World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2017/feb2017/isch-f20.shtml

Münih Güvenlik Konferansı başkanı Avrupa’nın yeniden silahlanmasını savunuyor

Peter Schwarz
20 Şubat 2017
İngilizce’den çeviri (16 Şubat 2017)

Bu hafta, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçilmesinin ardından derinleşen çatışmaları ve Avrupa’daki krizi dışavuran üç üst düzey toplantı planlandı.

NATO’nun savunma bakanları Çarşamba ve Perşembe Brüksel’de toplanıyor, G20’nin dışişleri bakanları Cuma günü Bonn’da görüşecek ve 53. Münih Güvenlik Konferansı hafta sonu düzenlenecek. ABD’den katılanlar arasında Başkan Yardımcısı Mike Pence, Savunma Bakanı James Mattis ve çeşitli senatörler yer alacak.

Diğer ülkelerden onlarca devlet başkanının, 50 dışişleri ve 30 savunma bakanının yanı sıra Almanya Başbakanı Angela Merkel de konferansa katılacak.

Toplantı öncesinde Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, yeni ABD başkanını sert biçimde eleştirdi ve Avrupa Birliği’ne birlik gösterme ve bir askeri takviyeye başlama çağrısı yaptı. 70 yaşındaki diplomat 45 yıllık bir dış politika deneyimine sahip ve Alman politikasındaki en etkili sesler arasında.

Ischinger, geçtiğimiz Cumartesi günü Berlin merkezli Tagesspiegel’e, “Ne yazık ki, ABD, Batı’nın sembolik siyasi-manevi önderliğine artık uygun değil.” dedi. “Trump’ın gelişi, ABD’nin, diğerlerinin öykünmeye çalıştığı meşale taşıyıcısı olduğu Batı’nın sonu demek. Şimdi Avrupa’nın görevi bu kaybı telafi etmektir.”

Ischinger, “ABD’nin dünya düzeninin öğelerini, NATO’yu, Avrupa bütünleşmesini [tartışmaya açmasından] beri” ortaya çıkan bu tür bir “azami istikrarsızlığı”, 40 yıldır görmemiş olduğunu söyledi.

O, şunları ekledi: “Şimdiye dek, dış politika ve güvenlik politikası, temel olarak, sağlam yönergelere ve düzenlemelere sahip durağan bir faaliyet idi. Şimdi, azami derecede öngörülemezlikle, yeni toplu koşullarla uğraşıyoruz. Bu, olağanüstü tehlikeli.”

Ischinger, Avrupa’da ve özellikle Almanya’da geniş çaplı bir askeri takviye yoluyla “Batılı değerler düzeni”ni savunmayı önerdi. O, Tagesspiegel’de, Alman ordusunun harcamalarının mevcut yüzde 1,2’lik seviyesini ABD’nin talep ettiği gibi sadece yüzde 2’ye değil, GSYİH’nin yüzde 3’üne çıkarması talebinde bulundu. Bu miktar, kalkınma bütçesini, buradan hareketle askeri bütçenin parçası haline gelecek diplomatik ve insani yardımı içermeliydi. Ischinger, “Bu yaklaşıma, tüm solcular tarafından en başından itibaren karşı çıkılmayacaktır.” dedi.

Ischinger, Pazar günü basına, askeri harcamada bu tür bir artışın Amerika’nın değil, Almanya’nın çıkarına olduğunu söyledi. “Bu yüzden, burada mesele, üçüncü sınıftaki bir çocuğun Pentagon seviyesine çıkması değil.” Mesele, daha çok, Bundeswehr’in (Alman ordusu) ülkeyi korumak için neye gerek duyduğu idi.

Ischinger, Alman ordusunun vuruş kabiliyetini güçlendirmek için, Avrupa Birliği içinde ordu ve silah sanayileri alanlarında daha yakın işbirliği istiyor.

O, Tagesspiegel’e, “Eğer AB üyeleri jetlerini veya silahlarını birlikte satın alırlarsa, parça başına yalnızca yarısını öderler.” dedi. “Bizim, harcamaların sadece yarısıyla, ABD’den altı kat kadar fazla silah sistemimiz var, fakat savaşma becerimiz yüzde 10’dan daha az.” “Dış politikada karar alma becerisiyle bağlantılı olarak… bölgeselciliğin” sona ermesi ile “biz Avrupalılar, gerçekten etki yapacak siyasi-askeri bir güç oluruz.”

“ABD’yi bir müttefik olarak tercihen bugünden yarına silen” Avrupalı politikacıların aksine, Ischinger, Salı günü Süddeutsche Zeitung’daki misafir köşesinde yazdığı gibi, mümkün olduğu sürece potansiyel bir açık kapıyı bırakmak istiyor. “Amerika Birleşik Devletleri’ne kesin bir şekilde yüz çevirmektense, Atlantik ötesi değerler topluluğunu sürdürmeyle ilgilenen herkesle işbirliği yapmalıyız.”

Ischinger, potansiyel ortaklar olarak, “Trump’ın Kongre’deki muhalifleri”ni ve “ayrıca yeni hükümet mensupları”nı saydı. O, “yeni ABD hükümetiyle mümkün olduğu kadar çok bütünleşme”ye çalışmak gerektiğini söyledi. “Etkiyi bütünleştirin, güvence altına alın—bu, tam da şu anda gerekli olan reel politikadır.”

Ischinger, bütün umutlarını, özellikle, Trump’ın aksine şimdiye kadar AB’ye ve NATO’ya destek ifade etmiş olan Savunma Bakanı “Kuduz Köpek” Mattis’e, Başkan Yardımcısı Pence’e ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’a bağlıyor.

Başlangıçta kendisinin de Münih Güvenlik Konferansı’na katılması beklenen Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’in istifası, AB destekçileri tarafından rahatlama ile karşılandı. Birçok Avrupalı politikacı AB’nin daha fazla parçalanmasını önlemek için Rusya ile bir cepheleşme yolunu izlemesini gerekli görürken, Flyyn, bir AB karşıtı ve Moskova müttefiki olarak görülüyordu.

Ischinger, Süddeutsche Zeitung yazısında, kendi “etkiyi bütünleştirme ve güvence altına alma” politikasının orduyu yeniden silahlandırmak için zaman kazanmaya ilişkin olduğu gerçeği hakkında şüpheye yer bırakmadı. Ischinger, “Kısa ve orta vadede,” Avrupalılar “Amerikan güvenlik garantisinden vazgeçemez.” diye belirtti. O, açıkça, bunu uzun vadede farklı görüyor.

Ischinger, aynı zamanda, “Atlantik ötesi ciddi bir krizi kışkırtacak ihaller”i kırmızı çizgiler olarak çekti. O, öncelikle, “Eğer gerçekten de, Donald Trump önderliğinde, AB’yi bir rakip olarak gören, onun hızla dağılmasını uman ve sağcı popülistleri destekleyen yeni bir hükümet politikası söz konusu ise, bu, karşılıklı ilişkiler için bir felaket olur.” uyarısında bulundu. Ischinger, daha önce de, bu tür bir politikayı “silahsız bir savaş ilanı” olarak betimlemişti.

Ischinger, ikinci kırmızı çizgisini, Rusya ile ABD arasında Avrupa zararına bir anlaşma; üçüncü çizgiyi ise İran’a karşı Almanya’nın desteklemeyeceği yeni yaptırımlar olarak ilan etti.

Ischinger, Avrupalı devletleri acilen birlik göstermeye ve özgüvenle hareket etmeye çağırdı, çünkü Trump’ın Avrupa’ya karşı “planlarını gerçekleştirebilmesi pek mümkün olmayacak”tı. O, ayrıca, “özellikle biz Almanlar, hassas dünya durumu ışığında dış, kalkınma ve savunma politikası alanlarındaki çabalarımızı önemli ölçüde yükseltmeliyiz.” diye belirtti.

Ischinger’in büyük bir askeri güçlenmeyi savunması, onun Trump’a ve Avrupa’daki sağcı AB karşıtlarına yönelik eleştirisinin “bir değerler topluluğu”nu savunmakla hiçbir ilişkisi olmadığını göstermektedir. Üç yıl önce, Münih Güvenlik Konferansı, Alman hükümetinin “askeri kısıtlamanın sonu”nu ilan etmesi için bir sahne işlevi görmüştü. Dönemin dışişleri bakanı ve şu anda cumhurbaşkanı olan Frank-Walter Steinmeier, o zaman, “Almanya, dünya politikası konusunda sadece kenardan yorum yapmak için fazla büyük.” diye belirtmişti. Onu, önceli Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ve Savunma Bakanı Ursula Von der Leyen desteklemişti.

Trump’ın yükselişi, tıpkı Alman militarizminin dönüşü gibi, küresel kapitalizmin çözümsüz krizinin sonucudur. Her bir ülkedeki egemen sınıf, derinleşen toplumsal ve ekonomik gerilimlere, siyasi ve ekonomik gücün küresel yeniden bölüşümü uğruna şiddetli bir mücadeleye girişmekten başka bir yanıta sahip değil. Almanya’nın Avrupa’yı askeri olarak kendi önderliği altında yeniden örgütleme girişimleri de, Avrupa içindeki -geçtiğimiz yüzyılda iki dünya savaşına yol açan- çatışmaları kaçınılmaz olarak kızıştıracaktır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır