World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/nov2016/pers-n11.shtml

Irk, sınıf ve Trump’ın seçilmesi

Barry Grey
11 Kasım 2016
İngilizce’den çeviri (10 Kasım 2016)

Medya uzmanları ve Demokratik Parti yetkilileri, Trump’a başkanlığı veren seçim bozgununu, “beyaz işçi sınıfı” içindeki yaygın ırkçılığın ve cinsiyetçiliğin bir ifadesi olarak sunuyorlar.

Seçim sonrasında ırkı merkezi konu haline getirme girişimlerinde, “Bu, değişen bir ülkeye” ve “siyah bir başkana karşı beyaz bir kamçı darbesiydi.” diyen CNN yorumcusu ve Obama’nın eski yardımcısı Van Jones’un açıklaması tipiktir.

New York Times’tan Eduardo Porter, gazetenin Çarşamba günkü baskısında, Clinton’ın ve Demokratların çöküşü, “Amerikan toplumunun tedirgin edici bir portresini çiziyor” diye yazdı. Porter, buna, “diğer her tür düşüncenin üstünde duran ırksal düşmanlık eliyle yön verilmektedir.” diye ilan etti.

2016 seçimlerinin ırk ve daha az oranda olmak üzere, cinsiyet prizmasından yorumlanması, gerçeklerle apaçık çelişki içindedir. Siyasi statükonun multi-milyoner cisimleşmesi olan Clinton’ı yenilgiye uğratan seçmenler, Barack Obama’yı iki kez Beyaz Saray’a getirmek üzere oy vermişti.

Trump, zaferini, büyük ölçüde, 45-64 yaş arası üniversite mezunu olmayan, özellikle erkeklerin oylarındaki bir dalganmaya borçludur. Bu kesim, büyük farkla Cumhuriyetçi milyardere oy verdi.

1952-1971 yılları arasında doğan bu insanlar, 1970-1989 yılları arasında işgücüne dahil oldular. Bu yüzden, onlar, çalışma hayatları boyunca, toplu işten çıkarmaları, gerileyen ücretleri ve kötüleşen çalışma koşullarını bizzat yaşadılar.

Onlar, çoğu, sendikasızlaştırma ve ücret kesintilerine karşı 1970’lerin sonlarının ve 1980’lerin şiddetli mücadelelerinde yer almış olan işçilerdir. Onlar, Hormel, Phelps Dodge, Greyhound, PATCO, AT Massey, Pittston’da ve sanayileşmiş Ortabatı genelindeki çelik fabrikalarında grev hatlarında görev almış genç militan işçilerdi. Onların mücadeleleleri, sendikalar tarafından sistematik olarak yalıtıldı ve ihanete uğradı.

Clinton’ın bu seçmenler içindeki payı, Obama’nın 2012’de kazanmış olduğu orana kıyasla keskin bir şekilde düştü. Onun, en önemli “savaş alanları” Michigan, Wisconsin ve Pennsylvania eyaletlerindeki oyu, sırasıyla, 13, 10 ve 9 puan azaldı.

İşçi sınıfı seçmenlerinin asıl kaygısının ekonomik sorunlar olduğu, sandık çıkışı anketlerine göre, seçmenlerin yüzde 62’sinin, Büyük Bunalım’ın sona erdiğinin resmen ilan edilmesinden sekiz yıl sonra, ekonomik durumu olumsuz olarak değerlendirmesi gerçeğinde görülmektedir. Bu değerlendirme, Trump seçmenleri içinde yüzde 85’e ulaşıyor.

Bir üniversite eğitim olmayan beyaz seçmenlerin dörtte üçü, ekonomi “iyi değil” ya da “kötü” dedi ve 10 kişiden yaklaşık sekizi, kişisel mali durumunun dört yıl önce olduğuyla aynı ya da daha kötü olduğunu söyledi.

Emekçi nüfusun bu geniş kesimi için, geçtiğimiz kırk yıl, yaşam standartlarında aralıksız bir aşınma getirmiştir. Center on Budget and Policy Priorities’in analiz ettiği nüfus sayımı verilerine göre, üniversite diploması olmayan beyaz erkek işçiler, 1975-2014 yılları arasında, ortalama gelirlerinde, enflasyon düzeltmesi yapıldıktan sonra, yüzde 20’den fazla düşüş yaşadılar.

Onların gelirleri, Obama yönetimi altında, 2007-2014 arasında, yüzde 14 düştü.

Salı günkü seçimde belirleyici faktör neydi? 2012’de Obama’ya oy vermiş, fabrikaların kapatılması ve düzgün ücretli işlerin ortadan kaldırılması eliyle ekonomik açıdan harap edilmiş büyük sanayi eyaletleri, Cumhuriyetçi kampa kaydılar ve seçimi Trump’a verdiler. Bu, büyük ölçüde, Obama’nın sürdürüp yoğunlaştırmış olduğu şirket yanlısı ve işçi sınıfı karşıtı politikalara protesto olarak, çoğu beyaz olan emekçilerden gelen bir oydu.

Bu eyaletler arasında, Michigan, Pennsylvania, Wisconsin, Ohio ve Iowa bulunuyor. Eskiden Demokrat olan ama son yıllarda Cumhuriyetçi haline gelen West Virginia ve Kentucky gibi diğer sanayi eyaletleri de, Trump’ın zaferine katkı yaptılar.

Trump’a dönmüş sanayi eyaletleri ile Obama yönetiminin 2009 GM-Chrysler kurtarması altına kapatılan otomotiv tesisleri arasında karşılıklı bir ilişki söz konusu. Bu yeniden yapılanma, yeni işe başlayan herkes için yüzde 50 ücret kesintisine ek olarak, 14 fabrikanın kapatılmasını ve 35.000 işin ortadan kaldırılmasını içeriyordu. Kapatılan tesislerden yedisi Michigan’da, üçü Ohio’daydı. Wisconsin’de, Janesville GM tesisi kapatılmıştı.

Trump’a verilen oylarda dışa vurulan derin öfkenin bir diğer ifadesi, Demokratik Parti başkanlık adayı ön seçim yarışında Vermont Senatörü Bernie Sanders’a oy vermiş ancak seçimde Cumhuriyetçi adayı seçmiş olan aralarında Michigan, Wisconsin, West Virginia, Indiana ve Idaho’nun yer aldığı eyaletlerin sayısıdır. Sanders’ın, Demokratik Parti’ye desteğinin kaçınılmaz sonucu olarak Clinton’a utanmazca teslim oluşu, Trump’ın zaferinde büyük bir rol oynadı.

Michigan, Wisconsin ve Ohio gibi eyaletlerdeki oy dağılımları, 2012’de Obama’yı tercih etmiş olan küçük sanayi kasaba ve kentlerinin, Salı günü, eyaletleri Cumhuriyetçi kampa doğru eğecek şekilde, Trump’a oy vermiş olduğunu gösteriyor.

Diğer taraftan, ırksal yorumlar, Clinton’ın yenilgisine damgasını vurmuş olan Detroit, Cleveland ve Milwaukee gibi büyük çoğunlukla Afrika kökenli Amerikalıların yaşadığı kentlerde seçime katılım oranındaki keskin düşüşle de çelişmektedir.

Detroit’i de içeren Michigan, Wayne County’de, katılımcı sayısı, 2008’e kıyasla 78.000 azaldı. Clinton, Detroit’te, Obama’nın 2012’de aldığından 48.000 daha az sayıda oy aldı. Flint’i kapsayan Michigan, Genesee County’de, katılımcı sayısı, 27 bin azaldı.

Cleveland’ı içeren Ohio, Cuyahoga’da, Clinton’ın oyu, bizzat Cleveland’daki en keskin düşüşle, 50.000’den fazla azaldı. Milwaukee’de katılımcı sayısı 58.000 azalırken, Philadelphia’da, Clinton, Obama’dan 18.000 daha az oy aldı.

Clinton’a yönelik ilgi yoksunluğu, herhangi bir ırkla sınırlı değildi. Bu, esasen, militarizm ve yolsuzluk siciline sahip bir Wall Street dostuna yönelik sınıfsal bir tepkiydi. Clinton, ulusal ölçekte, Obama’nın 2012’de aldığı oydan 6 milyon daha az oy aldı. Ve Obama’nın 2012’de toplam oyu, dört yıl önce ekonomiyi çökertmiş olan Wall Street spekülatörlerini örnekleyen bir şirket CEO’su olan Mitt Romney ile yarışıyor olmasına rağmen, 2008’deki oyundan daha azdı.

2016 seçimlerine yönelik gelecekteki incelemelerin, ortaya çıkan sonuçta, seçim gününden iki hafta önce Obamacare sağlık primlerinin 2017’de ortalama yüzde 25 artacağının ilan edilmesinin, FBI’ın Clinton’ın e-mail tartışmasına müdahalesinden çok daha önemli olduğu sonucuna varacağından çok az kuşku duyulabilir. Emekçi ailelerin gelirlerindeki bu yeni ve ezici yük, Obama’nın imzasını taşıyan yerel programın, sigorta şirketleri için işçilerin cepten yaptığı harcamalara dayanan bir devlet kuşu olduğu gerçeğinin altını çizdi.

Demokratlardan Cumhuriyetçilere kayan tüm Ortabatı sanayi eyaletleri, Pennsylvania’daki yüzde 32,5 oranındaki şiddetli artış dahil, iki haneli prim artışlarının hedefi oldu.

Bu olgular, Clinton’ın ve Demokratların yenilgisinin altında yatan şeyin ırk veya cinsiyet değil, ekonomik ve sınıfsal konular olduğunu fazlasıyla netleştirmektedir.

Trump’ın zaferi, sadece Demokratik Parti için değil, ama aynı zamanda sendika bürokrasisi için de tarihsel bir bozgundur. Cumhuriyetçilerin ezip geçmesinde son derece önemli olan sanayi eyaletleri, Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasının, Birleşik Çelik İşçileri (USW) sendikasının, Birleşik Maden İşçileri (UMW) sendikasının ve AFL-CIO’nun gerçekleştirdiği ihanetler eliyle büyük ölçüde harap edilmiş olanlardır. Onların Demokratik Parti ile onlarca yıllık ittifakı ve sınıf mücadelesini bastırmaları, otomotiv, çelik ve madencilik merkezlerini ekonomik çöllere dönüştürdü.

Irkçı ve sahte popülist demagog George Wallece 1972’de Demokratik Parti’nin Michigan ön seçimlerini kazandığında, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ve Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin öncülleri olan İşçiler Birliği ve Bülten (Bulletin), bu tehlike gelişmenin, UAW’nin Demokratik Parti ile müflis siyasi ittifakının sonucu olduğunu açıklamıştı. Sendikanın bu büyük şirket partisini işçi sınıfının üzerinde mutlak bir güç olarak koruma rolünün, işlerine ve yaşam standartlarına yönelik saldırılarla karşı karşıya olan işçilerin, egemen sınıfın en gerici temsilcilerinin arkasında olduğu ekonomik ulusalcılık temelinde hizaya sokulabileceği koşulları yarattığını vurgulamıştık.

Yaklaşık 45 yıl sonra, Amerikan ve dünya kapitalizminin çok daha ileri bir krizi ve işçi sınıfına yönelik çok daha yoğun saldırı koşulları altında, bu tehlike, kötücül ifadesini, aşırı sağ bir hükümetin iktidara gelmesinde buluyor.

İşçi sınıfı, hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler tarafından desteklenen savaş ve diktatörlük yönelimini yenilgiye uğratabilecek tek toplumsal güçtür. Kritik sorun, ırk ve kimlik politikalarının tamamının reddedilmesidir. Görev, Amerikan ve uluslararası işçi sınıfının kapitalizme karşı mücadelede birliğini oluşturmaktır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır