World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/aug2016/ukra-a16.shtml

Terörist provokasyonun ardından Rusya ve Ukrayna arasındaki gerilimler artıyor

Bill Van Auken
16 Ağustos 2016
İngilizce’den çeviri (12 Ağustos 2016)

Batı destekli Ukrayna yönetimi, Perşembe günü, Rusya’nın egemenliğindeki Kırım’da gerçekleştiği bildirilen bir terörist provokasyonun ardından Rusya ile gerilimlerin tırmanmasının ortasında, askeri kuvvetlerini en üst seviyede alarm durumuna geçirdiğini ilan etti.

Moskova, kendi adına, Rus donanmasının Kırım’a yönelik bir saldırıyı püskürtme taktiklerinin provasını yapmak üzere Karadeniz’de tatbikatlar düzenlediğini duyurdu.

Perşembe günü Birleşmiş Milletler temsilcisini konu üzerine Güvenlik Konseyi önünde konuşmak üzere göndermiş olan Ukrayna hükümeti, Rusya’yı, Kırım’a ve Ukrayna sınırına 40.000’den fazla asker yığmakla suçladı. Kırım, Rusya’nın Karadeniz filosunun tarihi üssü ve her zaman, ülkenin ordusunun büyük bir konuşlanmasına sahip oldu.

Rusya’nın BM temsilcisi Vitali Çurkin, “Onlar, askerlerimizi saymak yerine,” Kiev hükümet güçlerinin Nisan 2014’ten beri yaklaşık 10.000 yaşama mal olan, Rusça konuşan ayrılıkçı azınlığa yönelik saldırısının devam ettiği Doğu Ukrayna’daki “çatışmaya son vermeliler” diyerek, suçlamayı reddetti.

Moskova, Ukrayna hükümetini, Rusya’nın yarımada halkının Rusya ile birleşme yönünde oy verdiği bir referandumun ardından ilhak ettiği Kırım’daki çok önemli altyapıya zarar vermeyi amaçlayan bir terör saldırısı düzenlemekle suçluyor. Rusya’nın Kırım hamlesi, ABD’nin öncülük ettiği Rusya’yı kuşatma ve ona askeri olarak boyun eğdirme yönelimini tırmandırmak amacıyla Washington ve Almanya tarafından organize edilen ve aşırı sağcı ve faşist güçlerin öncülük ettiği Şubat 2014 darbesinin ardından gelmişti.

AFP haber ajansına, “Rusya’nın Kırım’daki son askeri etkinliği, gerilimlerin azaltılması için faydalı değil” diyen bir NATO yetkilisi, ABD önderliğindeki askeri ittifakın Rusya ile Ukrayna arasında artan gerilimleri dikkatle takip ettiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Elizabeth Trudeau ise, durumu, “çok tehlikeli” diye adlandırdı ve Washington’ın, “Kırım, Ukrayna’nın parçasıdır.” görüşünü yineledi.

Hem NATO yetkilisi hem de Trudeau, Rusya’nın, Ukrayna tarafından organize edilen bir özel operasyon timinin Kırım bölgesine yönelik terörist eylemlerine ilişkin açıklamasını reddetti.

Rusya’nın devlet güvenlik kurumu FSB, Çarşamba günü, saldırıların, Ukrayna Savunma Bakanlığı’nın Baş İstihbarat Müdürlüğü’nün talimatıyla 6-7 Ağustos gecesinde gerçekleştirildiğini belirten ayrıntılı bir açıklama yayınladı. Açıklamaya göre, 8 Ağustos’ta, başka sızma girişimleri tekrarlanmıştı.

Açıklamada, amaçları, Kırım’daki “son derece önemli altyapı ve yaşam destek tesisleri”ni hedef almak olarak betimlenen Ukraynalı ajanları gözaltına alma girişimi sırasında bir FSB ajanının öldürüldüğü belirtildi. Bildirildiğine göre, operasyonu destekleyen zırhlı araçları içeren Ukrayna ordu birliklerinin açtığı ateş sonucunda bir Rus askeri de öldürüldü.

FSB, kara mayınları, el bombaları ve özel saldırı silahları ile birlikte, “toplam 40 kilogramlık TNT’nin patlama gücüne sahip 20 adet el yapımı bomba” ele geçirmiş olduğunu iddia etti.

Kurum, ayrıca, Ukrayna ordusunun istihbaratında bir görevli ve özel operasyon birliklerinin lideri olarak betimlenen ve kimliği Yevgeniy Aleksandroviç Panov olarak tanımlanan bir Ukraynalı tarafından verildiğini söylediği kanıtlar sundu.

Kırım Başbakanı Sergey Aksiyonov, terör operasyonlarının asıl kaynağının Washington olduğu suçlamasında bulundu. O, “Ukraynalı yetkililer bu tür eylemleri yapacak cesarete sahip değildir… Bunlar, onların kendi eylemleri ve mesajları değil.” dedi ve ekledi: “Onların arkasında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın olduğu görünüyor.”

Durumun böyle olduğunu varsaymak için her türlü neden mevcut. Kırım’daki provokasyon, ABD’nin Rusya’ya yönelik olarak sürekli artan saldırgan söyleminin ve eylemlerinin ortasında gerçekleşmektedir. ABD, Rus hava kuvvetleri tarafından sıkı bir şekilde desteklenen hükümet güçlerinin zaferlerini tersine çevirmeyi amaçlayan bir harekat düzenlemek için, Suriye’deki El Kaide bağlantılı milislerin silahlandırılmasını ve finansmanını arttırmış durumda. 1 Ağustos’ta, ABD destekli cihatçılar, içindeki beş kişinin ölümüne yol açacak şekilde, kurtarma görevindeki bir Rus helikopterini düşürdüler. Medyada, hükümet ile yakın bağlara sahip eski üst düzey yetkililer ve köşe yazarları, Rus destekli güçlere karşı ABD hava saldırıları çağrısında bulunuyor ve kaçınılmaz olarak Rus hava kuvvetleri ile bir karşı karşıya gelme anlamına gelecek bir “uçuşa yasak bölge” uygulanmasını talep ediyorlar.

Washington, Ukrayna’da, başında oligark Petro Poroşenko’nun bulunduğu kriz içindeki sağcı Kiev yönetiminin ordusunu güçlendirmeye çalışıyor. 500 kişilik bir ABD birliği, şu anda, faşistlerin önderlik ettiği milis üyeleri dahil Ukrayna güçlerini eğitmek üzere ülkenin batısında bulunuyor. Bu arada, yüzlerce, belki de binlerce ABD askeri personeli ve paralı askeri, ülke içinde ve dışında dönüşümlü biçimde çalışıyor. Geçtiğimiz ay, ABD Donanması, Ukrayna savaş gemileriyle birlikte, Karadeniz’de Rusya’ya meydan okumayı amaçlayan “Deniz Meltemi” tatbikatlarında yer aldı. Yine, Temmuz ayında, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Poroşenko ile görüşmek üzere, Washington’ın Kiev’in Kırım üzerindeki hak iddialarına desteğini yinelediği Ukrayna’yı ziyaret etti.

Ukrayna ile Rusya arasındaki tehlikeli savaş gerilimleri, aynı zamanda, Demokratların başkanlık yarışında favori olarak görülen adayı, eski dışişleri bakanı Hillary Clinton’ın Cumhuriyetçilerin faşizan adayı Donald Trump’a (özellikle Rusya sorunu konusunda) sağdan saldırma girişiminde bulunduğu bir seçim kampanyasının ortasında, dizginlerinden boşalmış durumda.

Demokratlar, WikiLeaks’in, Clinton’ın rakibi Senatör Bernie Sanders’a karşı ön seçimlere hile karıştırma girişimlerini ifşa eden Demokratik Parti Ulusal Komite e-postalarını yayınlamasının arkasında (hiçbir kanıt olmaksızın) Rusya Devlet Başkanı Putin’in olduğu suçlamasını getirirlerken, Trump’a karşı, onu Vladimir Putin’in bir kuklası olmakla itham eden yeni-McCarthyci bir kampanya yürütüyorlar.

Trump’a yöneltilen suçlamalardan biri (yine doğruluk payı olmaksızın), onun kampanyasının, Cumhuriyetçi programın Ukrayna konusundaki dilini “yumuşattığı” idi. Gerçekte o dil, Obama yönetimini “yeniden dirilen Rusya”ya yataklık yapmakla suçlamakta, Moskova’ya karşı yaptırımları desteklemekte ve “Ukrayna silahlı kuvvetlerine uygun yardım” çağrısında bulunmaktadır. Demokratların yakındığı şey, programın, Ukrayna yönetimine, bizzat Obama yönetiminin yapmadığını iddia ettiği bir şey olan, “öldürücü silahlar” sağlamaktan söz etmeyi unutmuş olmasıydı.

Clinton’ın, artan sayıda Cumhuriyetçi politika yapıcının yanı sıra ABD ordu ve istihbarat aygıtı içindeki önemli kişilerden gelen artan destekle birlikte bu tür politikalara sağdan saldırması, açık bir uyarı oluşturmaktadır. Kırım’da muhtemelen tetikleyici olarak düzenlenenler gibi provokasyonlarla birlikte, Doğu Avrupa’da Rusya ile doğrudan askeri çatışma hazırlıkları yapılmaktadır. Dünyanın başlıca iki nükleer gücünü kapsayacak bir çatışmanın böylesi tehlikeli bir şekilde tırmanmasının Kasım seçimleri sonrasına kadar ertelenip ertelenmeyeceği ise belirsizliğini koruyor.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır