World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/feb2016/syri-f20.shtml

Türkiye Suriye’ye yönelik kara istilası için bastırıyor

Bill Van Auken
20 Şubat 2016
İngilizce’den çeviri (17 Şubat 2016)

Ankara’daki bir yetkili, Çarşamba günü, medyaya, Türkiye’nin Suriye’deki yaklaşık beş yıllık iç savaşa son vermenin tek yolu olarak bir kara istilası başlatmak için ABD’ye ve müttefiklerine baskı yaptığını söyledi. İsminin gizli kalması koşuluyla konuşan yetkili, “Bir kara operasyonu olması gerektiğini koalisyon ortaklarımıza söylüyoruz. Bunu müttefiklerle tartışıyoruz.” dedi.

Yetkili, bu tür bir istilanın, “Türkiye’nin Suriye’de tek yanlı bir askeri operasyonu” biçimini almayacağını eklerken, “Bir kara operasyonu olmaksızın, Suriye’deki savaşı durdurmak imkansızdır.” diye sürdürdü.

Suriye savaşının böylesi bir tırmanması için potansiyel destek, Pazartesi günü Suriye’nin kuzeyindeki okullara ve hastanelere yönelik saldırılarda 50 dolayında sivilin ölmesi üzerine, özellikle Avrupa’da, birlikte yürütülen propaganda kampanyasında ifade buldu. Batı medyası ve çeşitli Avrupa hükümetleri, ölümler hakkında Suriye hükümetini ve onu destekleyen Rus güçlerini sorumlu tuttular; hem Şam hem de Moskova suçlamaları reddetti.

Bu ayın başında, Türkiye gibi, Suriye’deki İslamcı milislerin ana hamileri olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, bu ülkeye asker göndermeye hazırlandıklarını ilan etmişlerdi. Suudi kraliyet rejimi, dört savaş uçağını Türkiye’nin İncirlik hava üssüne aktardı.

Türk yetkili, bu tür bir kara operasyonunun amacının ne olacağı sorusuna, “tüm terör gruplarını Suriye’den uzaklaştırmak” yanıtı verdi ve Türkiye’nin bu kategoriye sadece Irak ve Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) değil, ayrıca Suriyeli Kürt güçleri ve bizzat Suriye hükümetini kattığını ekledi.

Türk yetkili, herhangi bir istilaya katılım için “uluslararası koalisyon”a ihtiyaç olduğu konusunda ısrar ederken, bunu hayata geçirmenin başarısız olması durumunda tek taraflı harekat olasılığını açık bıraktı. O, “10 gün içinde ne olabileceğini tahmin etmek, elbette zor. Koşulların değişmesi halinde bazı seçenekler söz konusu olabilir.” dedi. 

Bu açıklamalar, Türkiye, Suriye’nin kuzeyini art arda dört gündür uzun menzilli ağır silahlarla bombardımana tutmaya devam ederken geliyordu. Türk topçu atışının hedefi, Suriyeli Kürt milis gücü Halk Savunma Birlikleri’dir (YPG).

Rus hava saldırılarıyla desteklenen YPG, Türkiye sınırı civarında, Ankara ve Batı tarafından desteklenen El Kaide bağlantılı İslamcı milislere karşı büyük askeri ilerlemeler sağladı. Aynı anda, Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Suriye hükümetine bağlı birlikler, ABD’nin organize ettiği rejim değişikliği savaşı öncesinde Suriye’nin en büyük kenti ve ticaret merkezi olan Halep çevresinde benzer başarılar elde ettiler. Bu savaş, çeyrek milyonu aşkın Suriyelinin yaşamına mal oldu ve 11 milyondan fazla insanı evsiz sığınmacılara dönüştürdü.

Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Salı günü, şüphesiz Rusya’yla gerilimleri yoğunlaştırmak için kasıtlı bir girişimle tertiplenen Ukrayna ziyareti sırasında, Türkiye’nin, YPG stratejik sınır kasabası Azez’den çekilene kadar bombardımanına devam edeceğini söyledi. 

Türk topçu ateşi ve Suriye’nin tam bir istilası yönündeki talepler, emperyalist güçlerin ve onların bölgesel müttefiklerinin, mezhepsel bir iç savaşta Selefi cihatçı güçleri silahlandırma ve finanse etme yoluyla Esad hükümetini devirme girişimlerinde uğradıkları geri çekilişler üzerine büyüyen çaresizliklerini yansıtmaktadır.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, ABD tarafından hem Irak’ta hem de Suriye’de bombardıman harekatlarıyla başlatılan sözde IŞİD’e karşı savaşa desteğini ilan etmişti. Ancak Ankara, bu harekatı, Türkiye’nin Kürt illerindeki halka karşı kanlı bir baskıyla birlikte, her iki ülkedeki Kürt güçlerine karşı kendi askeri saldırısını başlatmak için bir kılıf olarak kullandı. Hükümet, hepsini “terörist” olarak adlandırarak, IŞİD ile PKK’yi, PYD’yi ve onun silahlı kolu YPG’yi eşitledi.

Ankara’nın birincil kaygısı, YPG ilerlemelerinin, Türkiye’nin güney sınırında etkin bir şekilde özerk bir Kürt bölgesi oluşturarak, kuzeybatı ve kuzeydoğu Suriye’deki iki ayrı Kürt yerleşim bölgesini birleştirmesini önlemektir.  

Bununla beraber, hem Erdoğan hükümeti hem de Suudi monarşisi, YPG ve Suriye hükümet güçleri ilerlemelerinin, CIA tarafından koordine edilen bir operasyon bünyesinde İslamcı milislere büyük miktarlarda silah ve ikmal malzemesi akıtmak için kullanılan son tedarik yolunu kesmesini engellemeye kararlıdır.

Herhangi bir Türk-Suudi müdahalesi, Kürtleri ezmeye ve İslamcıları desteklemeye yönelik olacaktır. Her iki amaç da, hızla, Suriye hükümeti ve onu destekleyen Rus güçleri ile doğrudan bir askeri çatışma tehdidi doğuracaktır.

Türkiye’nin geçtiğimiz Kasım ayında Türkiye-Suriye sınırında bir Rus savaş uçağına kasıtlı pususu göz önünde bulundurulduğunda, Türk uçaklarını Suriye üzerine harekata gönderme yönünde herhangi bir girişimin süratli bir karşılığı kışkırtacağı kesindir. Rusya, Suriye’deki gelişmiş S-400 uçaksavar silah sistemlerini tam da böylesi bir amaç için konuşlandırmıştır.

ABD, Rusya ve Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun diğer 15 üyesinin Münih’te bu hafta sonundan itibaren bir “ateşkes” üzerinde uzlaşmasından bir haftadan kısa bir süre sonra, beş yıllık çatışma, bölgesel ve potansiyel olarak küresel bir çatışmaya dönüşmeye her zamankinden daha yakın görünüyor.

Suriye’ye yönelik herhangi bir kara istilasının “küresel yansımaları” olacağını ve Türk ve Suudi güçlerinin bu tür bir maceranın “piknik” yapmaya benzemeyeceğini anlayacağını söyleyen Suriye Devlet Başkanı Esad, Pazartesi günü bu yönde bir uyarı yayınladı.

Esad’ın açıklaması, geçtiğimiz hafta bu tür bir müdahalenin “yeni bir dünya savaşını tetikleme” tehlikesi yaratacağını söyleyen Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev’in benzer uyarılarının ardından geliyor.

Pazartesi günü bildiren 50 sivil kayıp üzerine kışkırtılan histeri, daha geniş bir savaş tehdidinin durmadan büyüdüğünün bir belirtisidir. Fransa ve Britanya hükümetleri, Suriye ve Rusya hükümetlerinin “savaş suçlusu” olduğunu iddia etmekte Türkiye’yi izlediler.

Daha da önemlisi, Almanya Başbakanı Angela Merkel, rejim değişikliği savaşını daha iyi organize etmenin, Kürtleri bastırmanın ve sığınmacı akışını kontrol altına almanın bir aracı olarak Suriye topraklarına bir kordon oluşturmak isteyen Türk hükümetinin uzun süredir talep ettiği “uçuşa yasak bölge”ye desteğini ifade etti.

Onları vurduğu söylenen füzeleri ateşleme kapasitesine sahip hiçbir güce sahip olmadığında ısrar eden Rusya, okullara ve hastanelere yönelik saldırıların sorumluluğunu reddetti. Saldırıların en kötüsü, Başbakan Davutoğlu’nun Türkiye’nin Kürt saldırısına “sert bir karşılık” vereceği taahhüdünde bulunduğu Azez’de gerçekleşti.

Suriye’nin Moskova Büyükelçisi Riad Haddad, hastanelerden birinin bir ABD hava saldırısının hedefi olduğu suçlamasında bulundu.

Rusya ve Suriye hükümetlerinin iddia edilen “savaş suçları” üzerine taşkınlık, Batılı hükümetlerin ve medyanın, Ağustos 2014’te başladığından bu yana Irak ve Suriye’de yaklaşık 1.000 kişiyi öldüren ABD önderliğindeki koalisyonun hava saldırılarından kaynaklanan sivil ölümler hakkındaki mutlak sessizlikleriyle tam bir tezat oluşturmaktadır.

Büyüyen uluslararası gerilimlerin ortasında, Suriye’de, Ebu Cabir olarak da bilinen Haşim el-Şeyh’in Suriye hükümetinin Halep kentine yönelik ilerlemesine direnen sözde “asiler”in yeni komutanı olarak atandığı ilan edildi. El-Şeyh, geçtiğimiz Eylül ayına kadar, Afganistan’dan eski El Kaide militanları tarafından kurulan katı Selefi bir cihatçı milis gücü olan Ahrar el-Şam’ın lideriydi. Örgüt, hem El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra Cephesi’yle hem de Çeçen İslamcı savaşçılarla yakın ittifak halinde savaştı. Washington’ın ve müttefiklerinin düzenli bir şekilde “ılımlı muhalefet” olarak adlandırdığı unsurlar, bunlardır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır