World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/nov2016/turk-n29.shtml

Trump’ın seçilmesi Türkiye’nin NATO müttefikleriyle anlaşmazlıklarını tırmandırıyor

Halil Çelik
29 Kasım 2016
İngilizce’den çeviri (24 Kasım 2016)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Trump’ın ABD başkanı seçilmesinden bu yana, NATO’dan uzaklaşıp Çin’e doğru olası bir jeo-stratejik kaymanın işaretini verirken, kendi otoriter gündemini daha da ilerletmiş durumda.

AKP hükümeti, 21 Kasım’da, Demokratik Bölgeler Partisi’nden (DBP) Kürt burjuva milliyetçisi bir politikacı olan Mardin belediyesi eş başkanı Ahmet Türk’ü gözaltına aldı. DBP, eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dahil dokuz milletvekili 4 Kasım’da tutuklanan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kardeş partisi.

NATO destekli 15 Temmuz başarısız darbe girişimini izleyen cadı avının parçası olarak, geçtiğimiz hafta, İstanbul cumhuriyet savcıları, 73’ü Yıldız Teknik Üniversitesi’nden gözaltına alınan 103 akademisyen hakkında yakalama kararı çıkardı. Akademisyenler, “silahlı terör örgütü üyesi”, yani ABD’de yaşayan Fethullah Gülen’in “Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)”nün üyesi olmakla suçlanıyorlar.

AKP, Gülen hareketini başarısız darbeye önderlik etmekle suçluyor. 15 Temmuz’dan beri, 110.000 dolayında insan devlet memurluğundan, ordudan ve yargıdan atıldı ya da görevden uzaklaştırıldı; bunların yaklaşık 36.000’i hapse atıldı. Savunma Bakanı Fikri Işık, TBMM’de, bunların 20.088’inin TSK personeli olduğunu söyledi.

Bu arada, faşist Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile birlikte çalışan AKP, otoriter bir başkanlık sistemi kuracak şekilde, anayasayı değiştirmeye hazırlanıyor. Haberlere göre, hükümet, cumhurbaşkanının bakanları meclis dışından atamasına ve kararname yoluyla yönetmesine olanak sağlayan, 29 maddelik taslağını oluşturmuş durumda. Cumhurbaşkanı, ayrıca, üniversite rektörlerinin yanı sıra, Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin yarısını atayabilecek.

Bununla birlikte, asıl değişiklik, Ankara’nın NATO’daki ve Avrupa Birliği’ndeki (AB) ortaklarıyla ilişkilerinde yaşandı. 20 Kasım’da, Erdoğan, NATO’nun İstanbul’daki yıllık Parlamenterler Meclisi toplantısında, bir kez daha, NATO üyelerinin PKK’nin Suriye’deki uzantısı Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile ilişkilerini eleştirdi. PKK, Türkiye’de, bir terör örgütü olarak yasaklanmış durumda.

Erdoğan, “Terör örgütleri mensuplarının ülkelerinizi de rahatça hareket etmelerine, propaganda yapmalarına, militan devşirmelerine, tehditle haraç toplamalarına engel olmanızı istiyoruz.” dedi ve PYD’nin silahlı kanadı Halk Savunma Birliklikleri’ni (YPG) kastederek, “Bilir misiniz Irak'ta ve Suriye'de, bizim terör örgütü olarak ilan ettiğimiz örgütlerin elinde, dostlarımızın ürettiği silahların çıktığını ve bu silahlar seri numaralarına varıncaya kadar hepsi bizde mevcut.” diye ekledi.

Ayrıca, Erdoğan’ın, Pazar günü, Türkiye’nin “ne pahasına olursa olsun” AB’ye katılmaya ihtiyacı olmadığını ve bunun yerine Çin’in, Rusya’nın ve Orta Asya ülkelerinin hakim olduğu bir güvenlik bloğuna katılabileceğini söylediği aktarıldı. Erdoğan, 18 Kasım’da, Türkiye’nin NATO müttefiklerinden giderek uzaklaşmasının bir başka işareti olarak, AB’nin Türkiye’nin üyeliğine “yılsonuna kadar karar vermesi” gerektiği uyarısında bulunmuştu. Cumhurbaşkanı, Ankara’nın, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi diğer fırsatları göz önüne alması gerektiğini söylemişti.

Erdoğan’ın açıklamasının ardından, Çin Dışişleri Bakanlığı, 21 Kasım günü, Çin’in, Türkiye’nin ŞİÖ’ye katılmaya yönelik herhangi bir başvurusunu değerlendireceğini açıkladı. Rusya ve Çin önderliğindeki pakt, 2001’de, Kazakistan’ın, Kırgızistan’ın, Tacikistan’ın ve Özbekistan’ın katılımıyla, bölgesel bir güvenlik bloğu olarak kurulmuştu. Türkiye cumhurbaşkanı, Ankara’nın 2013’ten beri diyalog ortağı statüsüne sahip olduğu ŞİÖ’ye katılma isteğini daha önce de tekrar tekrar dile getirmişti.

Daha önce NATO ile görüşmelerde Türkiye’nin elini güçlendirmek için az çok açık bir blöf olan Çin ile daha yakın bağlar yönünde bir hamleye ilişkin tartışmalar, bugün, küresel bir savaş yöneliminin ve otoriter yönetim biçimlerine dönüşün ortasında, giderek artan şekilde ciddi bir olasılık olarak görünüyor.

18 Kasım günü NTV’ye konuşan Savunma Bakanı Işık, Türkiye’nin Rusya ile S-400 hava savunma füze sistemi alımı konusunda görüşme halinde olduğunu belirtti. Işık, “Sadece S-400 için Rusya ile görüşmüyoruz. Elinde sistemi olan başka ülkelerle de görüşmeler yapılıyor. Rusya'nın şu ana kadar tavrı olumlu. Ümit ederiz ki, NATO üyesi ülkeler gayret gösterirler ve NATO'yla uyumlu bir sistemimiz olur.” diye konuştu.

Geçtiğimiz yıl, Türkiye, NATO’dan gelen ağır basınç altında, Çin’den uzun menzilli füze savunma sistemi alımına ilişkin 3,4 milyar dolarlık bir ihaleyi iptal etmişti.

NATO üslerinde ve karargahlarında çalışan 40 Türk askerinin 15 Temmuz darbesinin ardından sığınma başvurusunda bulunması, Ankara ile onun NATO ortakları arasındaki gerilimleri daha da arttırdı. NATO Genel Sekreteri Jens Stontelberg, 18 Kasım’da, bu haberi doğruladı. Bununla birlikte, o, Türkiye ile doğrudan bir çatışmadan kaçınarak şunları söyledi: “Her zaman olduğu gibi, bu, ulusal bir mesele olarak farklı NATO müttefikleri tarafından incelenecek ve karar verilecek bir konu.”

Türkiye’nin NATO ve AB ile ilişkilerinin kötüleşmesi ne yeni bir durumdur, ne de Trump’ın seçilmesinin sonucudur. Bununla birlikte, Trump’ın seçilmesi, hem Ankara’nın milliyetçi, otoriter ve militarist gündemini hem de NATO’daki ve AB’deki merkezkaç eğilimleri tırmandırmıştır.

Ankara, Trump’ın seçilmesini, kendi milliyetçi programını ilerletmek için bir fırsat olarak memnuniyetle karşıladı. Ancak AB yanlısı burjuva muhalefet partileri CHP ve HDP ile onların sahte sol destekçileri, Trump’ı derin bir endişe ile izliyorlar.

Erdoğan, Trump’ın seçilmesini kutlayan ilk devlet başkanlarından biriydi ve şunları söylemişti: “Bu tercihle ABD'de yeni bir dönem başlıyor. Temenni ederim ki, ABD halkının bu tercihi, dünyaya gerek hak ve özgürlükler noktasında, gerek Demokrasi noktasında, gerekse bölgemizdeki gelişmeler noktasında, hayırlı adımların atılmasına vesile olur.”

Bununla birlikte, Erdoğan ile Trump arasındaki ilişkiler son derece kırılgan. Erdoğan, 24 Haziran’da, Trump’ın Müslüman karşıtı söylemini kınamış ve adının İstanbul’daki alışveriş merkezi ve rezidans “Trump Towers”tan çıkarılması çağrısı yapmıştı. 

AKP, Trump’ın ABD başkanı olmasıyla birlikte, Ortadoğu’da önde gelen bir rol oynayabileceğini ve Washington ile ilişkileri yeniden güçlendirebileceğini umuyor. ABD emperyalizminin bir zamanlar en iyi müttefiklerinden biri olan AKP, Ankara’nın Suriye savaşında İslamcı savaşçıları güçlendirme taleplerini karşılamayan ama Türk hükümetine muhalif Kürt milliyetçi savaşçıları vekiller olarak kullanan Obama tarafından derin bir şekilde hayal kırıklığına uğratıldı.

Washington ile Ankara arasındaki anlaşmazlıklar, özellikle, Obama yönetiminden ve Almanya’dan örtülü destek almış olan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından keskin bir şekilde artmış durumda. O zamandan beri, Türkiye, defalarca Gülen’in iade edilmesini istedi. Ancak Washington, henüz Ankara’nın talebini kabul etmiş değil. Trump’ın da bu talebi yerine getireceği yönünde hiçbir açık işaret söz konusu değil.

Yine, Trump’ın Suriye rejimine ve IŞİD’e karşı başlıca vekil güçleri olarak Kürt milliyetçisi PKK’ye ve PYD’ye bel bağlama politikasını değiştireceği yönünde de herhangi bir işaret bulunmuyor. Temmuz ayının sonunda New York Times’a konuşan Trump, kendisini bir “Kürt hayranı” olarak adlandırmış ve Türk hükümetinin kendi Kürt azınlığı ile birlikte çalışacağını umduğunu söylemişti.

Türk ordusu, Suriye’de, 24 Ağustos’tan beri, Kürt güçlerini Fırat Nehri’nin doğusuna püskürtmek ve Ankara’nın vekil gücü olan ÖSO’yu kuvvetlendirmek için, Fırat Kalkanı Operasyonu’nu yürütüyor. Türk ordusu ve ÖSO güçleri, Türkiye-Suriye sınırı boyunca Suriye topraklarını işgal etmiş durumda ve şu anda, stratejik El Bab kasabasını IŞİD’den almayı amaçlıyorlar.

Türkiye’nin operasyonu, görünüşe göre, sadece Rusya’dan ve Suriye rejiminden değil ama aynı zamanda Washington’dan gelen muhalefetle de karşı karşıya. ABD’li Albay John Dorrian, 17 Kasım’da gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD önderliğindeki koalisyonun Türkiye’nin El Bab’ı “özgürleştirme” hamlesini desteklemediğini belirtti. Gazeteciler ile bir video konferans yoluyla Bağdat’tan konuşan Dorran, “Bu, onların aldığı ulusal bir karar.” dedi.

El Bab’a yönelik saldırı, Türkiye destekli ÖSO ile Türk topçu ateşi altında bulunan ABD destekli Kürt güçleri arasında topyekün bir çatışmanın dizginlerinden boşalması tehlikesi oluşturuyor.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır