğer emperyalist güçlere hizmet sunarak onların desteğini almak için yarışmaktadır.

HDP'nin, Suriye'de barış çağrısı yaparken, bütün emperyalist güçlerin bölgeden çekilmesini, ABD ordusunun ve CIA'in üslerinin kapatılmasını, Türkiye'nin NATO'dan çıkmasını talep etmemesi anlamlıdır. Onun istediği bölgesel özerklik ya da bağımsız devlet, Kürt kitleler için daha iyi toplumsal koşullar ve daha fazla demokratik haklar değil; Kürt seçkinler için daha fazla ayrıcalık anlamına gelmektedir.

HDP için söz konusu olanlar, ondan yalnızca silahlı mücadele taktiğiyle ayrılan PKK için de geçerlidir. Bu taktik gericidir. Gerilla savaşı, Türk ve Kürt işçileri bölmekte ve sağcı Türk milliyetçilerinin değirmenine su taşımaktadır. Onun amacı, PKK'nin önderi Abdullah Öcalan'ın, Kürt seçkinlerinin daha fazla siyasi güç elde etmesi ve Kürt işçi sınıfının sömürüsünden daha fazla pay alması durumunda her an anlaşmaya hazır olduğu Türk devleti üzerinde baskı uygulamaktır.

PKK'nin Suriye'deki kolu olan Halk Savunma Birlikleri (YPG), şimdi, kendisini silahlandıran ve ona lojistik destek sağlayan ABD ordusu ile yakın işbirliği içinde çalışıyor.

İç savaşa doğru gidişi, yalnızca işçi sınıfının bağımsız bir siyasi hareketi önleyebilir. İşçiler, bu amaçla, burjuva partilerin ve çeşitli sahte sol grupların felç edici etkisinden kurtulmalı; gelişmelere kendi programlarıyla müdahale etmelidirler. Savaşa karşı mücadele ile kapitalizme karşı mücadele birbirinden ayrılamaz.

Emperyalist güçler ve bölgesel seçkinler, Ortadoğu'nun ve onun ekonomik kaynaklarının yeniden paylaşımı uğruna mücadele ediyorlar. Onlar, 100 yıl önce Britanya ve Fransız emperyalistleri tarafından çöken Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük bir kesimine dayatılmış olan parçalayıcı sınırların ve devlet yapılarının yerine yeni sınırları ve yeni-sömürgeci baskıyı geçirmeye çalışıyorlar.

Bununla birlikte, bu gündem yaşama geçirilmeden önce, işçi sınıfı, bu mücadeleye müdahale etme ve Türkiye'deki burjuva partilere karşı kendi alternatifini sunma fırsatına sahip olacaktır. Onun yanıtı, emperyalizme karşı mücadele ve işçi sınıfının bütün devletlerin, etnik ve dinsel ayrılıkların ötesinde, Ortadoğu Sosyalist Federal Cumhuriyeti bayrağı altında birliği olmalıdır.

En acil görev, Türkiye'de ve bölgedeki diğer ülkelerde bağımsız devrimci işçi partilerinin, Dördüncü Enternasyonal'in Uluslararası Komitesi'nin şubelerinin kurulmasıdır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır