World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2017/jan2017/syri-j23.shtml

Suriye’deki Rusya-Türkiye bombardımanı NATO krizini derinleştiriyor

Bill Van Auken
23 Ocak 2017
İngilizce’den çeviri (20 Ocak 2017)

Çarşamba günü Rus ve Türk savaş uçaklarının Suriye’nin kuzeyindeki IŞİD hedeflerine karşı eşgüdümlü hava saldırıları başlatması, hem Washington’ın savaştan harap olmuş Ortadoğu ülkesindeki müdahalesini saran krizi hem de Donald Trump’ın ABD başkanı olarak göreve başlaması öncesinde NATO ittifakını uğraştıran çelişkileri daha fazla açığa çıkardı.

Bombardıman harekatı, geçtiğimiz haftalarda Türk birlikleri ile IŞİD militanları arasında kanlı çatışmalara sahne olan Suriye kasabası El Bab çevresindeki hedefleri vurdu.

Rusya ile 65 yıllık bir NATO üyesi olan Türkiye’nin ortak harekatı, siyasi açıdan, eşi görülmemiş bir şeydir. Bu, Washington’ın ve onun başlıca NATO müttefiklerinin askeri bağları kestiği, yaptırımlar uyguladığı ve provokatif bir şekilde giderek artan şekilde binlerce ABD ve NATO askerini Rusya’nın batı sınırlarına konuşlandırdığı Moskova karşıtı kampanya ile tamamen çelişmektedir. ABD, daha geçtiğimiz hafta, Norveç’e yüzlerce ek Deniz Piyadesi konuşlandırırken, Polonya’ya 3.000 asker gönderdi.

Türkiye’nin Rusya ile işbirliği, Trump’ın NATO’yu “modası geçmiş” diye tanımlayan, üyelerini “terörü halledememek”le ve “yükümlü oldukları ödemeleri yapmamak”la suçlayan son açıklamalarıyla ittifakın Avrupalı üyelerini ciddi ölçüde şaşırttığı koşullarda, ABD önderliğindeki ittifaka yönelik bir başka meydan okumayı temsil etmektedir.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre, ortak hava saldırısı, Rus ve Türk ordularının önceki hafta üzerinde anlaştığı bir protokol doğrultusunda gerçekleştirildi.

Korgeneral Sergey Rudoskoy, yaptığı bir açıklamada, 12 Ocak’ta imzalanan belgenin, hem Türk ve Rus savaş uçakları arasındaki “ani durum”ları önlemek hem de “Suriye’deki uluslararası terörist grupları imha etmek için… ortak operasyonlar” hazırlamak üzere tasarlandığını söyledi.

Rusya-Türkiye ilişkileri, Kasım 2015’te, Türk savaş uçakları Türkiye-Suriye sınırında İslamcı savaşçılara karşı hava saldırıları gerçekleştiren bir Rus savaş uçağını pusuya düşürüp vurduğunda, dip noktasına ulaşmıştı. Olay, Türkiye’yi ve onunla birlikte NATO’yu, nükleer silahlı Rusya ile savaşın eşiğine getirmişti. O noktada, Rusya başlıca Ortadoğu müttefiki Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetini desteklemek üzere müdahale ederken, Türkiye, ABD’nin organize ettiği rejim değişikliği savaşını yürütmek üzere Suriye’ye akıtılan yabancı savaşçıların, silahların ve diğer kaynakların ana geçiş yolu işlevi görüyordu.

Geçtiğimiz Haziran ayında, Ankara, uçağın düşürülmesine ekonomik yaptırımlarla misilleme yapmış olan Moskova ile ilişkileri onarmaya uğraştı. İki ülke arasındaki ilişkiler, Cumhurbaşkanı Erdoğan hükümetinin ABD’yi ve müttefiklerini sorumlu tuttuğu 15 Temmuz’daki başarısız askeri darbenin ardından daha da yakınlaştı.

Türkiye ile Rusya arasındaki ikili ilişkilerdeki dönüm noktası, Rusya destekli Suriye ordusunun Batı destekli El Kaide bağlantılı milislerin son kent kalesi olan Doğu Halep’e yönelmesiyle birlikte, geçtiğimiz yılın sonunda yaşandı. Türkiye, Rusya ile birlikte, “son” asilerin bölgeden çekilmesine ve ülkenin büyük kısmında devam eden ülke çapında bir ateşkese arabuluculuk yaptı.

Washington, hem Halep hem de ateşkes ile ilgili görüşmelerinden açıkça dışlandı. Moskova, ancak son anda, göreve başlayacak olan Trump yönetimini (Suriye’nin diğer büyük müttefiki İran’ın itirazına rağmen), gelecek hafta Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılacak olan görüşmelere katılmaya davet etti. Görüşmeler, altı yıllık savaşta siyasi bir çözüme ulaşmayı amaçlıyor.

El Bab çevresindeki Rusya-Türkiye ortak hava saldırıları, Türk hükümetinin, bölgedeki Türk askerlerine benzeri bir hava desteği sağlamayı reddetmesi nedeniyle ABD ordusuna yönelik şiddetli protestolarının ardından gerçekleşti. Pentagon’un isteksizliği, geçtiğimiz Ağustos ayında “Fırat Kalkanı Operasyonu” adıyla askerlerini Suriye’ye gönderen Türkiye’nin peşinde koştuğu çatışan hedeflerden kaynaklanıyordu.

Görünüşte IŞİD’e yönelen Ankara’nın başlıca hedefi, gerçekte, Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve onun silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri (YPG) idi. Türk hükümeti, bu örgütleri, Türkiye’de uzun süreli bir kontrgerilla harekatı yürüttüğü yasadışı Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) şubeleri olarak kabul ediyor. IŞİD’in elindeki El Bab’a yönelik saldırı, asıl olarak, buranın YPG’nin eline geçmesini önlemeyi ve [Suriye’nin] Türkiye sınırındaki doğu ve batı Kürt bölgelerinin birleşmesini engellemeyi amaçlıyor.

Washington ise, kendi payına, silahlandırmak, eğitmek ve yönlendirmek üzere ABD özel kuvvetlerini gönderdiği YPG’yi, IŞİD’e yönelik ABD saldırısındaki başlıca vekil gücü olarak kullanıyor.

ABD’nin El Bab çevresindeki Türk kuvvetlerini hava saldırılarıyla desteklemeyi reddetmesi, onu NATO’daki müttefiki yerine “teröristler”i desteklemekle suçlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öfkeli kınamalarına yol açtı. Ankara, ayrıca, Türkiye’nin güneyindeki stratejik İncirlik hava üssünden ABD uçuşlarını onaylamayı ertelemeye başladı ve Washington ile müttefiklerini, üsse erişimi tamamen kapatmakla tehdit etti.

Pentagon’un Türk kuvvetlerine destek vermeyi reddetmekten vazgeçip tam da bu hafta El Bab çevresini sınırlı bir şekilde bombalamaya başlamasına yol açan şey, büyük ihtimalle, Türkiye ile Rusya’nın ortak hava saldırıları anlaşmasıyla birlikte, bu tehditlerdi.

Bu kalabalık ve jeostratejik açıdan gergin savaş alanı, muhtemelen Trump’ın Beyaz Saray’a çıkmasının ardından daha da tehlikeli hale gelecektir.

Haberlere göre, Trump, Pentagon’dan, IŞİD’i Suriye’de ve Irak’ta 90 gün içinde kesin bir yenilgiye uğratacak öneriler geliştirmesini istemiş. ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Çarşamba günü, Trump’ın savunma bakanı James Mattis’e, IŞİD’e karşı “harekatı hızlandırmaya yönelik seçenekler” sunacağını söyledi.

İsmi açıklanmayan Pentagon yetkililerinin sözlerini aktaran CNN, “Savunma Bakanlığı, yeni yönetime, Suriye’de IŞİD’e karşı savaşı hızlandırmaya yönelik askeri seçenekler sunmaya hazırlanıyor. Sıcak çatışmaya daha fazla ABD askeri gönderilebilir.” haberini verdi.

CNN’e göre, “Bir seçenek, eğer binlerce değilse, yüzlerce ek ABD askerinin [IŞİD’in Suriye “başkenti”] Rakka’yı alma savaşının parçası olarak çatışmaya sokulması… Pentagon, önümüzdeki aylarda, her biri 4.000 kadar askeri kapsayan, birkaç ABD tugayı büyüklüğünde savaş timlerini savaş alanına yerleştirebilir.”

Söylendiğine göre, İran’a karşı askeri provokasyonları tırmandırma planları da yapılıyor. Mattis, Senato’daki yemininde, İran’ı, “Ortadoğu’daki en büyük istikrarsızlaştırıcı güç” diye tanımladı ve Trump yönetiminin “İran’ın bölgesel egemenlik hedefini hezimete uğratması” gerektiğini söyledi.

Trump’ın Moskova ile ilişkileri geliştirme söylemine rağmen, ABD emperyalizminin Ortadoğu’da her zamankinden daha fazla yeni bir dünya savaşına dönüşme tehdidi oluşturacak yeni bir militarizm patlamasına hazırlanmakta olduğuna ilişkin her türlü belirti mevcut.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır