World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2017/jan2017/left-j13.shtml

Sol Parti’nin önderi Berlin saldırısından dolayı Merkel’in sığınmacı politikasını suçluyor

Johannes Stern
13 Ocak 2017
İngilizce’den çeviri (11 Ocak 2017)

19 Aralık 2016’da Berlin’deki Noel pazarına düzenlenen saldırıdan bu yana, Almanya parlamentosundaki tüm politikacılar, devlet yetkilerinde kapsamlı bir artış ve sığınmacılara yönelik daha sert baskı yönündeki taleplerde birbirleriyle yarışıyorlar.

Bu sağcı kampanyanın yakın dönemdeki en yüksek noktası, Sol Parti’nin parlamento grup başkanı Sahra Wagenknecht’in haftalık Stern dergisindeki röportajı oldu.

Wagenknecht, Berlin’deki terörist saldırı için Başbakan Angela Merkel’e (CDU, Hıristiyan Demokrat Birlik) “ortak sorumluluk” yükledi. Wagenknecht, “Ortak bir sorumluluk söz konusu ama [mesele] daha karmaşık.” dedi ve ekledi: “[Alman] sınırlarının kontrolsüz bir şekilde açılmasına ek olarak, polis kuşa çevrildi, ne personel ne de teknik donanım risk durumuna uygun.”

Wagenknecht’in polisin genişletilmesi çağrısı, sığınmacı karşıtı ucuz propagandası ve Merkel hükümetine sağdan saldırması, aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’in (AfD) nefret sloganlarından güçlükle ayırt edilmektedir. Bu yüzden, o, hemen, aşırı sağcı parti saflarından övgü aldı.

AfD’nin Kuzey Ren Vestfalya eyaleti başkanı Markus Pretzell ve partinin eş başkanı Frauke Petry, Wagenknecht’in görüşlerini Twitter’da paylaştılar ve onu bir “bilge kadın” olarak tanımladılar. Pretzell, saldırıdan kısa süre sonra, “Bunlar, Merkel’in ölüleridir!” yazılı provokatif bir tweet atmıştı.

Suikast zanlısı Anis Amri’nin saldırıyı güvenlik kurumlarının gözleri önünde önünde hazırlamış olduğu ve hatta Almanya’da keskin bir sağa dönüşü hızlandırmak amacıyla onlar tarafından muhtemelen aktif bir şekilde desteklenmiş olduğu artık ortada olmasına rağmen, Wagenknecht, gizli servislerin şaibeli rolü hakkında tek bir kelime etmemektedir. O, bunun yerine, en iyi AfD’li tarzında, kendisini sağcı bir kampanyanın başına yerleştiriyor ve Merkel’e karşı ajitasyon yapıyor.

Wagenknecht, Stern’deki röportajında, “[Alman] sınırlarının Avrupa genelinde eleştirilen kontrolsüz açılması”nı kıyasıya eleştiriyor. [Ona göre] Almanya’da “temel bir sığınma hakkı var” olmasına rağmen, “ülkeye kimin girdiğini bile bilmediğimiz bir duruma izin vermek sorumsuzluk”tu.

Wagenknecht, ayrıca, Merkel’in “sınırları kontrolsüz açması, bir teşvik oluşturdu” ve “birçok sığınmacıyı ülkeye çekti”; böylece, “çok sayıda belirsizlik ve kaygı” üreterek AfD’yi yükseltti iddiasında bulundu.

Wagenknecht, Stern dergisinin, kendisinin AfD’nin görüşlerini savunduğuna ve “etnik-ulusal kanadın sözcüsü” André Poggenburg tarafından AfD’ye katılmaya davet edildiğine dikkat çekmesine, öfkeyle şu yanıtı verdi: “Görüşlerimiz üzerindeki egemenliği AfD’ye devredebilir miyiz? Artık, Poggenburg’un, doğru ya da yanlış, ortaya atabildiği herhangi bir şey söylenemeyecek mi? Bu saçma. Bizler, öylece, bir milyon insanın topluma dahil edilmesinin kolay olduğu iddiasında bulunamayız. Sorunların tanımlanmasını AfD’ye bırakırsak, o halde iyi geceler!”

Gerçekte, Sol Parti, AfD’nin büyümesinin tüm sorumluluğunu taşımaktadır ve bu, birçok yönden doğrudur. Birincisi, Sol Parti, eyalet yönetiminde yer alan bir parti olarak (şu anda, Brandenburg’da, Thuringia’da ve Berlin’de), özellikle Doğu Almanya’daki birçok işçiyi umutsuzluğa sürükleyen toplumsal sefaletin yaratılmasına yardımcı olmuştur.

İkincisi, onun “solcu” bir parti etiketi altında sağcı, kapitalist politikalar izlemesi gerçeği, sağcı demagogların kendi çıkarlarına kullanabildiği siyasi hayal kırıklıkları yaratmıştır.

Wagenknecht ve Sol Parti, Almanya’da ve uluslararası ölçekte derinleşen bir toplumsal ve siyasi kriz koşullarında, giderek artan bir şekilde, işçi sınıfını bölmek ve uluslararası rakiplerine karşı Alman bankalarının ve büyük şirketlerinin çıkarlarını ilerletmek için, açık yabancı düşmanlığına ve aşırı sağcı milliyetçiliğe yaslanmaktadır.

Stern dergisi, olası bir SPD-Sol Parti-Yeşiller hükümetinde yer alması halinde, onun, “son derece harika olduğu için bu ülkede hiçbir koşulda değiştirmeyeceği” herhangi bir şey olup olmadığını sorduğunda, Wagenknecht şu yanıtı verdi: “Aslında Almanya’daki bazı şeyler, başka her yerde olduğundan daha iyi. Mesela, Deutsche Bank’ın aksine, işleri reel ekonomiye hizmet etmek olan ve hala yarım yamalak bilinen tasarruf bankaları (Sparkasse).”

Wagenknecht, Stern dergisinde, dış politika konusunda, Berlin’in ABD’den ve Rusya’dan bağımsız bir çizgi benimsemesini savundu: “Kendimizi kandırmayalım. Hem ABD hem Rusya emperyal bir politika izliyor. Her ikisi de, Ortadoğu’ya, insan haklarından ve demokrasiden kaygı duydukları için değil; nüfuz alanları uğruna müdahale etmiştir.” Suriye’de, kuşkusuz, “Rusya tarafından da savaş suçları işlendi” ama Alman politikacılarının sivil kayıplara ilişkin öfkesi, Merkel “Bundeswehr’i [Alman Silahlı Kuvvetleri] yeni savaşlara göndermeye devam ettiği ve ABD’nin insansız hava araçları cinayetlerini Alman lojistiğiyle mümkün kıldığı” sürece, “büsbütün mantıksız” idi.

Açıkça ifade etmek gerekirse, Wagenknecht, Bundeswehr savaş görevlerini, onlar (hala) büyük ölçüde Amerikan savaş politikasına tabi olduğu için eleştirmektedir. Ancak Wagenknecht, Alman emperyalizminin çıkarlarının Washington’a ve Moskova’ya karşı yerine getirilmesi söz konusu olur olmaz, Merkel hükümetinin temsilcileri olarak, Alman askerlerinin yurtdışı savaş görevlerine gönderilmesi ve uluslararası hukukun ve insan haklarının ayaklar altına alınması konusunda hemen hiç tereddüt etmeyecektir.

Wagenknecht ve Sol Parti, sosyal refaha ve işçi haklarına karşı kapsamlı bir saldırı başlatmış ve 1945’ten beri ilk kez Almanya’yı savaşı sokmuş olan SPD ve Yeşiller ile olası bir koalisyon kampanyasının parçası olarak, Alman ordusundan üst düzey kişilerle bağlar kuruyor.

Örneğin, Sol Parti’nin parlamento grubu, geçtiğimiz yıl Eylül ayında, eski Bundeswehr genel müfettişi ve NATO Askeri Komite başkanı Harald Kujat’ı, Hannover’deki grup toplantısına davet etti. Basında yer alan haberlere göre, eski üst düzey Alman yetkilinin davet edilmesi, grup başkanı Wagenknecht’in doğrudan inisiyatifinin ürünüydü.

Wagenknecht ile Humboldt Üniversitesi’ndeki sağcı profesör Jörg Baberowski, Haziran ayında, Ettersburg Kalesi’nde birlikte boy gösterecekler. Baberowski, ordu ile sıkı bağlara sahip ve başka şeylerin arasında, Ordu Tarih Araştırma Bürosu’nda, Alman askerleri için “görev yönelimi” olarak tasarlanmış iki yayın üzerinde çalıştı. Sığınmacılara aralıksız olarak sövüp sayan ve birkaç kez Merkel’i istifaya çağıran Baberowski, aşırı sağın bir sözcüsü işlevi görmektedir.

Wagenknecht ile Baberowski arasındaki “Ettersburg diyaloğu”nun konusu, anlamlı bir biçimde, Ekim Devrimi’nin 100. yılıdır. Eski Stalinist Wagenknecht ile eski Maocu Baberowski’yi bir araya getiren şey, sığınmacıları reddetmelerinin ve “güçlü devlet” tutkularının yanı sıra, Lenin’in ve Troçki’nin Bolşevik Partisi’nin önderliği altında 1917 Rusya’sında siyasi iktidarı ele geçirip kapitalizmi yıkmış olan işçi sınıfının bağımsız devrimci hareketine yönelik düşmanlıklarıdır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır